BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

Uzlaşmak Mı Zorlama Stratejileri Mi ?

Elestirmek, ses tonunu yükseltmek, suçlamak, taleplerde bulunmak tehdit etmek, cezalandirmak ve suçluluk duygusuyla manipülasyon, esinizin istediginiz bir seyi yapmasi için onu zorlama girisimleridir. Bu zorlama stratejilerinde aslinda kötü niyet yoktur. Belki siz istediginiz sonucu elde edersiniz ama, bedeli çok agir olabilir.
Bu stratejiler, karsilikli saygiya dayanan bir is birligi yerine, esiniz kontrolünüz altinda tutmanizi saglar. Bunlar, olumsuz stratejilerdir ve tercihleriniz yerine, istemediginiz seylere odaklanmaniza yol açabilirler. Esiniz düsünceli bir ekip arkadasi olmak istese de, aranizda olumsuz duygular yesermesine neden olurlar. Zorlama stratejileri, sinir ihlali konusunda da savunma mekanizmalarimizin gelismesine olanak tanir. Zehirli mesajlarda ise, iliskinizin iyiye degil, kötüye gitmesine yol açarlar. Daha da önemlisi, esinizin kaygilarini bir yana atmaniza zemin hazirlarlar.
IS HAYATININ GEREKLERININ OLUMSUZ YANSIMALARI…

E (erkek) ve K (kadin ) birbirlerini çok seven, çok yetenekli ve meslek sahibi bir çift, ama zorlama stratejilerinin kurbani olmuslardi. Ikisinin de anne babalari bosanmisti ve anne babalarinin evliliklerinde basarili olmadiklarinin farkina varip, onlarin yasadiklari bunalimli evlilik kaliplarini kirabilmek istiyorlardi. Erkek çok öfkeliydi. Her aksam yemekte esi kendisine öglen yemegini kiminle birlikte yedigini soruyordu. Erkek esinin sorularini hep kendisini kontrol altinda tutabilmek için sordugunu düsünüyordu. Önceleri sabirli davrandi, ama sonunda,  Benim polise gereksinimim yok! Beni ne zannediyor?   diye düsünmesine yol açti. Esinin is yasamini sorgulamaktan vazgeçmesi için bir takim zorlama stratejileri kullanmaya basladi:
  TALEPLER –  Kiminle yemek yedigimi sormaktan vazgeç!
  SUÇLAMA –  Bana her gün bu sinir bozucu sorulari sormakla sorun yaratiyorsun. Sana bu isten vazgeçmeni söylememe karsin bu davranislarin israrla sürdürüyorsun.
  ELESTIRI- Çok müdahalecisin!
  TEHDIT-  Bu soruyu sormaktan vazgeçmezsen, sonunda bir iliskiye girecegim.
  CEZA –  Yarin isten sonra içmeye gidiyorum. Bana böyle davranirsan sonunda olacak buydu!
 BASKI-   Konusmayi kes! Bana bu soruyu sorma dedim sana!
  SUÇLULUK DUYGUSUYLA MANIPÜLASYON-   Ben sana böyle bir soru soruyor muyum? Bana güvenmek zorundasin. Her dakika beni kontrol edemezsin!
Bu zorlama stratejilerinden her biri kadin boyun egmesine neden olabilirdi, ama içermesinin ya da direnç göstermenin bedeli yüksek olabilirdi. Kadin ögle yemekleri konusunda soru sormaktan vazgeçebilirdi ve böylelikle erkek istedigini elde etmis olurdu. Kadin kaygilarini göz önünde bulundurmadigi için iliskilerindeki güvensizlik ortadan kalkmaz, ama sadece bastirirdi.
HASSAS KONULARDA ISLERI YOLUNA KOYMA SOHBETLERI
Erkek sinirliydi, çünkü esi her gece öyle yemegini isyerindeki güzel kadinlardan biriyle yiyip yemedigini sorguluyordu. O da elestirildigimi düsünüp, sinirleniyor ve gecenin geri kalan kismini gergin bir biçimde geçiriyorlardi. Simdi bu tartismalarini nasil isleri yoluna koyma sohbetlerine çevirdiklerine ve bulduklari ilginç çözüme:
Asama 1 : duygulariniza kulak verin; ne hissediyorsunuz?
Kadinin, esinin çalistigi mimarlik bürosundaki kadinlarla olan iliskisi hakkindaki rahatsizlik duygulari son bulmamisti.
Asama 2 : ikilemi tanimlayin.
K: Kadinca duygularim bana onun seni bastan çikarmaya çalistigini söylüyor. Bu yüzden de her gece ögle yemegini kiminle yedigini soruyorum sana
Asama 3 :ricada bulunun
E: Onunla yalniz yemege çikmazsan sevinirim, ama bir grup yemegi elbette sorun degil. Buna hayir der misin?
Asama 4 :esinizin kaygilarini anlamak için yanitina kulak verin
E: Tabi ki , aslinda beni rahatsiz eden , bana güven duymaman. Konrol etmen…Bu duygu hiç hosuma gitmiyor
Asama 5 :buldugunuz çözümü uygulamaya koyun
E: Birlikte çalisirken o kadar yogunuz ki isyerinde ya da disarida alelacele yiyoruz, isyerindeki esas sorun oradaki havadan hoslanmamam. Bazen farkli bir sirkete mi geçsem diye düsündügüm oluyor, ama bu kadar iyi ekonomik sartlar sunan bir is bulabilir miyim bilmiyorum
K: Is konusunda kararin ne olursa olsun, seni destekleyecegimi unutma
Freud isleri gerçek bir anlamda paylasilmasinin saglikli bir yasam için çok gerekli oldugunu söylemistir. Saglikli insani, çalisabilen ve sevebilen insan olarak tanimlamistir. Bu formülü, saglikli bir çift, üzerlerine düsen isleri yapabilen ve birbirlerini sevebilen bir çift olarak daha da genisletebiliriz.
Yasamak çok kisa degildir ve saygili olmaya ayiracak zaman her an bulunabilir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU
Psikiyatrist & Psikoterapist

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

TÜRKİYE’DE CİNSEL SORUNLAR SIK MIDIR?

Dünyanın farklı bölgeleri ülkeleri ve kültürlerinde yapılan araştırmalar cinsel sorunların genel olarak sık rastlandığını ortaya koymaktadır. Yapılan çok sayıda çalışmanın değerlendirilmesinde yaklaşık olarak her üç kişiden birinin cinsel yaşamının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koymaktadır.

Çeşitli toplum ve kültürlerde yapılan çalışmalar, cinsel işlev bozukluklarının rastlanma sıklığı konusunda birbirine benzer sonuçlar vermektedir. Ancak, kültürel ve toplumsal etkenlerle ortaya çıkan bazı farklılıklar da vardır. Örneğin, bizim gibi muhafazakar toplumlarda cinselliğin yasaklanması, temel cinsel eğitimin olmaması, cinselliğin bir tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi etkenler kadınlarda vajinismusun ve cinsel istek bozukluklarının, erkeklerde ise cinsel istek ve boşalma bozukluklarının daha yüksek oranlarda rastlanmasına neden olmaktadır. Yine cinsel deneyimin yetersiz olduğu toplumsal kesim ya da gençlerde, erkeklerde erken boşalma, kadınlarda ise çeşitli orgazm güçlüklerinin diğer kesimlere oranla daha sık rastlandığı gözlenmektedir.

Ülkemizdeki cinsel tedavi merkezlerine başvurularda da genç erişkinlik dönemi başı çekmektedir. Ülkemizdeki cinsel tedavi merkezleri, poliklinikleri ve uzmanları son yıllarda hızla artış göstermesine karşın hasta başvurularındaki artış bunun önüne geçmiştir. Bu artışın nedenleri arasında toplumda bu alanda artan bilinç, medyanın yaygınlaşması ve bu konuda oynadığı rol, cinsel tedavi olanaklarında son yıllardaki ciddi artış vb. sayılabilir. Tüm bu gelişmeler, tıbbın ve tüm hekimlerin bu alanda daha donanımlı ve hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır. Tüm hekimlerin ve özellikle psikiyatristlerin, jinekologların ve ürologların cinsel sorunlar ve tedavileri konusunda fikir sahibi olmaları, temel bilgilendirme ve danışmanlık ile uygun yönlendirmeleri yapabilecek durumda olmaları gerekmektedir. Her hekim ya da psikiyatrist cinsel terapi ya da tedavi yapmak durumunda değildir, ancak bir çok olguda basit bir bilgilendirme bile kişinin kafasındaki yanlış bilgi ve koşullanmaları düzelterek sorunun çözümüne yardım edebilir. Ya da daha başlangıç aşamasında bulunan bir performans kaygısını (anksiyetesini) ya da cinsel baskıyı ortadan kaldırabilir.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

TOPLUM, YAŞLI CİNSELLİĞİNE NASIL BAKIYOR?

Yaşlıların cinselliği ile ilgili toplumda başlıca dört farklı tutum söz konusu:

1. YAŞLILIKTA CİNSELLİK: SIR DOLU SESSİZLİK…

􀂾 Cinselliğe sır dolu sessizlikle yaklaşılır. Bu yaklaşıma göre, bu tip konuların

konuşulmaması iyi olur. Bu tutumu olumlu yönden alırsak, bu yaklaşım mahrumiyete saygı demektir. Ancak sorunlar ortaya çıktığında, çare aranmaz, saklanmaya çalışılır.

2. YAŞLILIKTA CİNSELLİK: ÇİRKİN VE UYGUNSUZ…

􀂾 Bu tutum, yaşlıda cinselliğin çirkin, uygunsuz, zarafet ve incelikten yoksun olduğunu içeren düşüncedir. Bu tutumun uzun bir kültürel geçmişi söz konusu. Çapkın yaşlı erkeklerin genç kızları veya süslü, püslü yaşlı kadınların paraları ile genç erkekleri baştan çıkardığına ait medya haberleri çoğunlukla bu yaklaşıma kaynak oluştururlar. Aslında, bu tutum ensest tabusundan kaynak alır.

3. YAŞLILIKTA CİNSELLİK: PİS, ÇİRKİN ve İĞRENÇ…

􀂾 Bu tutum, yaşlılıkta cinselliğin pis, çirkin, iğrenç olduğunu içeren önyargı ile mücadele etmektir. Bu tutuma yaşlılıkta cinsellikle ilgili doğru bilgileri toplama ve mitlerle mücadele edici yaklaşımlar eşlik edebilir. Ancak,böyle bir yaklaşım toplum tarafından takdir edilmeyebilir ve gerçekte var olan sorunların tanınmamasına neden olabilir.

4. YAŞLILIKTA CİNSELLİK: CİNSEL BİRLEŞME YOKSA İLİŞKİ DE YOK…

􀂾 Dördüncü tutum cinselliğe çok dar açıdan bakmaktır. Cinselliği sadece cinsel organlar açısından algılamak ve cinsel yaklaşımı sadece heteroseksüel ilişki olarak görmektir. Oysa, yaşlıda cinsellik gençlerde olduğu gibi sadece cinsel ilişkiden ibaret değildir. Cinsellik, eşlerdeki tüm fiziksel yakınlıkları içerir. Değişen fiziksel görünümü rahat bir şekilde kabulü kapsar.

Ayrıca, takdir edici bir bakışı, yeni bir partnerle karşılaşıldığında cinsel uyarılmanın fark edilmesini, romantizmi ve heyecanı da içerir.

YAŞLILIK, ERKEK CİNSELLİĞİNİ NASIL ETKİLİYOR?

􀂾 Kişilerin, normal bir yaşlanma sürecinin cinselliği nasıl etkilendiğini bilmeleri ve çiftlerin bu değişiklere uyum göstermeleri cinsel ilişkilerin sürmesi açısından önem taşıyor.

􀂾 Pratisyen hekimler, yaşlı erkeklerde en çok sertleşme kaybı, yaşlı kadınlarda ise daha az sıklıkla vajinal kuruluk saptadıklarını belirtiliyorlar.

􀂾 Yaşlılık döneminde çoğunlukla fiziksel ve psikolojik faktörler karşılıklı etkileşim içine giriyorlar.

􀂾 Yaşlı erkek, cinsel işlevde yaşa bağlı normal işlevdeki değişiklikleri bir kenara bırakıp, performans konusunda yanlış beklentilere girebiliyor. Gençlerde cinsel aktivitenin sayısı cinsel güveni ve kendine olan saygıyı artırırken, yaşlı erkekler için cinsel performansın kalitesi özgüveni artırıyor.

􀂾 Yaşlanma korkusu ile zihinsel ve fiziksel yeteneklerinin azalacağı endişeleri de cinsel yaşantıyı olumsuz etkiliyor. Reddedilme korkusu yaşayabiliyor veya performansta çok az bir azalmayı aşırı büyütebiliyor.

􀂾 Bazı erkekler cinselliğe karşı ilgilerini ve aktivitelerini korurken, bazıları neden kaybediyor? Kişinin biyolojisi ve kişiliği, cinsel motivasyonu etkiliyor.Örneğin, cinsel partnerleri olmadığında veya eşleri menopoza girdiğinde bazı erkeklerin cinsel ilgilerinde belirgin bir azalma gözleniyor.

􀂾 Yaşlı erkeğin kaderi diye tanımlanan prostat yaşlanmayla beraber vücutta oluşan önemli değişimler arasında yer alıyor. Ve, prostatı ilgilendiren üç önemli sağlık sorunu söz konusu; selim prostat büyümesi, prostat enfeksiyonları ve prostat kanseri. 60 yaş üstü erkeklerde sıkça rastlanan prostat kanseri, cilt kanserinden sonra en sık rastlanan kanser tipi.

SERTLEŞME KAYBI ANA RİSK FAKTÖRÜ

􀂾 Sertleşme kaybı anahtar bir risk faktörü. Sertleşme kaybı görülme sıklığı

              20 yaşında    % 0,1 iken

              80 yaşında   % 75’e çıkıyor.

Sertleşme kaybı kaygı ve çatışmaları tekrar ortaya çıkarabiliyor. Örneğin, cinsel işlev konusunda yaşamının daha erken dönemlerinde kendine güvenemeyen bir erkek, yaşlılık döneminde daha önceki gibi boşalma sorunu yaşadığında performans kaygısı ile psikolojik sertleşme sorunu yaşayabiliyor.

􀂾 Yaşlı erkekte tam bir sertleşme oluşması için daha fazla uyarı ve zaman gerekiyor. Sertleşme sırasında penisin hacmindeki değişiklik daha az belirgin ve penisin sertliği yaşamın daha erken dönemlerine oranla daha az. Boşalma olması için daha fazla uyarılma gerekebiliyor, boşalma daha az güçlü oluyor ve meni miktarı azalıyor. Yaşın artması ile boşalma ihtiyacı azalıyor.

􀂾 Sertleşme kaybının göz ardı edilmemesi ve tedavi edilmesi sonucunda yaşlılarda hayat kalitesi anlamlı biçimde artırıyor. En kolay ve zararlı etkisi en düşük tedavi seçeneği ise erkeklerin hizmetine tıp bilimi tarafından sunulmuş durumda. Piyasada bulunan üç farklı molekül – sildenafil, tadalafil ve vardanafilile yapılan çalışmalarda yüzde 75’lere varan sertleşme oranları rapor edilmiş bulunuyor.

􀂾 Yaşa bağlı sertleşme kaybından sorumlu çok sayıda unsur var;

􀂃 En başta yaşla beraber artan kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi organik hastalıklar ve bu hastalıklarda kullanılan ilaçlar geliyor.

􀂃 Yaşa bağlı hormon işlevlerinde azalma, yaşlanmayla birlikte eşe veya eşin erkeğe ilgisini azalması da bir başka önemli faktör.

􀂃 Ayrıca eşlerden birinin fiziksel beceri kaybına neden olabilecek bir hastalığı da cinsel ilişkiyi tehdit eden bir unsur.

􀂃 Yaşlılarda sıklıkla rastlanan depresyon, kaygı bozuklukları ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçlar da da cinsel işlevleri bozabiliyor.

􀂾 Ancak, tüm bunlara karşın orgazm esnasında alınan zevkin şiddetinde belirgin bir azalma olmuyor. Yaşlı erkekler öpüşmekten, okşamaktan, okşanılmaktan, oral seksten de zevk alıyorlar ve cinsel doyuma ulaşabiliyorlar.

􀂾 Cinsel işlev ve davranışta yaşla azalma olduğu halde, cinsel  cinsel doyum yaşla azalmıyor. Cinsel aktivite ve sertleşme durumunda belirgin azalmaya karşın, sağlıklı yaşlı erkeklerin kendi cinselliğinden, partneri ile olan cinsel ilişkiden ve partnerlerinin cinsellikten zevk alma durumundan memnun oldukları gözleniyor.

􀂾 Boşalmayı takiben çözülme dönemi daha çabuk oluyor. Tekrar sertleşmeye kadar geçen süre uzuyor. Bu süre bazen saatlerce, bazen günlerce sürüyor.

􀂾 Ancak, yaşlı erkeklerdeki bu değişikliklere rağmen cinsel aktivite bir çok erkekte gayet iyi bir şekilde devam edebiliyor.

EVLİLİĞİN ROLÜ…

􀂾 Evlilik ve cinsel doyum arasındaki ilişki evliliğin ilk yıllarında yüksek düzeylerde olmasına karşın, erken ve orta yaşta mesleksel ve aile baskıları, ekonomik sorunlar nedeniyle azalabiliyor, ancak geç orta yaş döneminde tekrar artıyor.

􀂾 Cinsellik evliliğin erken döneminde evlilik uyumunun temel bir öğesi. Yıllar geçtikçe daha az sıklıkla ve daha az coşkuyla yaşansa da yaşlılık döneminde cinselliğin daha az önemli olduğu ve evlilik doyumuna daha az katkıda bulunduğu söylemek mümkün değil.

􀂾 Değişikliklerin yavaş olması çiftlerin duruma uyum göstermelerini sağlıyor. Bu çiftlerin gözünde seks daha az üstün körü yapılan bir şey oluyor ve çiftler sertleşme kaybını daha az hissediyorlar. Cinsellik, iki kişi arasında daha eşit olarak bölüşülüyor. Ön oynaşmalarda kadınlar daha aktif rol alıyorlar, erkekler ise aşk konusunda daha romantik olmaktan hoşlanmaya başlıyorlar.

YAŞLILIĞA UYUM GÖSTERENLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

􀂾 Mutlu bir evlilik hayatı olanlar ve cinsel yaşamlarından memnun olanlar

􀂾 Güven verici bir gelir düzeyine sahip olanlar

􀂾 Çevrelerinde olup bitenle ilgilenenler

􀂾 Çevre ile iyi bir iletişim kuranlar

􀂾 Sağlıklı olanlar, sağlıklarına dikkat edenler

􀂾 Sosyal ve kültürel değişikliklere uyum gösterenler

􀂾 Çevreye karşı hoşgörülü olanlar

􀂾 Sürekli işleri ile meşgul olanlar ve hobilere sahip olanlar

CETAD’ın “YAŞAM BOYU CİNSEL SAĞLIK…Sizin de hakkınız!” başlıklı projesi çerçevesinde hazırlanan “CİNSEL SAĞLIK/ÜREME SAĞLIĞI ALANINDA ERKEKTE SAĞLIKLI YAŞLANMA” dosya özeti

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

RÜYALAR VE RÜYA YORUMLAMA

Freud, rüyalar ile uyanıklıktaki yaşamın psikolojisi arasındaki bağı detaylarıyla araştıran, rüyalara yeni bir anlam kazandırarak tedavide kullanan ilk kişidir. Rüyaların, bilinçdışına giden bir yol olduğunu bulmuş, rüyaların yorumlanmasının insanın kendisini anlamasında çok önemli bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Rüyalar sayesinde bilinçdışının nasıl yapılandığını ve işlediğini anlamıştır.

Rüyalar, kişinin iç dünyasıyla, bastırılmış yaşantılarıyla ve geçmişiyle bağlantılıdır. Kişi; yargılama, değerlendirme ve eleştirme olmadan, rüyaları üzerinde serbestçe konuşursa kendisini tanıyabileceği ve anlayabileceği bir deneyim yaşar. Terapide, kişi “gördüğü ve anımsadığı” rüyaların çağrıştırdıklarını serbestçe konuşursa bunlar analiz edilebilir. Bu yolla, zihinsel yapının ve kişinin iç dünyasının durumu ve kişinin zihninin o sıralarda nelerle meşgul olduğu anlaşılabilir.

Rüyada, arzu doyumu gerçekleşir. Bazı rüyalarda bu çok açıktır, uyurken susayan birisinin su içmesi gibi. Bu arzu doyumlarının birçoğu çarpıtılmış ve değiştirilmiştir. Çünkü kişinin ve vicdanının kabul etmeyeceği öğeler ve arzular, sansürle karşılaşırlar. Sansür, uyku sırasında hafiflese de rüya içeriğinin bir miktar gizlenmesine neden olur. Sansür, gerçek nesnenin saklanmasını ve yerine başka bir nesnenin konulmasını sağlar. Hatta sansür, uyandıktan sonra güçlenir ve rüya hızla unutulur.

Rüyada gerçek olayların, günlük yaşantıların etkileri görülebilir. Gerçek yaşamdaki bir olayla bilinçdışındaki bir arzu arasında bir bağlantı kurulabilir ya da bilinçdışındaki arzu bu olayla birlikte bilince çıkacak bir yol bulmuştur. Böylelikle gündüz algılanan bir uyaran, uykuda geçmişteki bir meseleyi tetikler ve rüya çalışması ile bu mesele yeniden ele alınma, değerlendirilme ve çözümlenme şansı kazanır.

RÜYA ÇALIŞMASI:

Zihin, rüya çalışmasında yoğunlaştırma, yer değiştirme, görsel imgelere dönüştürme (şekil verilebilen tasarımlara) ve sembolleştirme gibi işlemleri kullanarak uykuda çalışmaya devam eder. Bu çalışma, uykunun korunmasını sağlayarak bedenin dinlenmesine olanak tanırken, iç dünyadaki sorunların çözümünde bilinçdışının derinliklerinden ve yaratıcılığından yaralanılır.

Yoğunlaştırma ile birçok zihinsel öge bir imge ya da olay üzerinden ifade edilebilir. Gündüz yaşanılan bazı olaylar bu yoğunlaştırmanın ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Yoğunlaştırma hafızanın bir depolama biçimidir. Bilinçdışının ve bilinçli zihnin ortaklıklar ve benzerlikler bulduğu ögeler beraber depolanırlar. Rüyalarda bu imgeler birbirlerinin yerine kolaylıkla geçerler. İmgesellik yoğunlaştırmayı kolaylaştırır.

İnsan yavrusu ilk önce nelerin yenilip yenilemeyeceğini öğrenirken ilk ayrımını iç ve dış olarak yapar. İkinci ana sınıflandırma ölçütü iyi ve kötüdür. Hoşuna gidenleri ve haz almasına izin veren ebeveynini iyi acı verenleri ve hazzını engelleyenleri kötü olarak sınıflar. Üçüncü ana ölçüt cinsel kimlik ve diğer kimliklerdir. Burada biz ve onlar ayırımı oluşur. Dördüncü ölçüt ensest yasağı ile belirlenir. Bununla sevilebilecek ama sevişilemeyecek, kızılabilecek ama öldürülemeyecek olan kişiler ve diğerleri ayrılır. Ensest yasağı ile hem cinsiyet ayrımı hem kuşaklar arası fark yerşne oturur. Bu ölçütler sayesinde zihin bir yapı kazanır, derinleşir ve gelişebilecek bir zemin bulur. Tüm bu ölçütler bir çeşit hayır içerirler, ebeveynlerden öğrenilirler ve bilinç ile bilinçdışını ayıran bir sansüre dönüşürler.

Sansür, yer değiştirmelerin kullanılmasına neden olur. Kişi annesinin yerine öğretmenini, babasının yerine okul müdürünü görebilir. Yani böylelikle nesnenin kadınlığı/erkekliği kabul edilmiş ama anne/babalığı kabul edilmemiş bastırılmıştır. İmge olarak öğretmen/müdür seçilmesi bunların dışındakilerin dışarıda kalmasını sağlar.

Son olarak rüya içeriği ikinci bir gözden geçirmeye maruz kalır. Karmaşık ve kaotik olan ilkel düşünce süreçleri tutarlı ve anlaşılır hale getirilir. İmgeler bir filme, öyküye evrilir.

KAYGI RÜYALARI:

Kaygı rüyalarında, kişilikte çatışan içerik kaygı yaratır ve kişiyi uyandırır. Bu durumda rüya uykuyu koruyamamıştır. Ama bu uyanma sayesinde rüya daha iyi anımsanır ve konuşulması sağlanmış olur. Böylelikle rüya içeriği çalışılabilir hale gelir. Bilinçdışı, bilinçten destek alır.

Kaygı rüyaları bir boşalma biçimi olabilir. Travmatik ya da yoğun stresli olaylar yaşamış kişiler, olaya egemen olma amacıyla tekrarlamalar yaşarlar. Diğer yandan mazoşist kişiler ve cezalandırılmak isteyenler bu arzularını rüyalarda kaygı, stres ve acıyla doyurmaya çalışabilirler.

RÜYA GÖRME:

Beyin, algılayıcı ve alıcıların uyarılarını motor organlara ileten bir yapıdır, uykuda motor organlar bloke edilmiş ve boşalım engellenmiştir. Bu nedenle ruhsal enerji ilerletici değil geriletici amaçlara hizmet eder. Bu gerileme sayesinde yaratıcılık ortaya çıkar ve rüya çalışması yapılabilir hale gelir.

Rüyalarda düşünce daha ilkel bir biçimde ortaya çıkar. Gerileme arttıkça bastırılmış bilinçdışı arzular gün yüzüne çıkar ve boşalmak için bir yol ararlar.

Rüyalar, yukarıdaki bilgiler ışığında, bir terapi süreci içinde ve rüya yorumlamasını bilen bir terapist ile yorumlanırsa içsel çatışmalar analiz edilebilir. Bu yolla belirtiler, kaygılar ve çatışmalar çözümlenebilir.

Rüyalar gelecekteki dünyanın değil içimizdeki dünyanın habercileridirler.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARI GÖREV TANIMLAMASI

“Sağlık Bakanlığının ruh sağlığı hizmeti sunan tüm meslekler için görev, yetki ve sorumluluk tanımlarını içeren yasa girişimini destekliyoruz” 

Son yıllarda Fen Edebiyat Fakülteleri ya da Eğitim Fakülteleri Psikoloji Bölümünden mezun olanlar ile Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezunları Özel Psikolojik Danışmanlık adı altında TC yasalarına uygun olmayan biçimde hasta muayene ve tedavi hizmeti vermeye başlamışlardır. Son beş yıl içinde ise bu uygulamalar çığırından çıkmış ve yaşam koçluğu, eğitim danışmanlığı, kişisel gelişim uzmanlığı gibi adlar altında felsefe bölümü mezunları, iktisatçılar vs. birçok kişi bu alanda çalışmaya, hasta görmeye, tanı koymaya ve tedavi etmeye başlamışlardır. Yapılan bu uygulamalar yasa ihlali ve halk sağlığının ehliyetsiz ve yetkisiz kişilerce suiistimali olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Psikiyatri Derneği bu konudaki duyarlılığını bakanlığa bir dilekçe ile ileterek gerekli denetim ve yasal işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. Bu gelişmeler ve kamuoyun yansıyan çeşitli olaylar çerçevesinde son günlerde ruh sağlığı alanında çalışan meslek gruplarının çalışma koşulları ve görev tanımları bazı basın yayın organlarında yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle Nisan ayında Sağlık Bakanlığı tarafından İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilen ve meslek topluluğumuz tarafında olumlu olarak değerlendirilen psikolojik danışma merkezlerinin kapatılması ile ilgili genelge ile bu tartışmaya daha da ivme kazanmıştır. Ruh sağlığı çalışanlarının görev ve yetkilerinin sıklıkla kötüye kullanıldığı ülkemizde bu çalışmaların yapılıyor ve tartışmaların yürütülüyor olması ülkemiz ruh sağlığı hizmetleri açısından büyük önem arz etmektedir. 

Ülkemizde toplumun bir çok kesiminde ruhsal sorunlarla uğraşan meslek gruplarının tanımlamasını yeterince bilinmemektedir. Örneğin sıklıkla psikolog ya da psikiyatri hekimi (psikiyatrist) kavramları aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu kullanım ile aslında aldıkları eğitim olarak çok farklı olan iki grup sıklıkla birbirine karıştırılmaktır. Ruh sağlığı ile ilgili sorun yaşayan kişiler nereye başvuracakları hususunda kararsızlık yaşamaktadır. Ruh sağlığı hizmeti bir ekip çalışması içerisinde yürütülmelidir. Ruh sağlığı ekibinin birer parçası olan dünyada  ve ülkemizde uzun yıllardır işbirliği içinde çalışan psikiyatri hekimi ve psikologların görev tanımlamaları ile ilgili olarak Türkiye Psikiyatri Derneği basını ve kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu hissetmektedir. 

Türkiye Psikiyatri Derneği T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmakta olan Sağlık Meslekleri yasasında ruh sağlığı alanında çalışan meslek mensuplarının görev tanımlamalarına katkı sağlamayı sürdürmekte, bu amaçla hazırladığı dökümanları ilgili birimlere göndermektedir.

Bilimsel artalan:

1 – İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlık biyo-psiko-sosyal olarak tam bir iyilik halinde olmak olarak tanımlanmaktadır.

2- Bu süreçlere ilişkin ortaya çıkan hastalık durumlarında tanı mutlaka hekim tarafından konur ve tedavi bütün tıp branşlarında olduğu gibi hekimin sorumluluğunda bizzat kendisi ya da koordine ettiği sağlık ekibi tarafından uygulanır.

3 – Bir yakınmanın ruhsal mı yoksa bedensel mi olduğu ancak iyi bir tıbbi öykü alma, tam bir fizik muayene ve özellikle de nörolojik muayeneden ve gerekli tetkiklerden sonra anlaşılabilir. Ruhsal hastalık tanısı da iyi bir tıbbi öykü alma ve ruhsal muayeneyi takiben konulabilir. Bu nedenle ruhsal hastalığı olan kişilerin muayene ve tedavi yetkisi ruh sağlığı alanında psikiyatri hekimlerine verilmiştir.

4- Dört yılık fen edebiyat fakültesi psikoloji bölümü mezunları ile eğitim fakültelerinin psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünü mezunları öğrenimleri süresince hemen hiç bir kurumda yapılandırılmış, müfredatı kabul edilmiş ve uygulaması denetlenen bir klinik stajı yapmamaktadır. Kurumdan kuruma değişen 15 gün veya bir aylık süreler boyunca hastane ortamında bulunmak dışında ruhsal hastalığı olan kişilerle karşılaşmamaktadırlar. 

5- Nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin tıp eğitimi almamış kişi ya da meslek gruplarının hasta muayene etme, tanı koyma ve tedavi yetkisine sahip olarak faaliyet göstermeleri pek çok açıdan evrensel bilimsel görüşe ve halk sağlığının korunmasına aykırı bir durumdur. İnsan sağlığı ile ilgili olmasına karşın sağlık hizmeti dışında tanımlanan her hizmet sağlık bakanlığının yetki ve denetiminden kaçırılmış olur. Sağlık hizmetlerinin tek düzenleyicisi sağlık bakanlığı olmak zorundadır. 

6- Tıbbi eğitim almamış kişilerin hiçbir şekilde psikiyatrik anlamda ruhsal bozulma/hastalık ile normal/sağlıklı ayrımını yapamayacağı bilimsel bir gerçektir. Tüm ruhsal hastalıkların tanısında “bu durumu açıklayacak fiziksel bir hastalık ya da madde kullanımının dışlanması” hayati öneme sahiptir.

Örneğin hipotiroidi belirtileri ile depresyon belirtilerinin ayrımını hekim dışı meslek gruplarının yapması beklenemez ya da hipertiroidili bir çocuğa dikkat eksikliği yanlış tanısı konulabilir. 

Major depresyon fiziksel hastalıklara en çok eşlik eden psikiyatrik bozukluk olarak öne çıkmaktadır.

Depresyon bilinen/akla gelebilecek tüm fiziksel hastalıkların seyrini olumsuz yönde değiştirerek sağlık merkezlerinin kullanımını artırır, kişinin günlük yaşam kalitesini düşürür.

Tedavi edilmeyen depresyonun, özellikle kalp krizi geçirmiş kişilerde hastalığın seyrini kötüleştirdiğine dair bilimsel makaleler yayınlanmıştır. 

7- İç hukukumuzdaki mevzuata göre ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı dışındaki ruh sağlığı çalışanları psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi (psikoterapi ve/veya ilaç tedavisi) sürecinde tek başlarına yer alamazlar. Ruh sağlığı hizmetleri tedavi süresi boyunca da işbirliği içinde ve ekip halinde sürdürülmelidir. “Tedavi süreci” tanının tekrar değerlendirilmesi ve iyileşmenin takibinden ayrı düşünülemez. Tanının psikiyatri hekimi tarafından konulması sonrasında psikolojik tedavinin klinik psikolog tarafından, psikiyatri hekiminin dahil olmadığı bir süreçte yürütülmesi tanının tekrar değerlendirilmesi, eklenebilecek tanıların takibi vb. gibi konular açısından uygun değildir.

8- Yüksek Öğrenim Kurulunun 16.9.08 gün ve B.30.0.E.Ö.B. 0.00.00.01- 3584 sayılı yazısında psikologların tek başlarına muayenehane açıp psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi sürecinde yer alamayacakları açıkça belirtilmektedir(Ek-1). 

9- “Tedavi süreci” tanının tekrar değerlendirilmesi ve iyileşmenin takibinden ayrı düşünülemez. Tanının psikiyatri hekimi tarafından konulması sonrasında psikolojik tedavinin klinik psikolog tarafından, psikiyatri hekiminin dahil olmadığı bir süreçte yürütülmesi tanının tekrar değerlendirilmesi, eklenebilecek tanıların takibi vb. gibi konular açısından uygun değildir.

10- Ölçme ve değerlendirme testleri tanıya yardımcı yöntemler olup tek başına hastalık tanısı koydurucu özellik taşımazlar.

Örneğin EEGde belirlenen patolojik bulgu tek başına epilepsi tanısı koymaya yeterli değildir, EEG nin normal olması da epilepsinin olmadığı anlamına gelmemektedir.

Bütün bayılmalar ruhsal kaynaklı konversiyon olarak değerlendirilemez. Ayırıcı tanı için tıp bilgisi gereklidir. Ruhsal kökenli bayılmalarla kan basıncı düşmesine bağlı bayılmaları ayırmak için bile tıp bilgisine ihtiyaç vardır. 

12- Var olan eğitim mevzuatına göre klinik psikologlar üniversite ve yüksek okulların sosyal bilimler enstitülerinde yüksek lisans ve doktora programlarını tamamlamaktadırlar. Oysa klinik ortamda çalışacak ve hasta görecek psikologların da, psikiyatri hemşirelerinde olduğu gibi diğer tüm sağlık mensuplarıyla birlikte yüksek lisans ve doktora programlarını, sağlık bilimleri enstitülerinde yapmaları gerekmektedir. Sağlık bilimleri enstitüsü bu programlara katılanların klinik ortamda ve hastanede hasta görme ve tanı tedavi sürecine katkıda bulunma eğitimi almalarını sağlayacaktır. 

Tanımlar

Ruh sağlığı alanında çalışan kişileri şöyle sıralayabiliriz: 

1.            Psikiyatri hekimi

2.            Pratisyen hekim/Aile hekimi

3.            Psikolog/Klinik Psikolog

4.            Hemşire/Psikiyatri hemşiresi

5.            Sosyal hizmet uzmanı

6.            Psikolojik Danışmanlar 

Psikiyatri hekimi

Ruhsal rahatsızlıkların önlenmesi, tanınması, tedavi edilmesinde ve rehabilitasyonunda çalışan tıp fakültesi mezunu psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlamış hekimdir. Psikiyatri hekimi, 6 yıllık tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4-5 yıl psikiyatri ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel tıbbi hastalıklar hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını değerlendirme tanı koyma, ayırıcı tanı yapma ve tedavi etme bilgisi ve yetkisine sahip olan kişidir. 

Psikiyatri hekimi klinik karar verici olarak ruh sağlığı ekibi içinde koordinasyonu sağlamaktadır. Psikiyatrik hizmetin kaliteli olarak verilebilmesi için başvuru, değerlendirme, tedavi, diğer birimlere yönlendirme ve tedaviyi sonlandırma, izlem ve rehabilitasyon aşamaları tanımlanmıştır. Tıbbi süreçleri değerlendirerek psikiyatrik tablolara ilişkin ayırıcı tanı yapmak, tanı koymak, tedaviyi planlamak, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak ve/veya yönlendirmek psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi içindedir. 

Psikolog/Klinik Psikolog 

Psikolog: Fen-Edebiyat fakültelerinin 4 yıllık psikoloji bölümünden mezun olmuş kişilere psikolog denilmektedir. Psikoloji lisans eğitimi sırasında hasta görüşmesine dayalı uygulamalı klinik eğitim, süpervizyon veya yapılandırılmış standardize psikoterapi eğitimi almamaktadırlar. Sosyal bilimler alanında, teoriye dayalı olarak bu eğitimi alan psikologların sağlık alanında tanı veya tedaviye dayalı bağımsız ve bireysel uygulama yapmaları beklenemez. Temel tıbbi bilgileri olmadığından ayırıcı tanı yapmaları ve tedaviyi planlamaları ve sağlıklı olarak yürütmeleri beklenmemelidir. Klinik ortamlarda psikiyatri hekimi ile birlikte ruhsal hastalıklara  tanı koyulması ve  ve tedavi hizmetleri sırasında tıbbi ekibin bir parçası  olarak çalışırlar. Aynı şekilde koruyucu ruh sağlığı ve rehabilitasyon hizmetlerinde ruh sağlığı ekibi içerisinde yer alırlar. 

Klinik psikolog: Şu anki tanımlamada, lisans eğitimleri üzerine, sosyal bilimler alanında klinik psikoloji üzerine yüksek lisans/doktora yapmış psikologlara denilmektedir. Türkiyede yüksek lisans eğitimlerinde psikiyatri klinikleri nadiren kullanılmaktadır. Oysa Avrupa Psikolog Dernekleri Federasyonu (EFPA) psikoloji lisans eğitiminde dahi klinik eğitimin esas olduğunu ve bu eğitimlerin de “sağlık kurumlarında” yapılması gerektiğini belirtmektedir. Diğer bir deyişle hasta ile karşılaşmadan, klinik uygulama olmaksızın yapılacak teoriye dayalı doktora programları ile klinik psikolojide yeterlik kazanılamaz.  

Sosyal bilimler alanında psikolojinin çeşitli yan dallarında yüksek lisans veya doktora programlarını tamamlamış olan psikologlara verilen bilim uzmanı ya da bilim doktoru ünvanları, işletme, hukuk vb. gibi diğer bilim dallarında verilen akademik ünvanlara karşılık gelmektedir. Bu kişiler akademik ortam dışında sağlık kuruluşlarında çalışmak istediklerinde lisans eğitimi almış psikologların görev pozisyonunda çalışabilirler. 

Klinik psikologlar bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslararası tanınırlılığı olan standardize eğitimlerden geçerek belgelendirilirlerse psikiyatri hekiminin yasal sorumluluğunda ve koordinasyonunda psikoterapi yapabilirler. Aynı şekilde koruyucu ruh sağlığı ve rehabilitasyon hizmetlerinde ruh sağlığı ekibi içerisinde yer alırlar. Klinik psikologlar da psikologlar gibi bağımsız ve bireysel olarak tanı koyamaz ve tedavi yapamazlar. 

Psikiyatri hemşiresi
Standart hemşirelik eğitiminin üzerine psikiyatri hemşireliği yüksek lisansı yaparak uzmanlaşmış hemşirelerdir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında ve psikiyatri birimlerinde çalışırlar. Danışmanlık verme, tavsiyelerde bulunma, ruh sağlığının uzun dönemli korunmasında destek verme ve hekimin önerdiği medikal tedavileri uygulama görevlerini yerine getirirler. Psikiyatri hemşiresi bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslarası tanınırlılığı olan standardize eğitim aldıklarını belgelendirdikleri takdirde bazı psikoterapi yaklaşımlarını psikiyatri hekimi sorumluluğunda uygulayabilirler.

Hemşire

Psikiyatrik hastaların ruh sağlığı ekibi tarafından önerilen günlük bakım ve hemşirelik hizmetlerini veren kişilerdir. Psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi aşamalarında tek başlarına yer alamazlar.

Sosyal Hizmet Uzmanı

Ruh Sağlığı alanında hizmet vermek için özel eğitim almış sosyal hizmet uzmanıdır. Hastalara barınma, gündelik yaşam, eğitim alanlarında destek olurlar. Psikiyatri hastalarının sosyal sorunların çözümü aşamasında psikiyatri hekimi sorumluluğunda görev alırlar. Psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi aşamalarında tek başlarına yer alamazlar. Sosyal hizmet uzmanları bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslarası tanınırlılığı olan standardize eğitim aldıklarını belgelendirdikleri takdirde ilgili alanda bazı terapi yaklaşımlarını psikiyatri hekimi sorumluluğunda uygulayabilirler.

Danışmanlar
Eğitim fakültelerinin psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümlerinden mezun kişilerdir. Sağlık alanı dışında başta eğitim kurumlarında olmak üzere danışmanlık ve rehberlik verme görevlerini üstlenirler. Ayrıca ruhsal hastalığı olmayan kişilere yaşam sorunlarıyla daha iyi başa çıkmalarını sağlamaları için danışmanlık verirler. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında aile hekimi, psikiyatri birimlerinde psikiyatri hekimi denetiminde çalışırlar. Danışmanlık ve rehberlik dışında psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde yer alamazlar. Danışmanlar bilimsel geçerliliği kabul edilmiş uluslarası tanınırlılığı olan standardize eğitim aldıklarını belgelendirdikleri takdirde ilgili alanda bazı terapi yaklaşımlarını psikiyatri hekimi sorumluluğunda uygulayabilirler.

ÖNERİLER: 

1- Türkiye Psikiyatri Derneği olarak yukarıda belirtilen görüşlerimiz doğrultusunda ruh sağlığı hizmetinin psikiyatri hekimi sorumluluğunda yürütülmesi gereken bir ekip hizmeti olduğunu ve diğer ruh sağlığı çalışanlarının tek başlarına ruh sağlığı hizmeti veremeyeceğini vurguluyoruz. Ayrıca Sağlık Bakanlığının ruh sağlığı hizmeti sunan tüm meslekler için görev, yetki ve sorumluluk tanımlarını içeren bir yasa girişiminin olmasını açıkça destekliyoruz. 

2- Sınırları yeterince belirlenmediğinde halkın istismarına yol açabilecek nitelikte olan ruh sağlığı alanında hizmet veren mesleklerin görev, yetki ve sorumluluklarının vatandaşın yararına ve bilimsel temelde belirlenmesinde Türkiye Psikiyatri Derneği olarak her türlü katkı ve işbirliğine açık olduğumuzu belirtiriz. 

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

Psikolojik sorunları olanlar önce kime başvurmalı?

Ülkemizde hekimlik yetkisi olmayan dolayısı ile psikiyatrik hastalıklara tanı koyma ve tedavi etme yeterliliği ve ehliyeti olmayan çeşitli meslek gruplarına üye birçok kişi istenmeyen sonuçlar doğuracak tanı ve tedavi uygulamalarına girişmekte, bu durum halk sağlığını tehdit etmektedir. Konu ile ilgili yasal düzenlemeler olmasına karşın yetersiz denetim, kimi basın yayın kuruluşlarının bu kişi ve kurumları sorumlu yayıncılık anlayışı ile bağdaşmadığını düşündüğümüz programlarla kamuoyuna tanıtmaları sorunun boyutlarını daha da büyütmektedir. Türkiye psikiyatri derneği bu konuda basını ve kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu hissetmektedir.

Ülkemizde, toplumun birçok kesiminde ruhsal sorunlarla uğraşan meslek gruplarının tanımlaması yeterince bilinmemektedir. Örneğin sıklıkla psikolog yada psikiyatrist kavramları aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu kullanım ıle aslında aldıkları eğitim olarak çok farklı olan ıki grup birbirine karıştırılmaktır.

2006 yılında gaziantep’te 500 kişi üzerinde yapılan bir araştırma sonuçlarına göre araştırmaya katılanların %56.6’sı psikologları konuşma yoluyla, psikiyatristleri ise ilaçla tedavi eden kimse olarak değerlendirmiştir.

Ruh ve sinir hastalıkları %89.2 oranında tedavi edilebilir bulunmuştur. M. Depresyon belirtilerinin tanımlandığı, ardından “bu durumda ne yaparsınız?” Şeklindeki soruyu deneklerin %57’si “geçici bir durum olduğunu düşünür, hiçbir şey yapmam” diye yanıtlamıştır. Şizofreni belirtileri verilip, “bu durumdaki yakınınıza ne yaparsınız?” Diye sorulduğunda, %51.8 oranında denek “psikiyatriste götürürüm” cevabını vermiştir. Panik bozukluk belirtileri tanımlanıp, “bu durumda ne yaparsınız?” Diye sorulduğunda deneklerin %57’si ıç hastalıkları doktoruna gideceğini belirtmişti ve bu cevabı veren deneklere bir sonraki soruda “ıç hastalıkları doktorunuz sizi psikiyatriste yönlendirirse ne yaparsınız” diye soruldu. Bu soruyu deneklerin %64.1’ı “psikiyatriste giderim”şeklinde cevaplarken, deneklerin %16’sı ıse tekraren başka bir ıç hastalıkları doktoruna gideceğini belirtmişlerdir.

Ruh sağlığı ıle ılgili sorun yaşayan kişiler nereye başvuracakları konusunda da kararsızlık yaşamaktadır. Ruh sağlığı hizmeti bir ekip çalışması ıçerisinde yürütülmelidir. Ruh sağlığı alanında çalışan kişiler şöyle sıralanabilir:

Psikiyatri hekimi

Pratisyen hekim/aile hekimi

Psikolog/klinik psikolog

Psikiyatri hemşiresi

Sosyal hizmet uzmanı

Psikolojik danışmanlar

Psikiyatri hekimi

Ruhsal rahatsızlıkların tanınması, önlenmesi, tedavi edilmesi ve rehabilitasyonunda çalışan tıp fakültesi mezunu, psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlamış hekimdir. Psikiyatri hekimi, 6 yıllık tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri ıhtisası yapmış uzman hekimdir. Aldığı tıp eğitimiyle ınsanın hem genel hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve gerektiğinde tedavi etme yetki, bilgi ve donanımına sahip olan kişidir. Psikiyatri hekimi klinik karar verici olarak ruh sağlığı ekibi ıçinde koordinasyonu sağlamaktadır. Psikiyatrik hizmetin kaliteli olarak verilebilmesi ıçin başvuru, değerlendirme, tedavi, diğer birimlere yönlendirme ve tedaviyi sonlandırma, rehabilitasyon aşamaları tanımlanmıştır. Hastaya uygulanacak tedavinin planlanması ve yürütülen tedavinin değerlendirilmesi tamamıyla psikiyatri hekiminin sorumluluğundadır. Ruhsal sorunlarla ılgili her türlü teşhisi koymak, tedaviyi planlamak, ılaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak da tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi ıçindedir. Başka hiçbir meslek grubunun, bu uygulamaları bağımsız olarak yapma yetkisi yoktur. Tc yasaları ıle de bu yetki sadece psikiyatri hekimlerine verilmiştir.

Yukarıda sıralanan meslek grupları dışında kalan “yaşam koçu, nlp vb.” Gibi alanlarda çalışanlar ruh sağlığı ekibi ıçerisinde yer almamaktadırlar.

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Yine bir tıp dalı olan nöroloji; epilepsi (sara), serebrovasküler olay (damarsal olaylara bağlı felç), parkinsonizm ve ıstemsiz hareketler, baş ağrıları, multipl skleroz, kas hastalıkları gibi alanlarda hizmet verir. Psikiyatrinin ılgi alanları ıse genel olarak:

Depresyon,

Anksiyete (kaygı) bozukluğu (panik bozukluk,yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu),

İki uçlu bozukluk (manik depresif bozukluk, bipolar bozukluk),

Şizofreni,

Alkol-madde bağımlılığı,

Cinsel ışlev bozuklukları,

Kişilik bozuklukları,

Yeme bozuklukları,

Histeri-konversiyon,

Hipokondriazis,

Tikler,

Yaşlılık psikiyatrisi-demans (bunama),

Uzun süren yas,

Dürtü kontrol bozuklukları gibi alanlardır.

Ruh ve beden sağlığınız bir bütündür. Pek çok ruhsal belirti bedensel bir hastalığa, pek çok bedensel belirti de ruhsal bir hastalığa ışaret edebilir. Bedensel rahatsızlıklar gibi ruhsal rahatsızlıkların tanısı da sadece hekimler tarafindan konulabilir ve tedavisi hekim tarafından ya da hekim kontrolu altında yapılabilir. Psikiyatri uzmanları her türlü psikiyatrik uygulamaya ılişkin temel bilgi, beceri ve donanıma sahiptir. İleri uzmanlık ıncelemesi, araştırma ya da tedavi-müdahale gerektiren durumları ayırtedip, gerekli önlemleri alarak yönlendirme yapabilir. Her türlü ruhsal sorun ve yakınmanın öncelikle tıp eğitimi almış hekimlerce değerlendirilmesi gerekir, uygulanacak tedavi şekline sizinle birlikte sadece hekiminiz karar verebilir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğu ılaç tedavisi gibi biyolojik tedaviler ve/veya psikoterapi yöntemleri ıle başarıyla tedavi edilebilmektedir. Psikoterapi de tıbbi bir müdahaledir, ancak psikiyatri hekiminiz tarafından veya onun yönlendirmesiyle belirli bir terapi konusunda eğitim ve yetkinliği olan bir klinik psikolog tarafından yapılabilir. Ruhsal durumunuza uygun olan tedavi şekline sizinle birlikte psikiyatri hekiminiz karar verir.

Türkiye Psikiyatri Derneği

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

MOBBİNG (YILDIRMA)

Yıldırma (Mobbing)

İngilizce “yıldırma” (Mobbing) kavramı, “mob” kökünden gelmektedir. “Mob” sözcüğü, İngilizce’de yasal olmayan biçimde şiddet uygulayan kalabalık veya “çete” anlamındadır. Bir eylem biçimi olarak mobbing sözcüğü ise, psikolojik şiddet, kuşatma, topluca saldırma, rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamına gelmektedir.

Tarihçe..

Yıldırma kavramı, ilk kez 1984’de İsveç’de “İş Hayatında Güvenlik ve Sağlık” konulu bir raporun kapsamında Heinz Leymann tarafından ortaya atılmış, 1993’te İsveç’te çıkarılan ‘İşyerinde Kişilerin Mağdur Edilmesi’ adlı kanunla da ilk kez yasal bir nitelik kazanmıştır.

Türkçe’de işyerinde uygulanan “zorbalık, duygusal taciz ya da yıldırma” sözcükleriyle adlandırılan “mobbing”, özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine ruhsal yollar kullanılarak, uzun süreli sistemli baskı uygulaması, duygusal saldırı ve yıpratma yaratması olarak tanımlanmaktadır. Haksız yere suçlama, dedikodu yoluyla saygınlığını zedeleme, küçük düşürme ve doğrudan veya dolaylı şiddet uygulayarak, bir kişiyi işi bırakmaya zorlama amaçlı kötü niyetli bir girişimler olarak tanımlanmaktadır. “Yıldırma” son yıllarda sosyoloji ve hukuk başta olmak üzere bir çok disiplinin üzerine çalıştığı bir konu haline gelmiştir

Dünyada giderek artan bir ilgiyle araştırılan yıldırma kavramı ülkemizde henüz yeterince tanınan bir olgu değildir.

“Yıldırma” nın nedenleri

“Yıldırma”yı salt bireysel bir sorun yada işyerinde kişilere odaklı ya da sınırlı bir sorun olarak ele almak doğru değildir. 1970’lerden sonra yaşanan ekonomik değişimin, işyerlerindeki çalışma ortamının niteliğinde yarattığı değişikliklerin, özellikle kapitalist kar anlayışının ve rekabetin, post-fordist olarak tanımlanan esnek üretim biçimlerinin yarattığı güvencesiz istihdam biçiminin ve kapitalist rekabetin geliştirdiği, perçinlediği bir durum olarak görmek gereklidir. Bu ekonomik ve politik zeminde yaşanan krizler, yarattığı işsizlik, aşırı çalışma, çalışanlar üzerinde yıldırma davranışlarının ve baskının artmasına zemin hazırlamaktadır. Çalışmalar yüksek işsizlik oranlarının ve çalışanların değersiz görülmesinin “yıldırma”nın artmasına neden olduğunu göstermektedir. Özetle son yirmi yıla damgasını vuran ve başta sağlık olmak üzere tüm sektörlerde yaşama geçirilen neo-liberal politikaların doğal bir sonucu olarak “yıldırma” ortaya çıkmakta ve artmaktadır.

“Yıldırma”nın en fazla, aşırı iş yükünden kaynaklanan doyumsuzluk, çalışma ortamının demokratik olmayan niteliği, var olan liderlik biçimi, özellikle çoğul roller ile ortaya çıkan rol belirsizliği ve rol çatışması ile bağlantılı olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu anlamda kapitalist kültürün egemen kıldığı toplumsal değerlerin “yıldırma”yı tetiklediğini ve giderek artan oranda fiziksel ve duygusal tahribat yarattığını öne sürmek abartı sayılmaz. Böyle bakıldığında “yıldırma”nın sınıfsal bir karakteri olduğu, ırksal, sınıfsal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikleri içeren bir süreç olduğu görülmelidir.

Dünya Sağlık Örgütü de “yıldırma”nın ortaya çıkmasını kolaylaştıran iş ortamlarının özelliklerini tanımlamıştır. Özellikle rol tanımlarının iyi yapılmadığı, işbirliği ve dayanışmanın kurulamadığı ortamların yatkınlık yarattığı ifade edilmektedir. Özellikle ortaya çıkan sorun ve çatışmaların uygun problem çözme beceriyle çözülmemesi, aksine gizlenmesi bunu artıran etkenler olarak görülmektedir. Bu yapı neo-liberal politikaların biçimlediği iş ortamının bir ürünü olarak görülmelidir.

Yaygınlığı

Bu alandaki sınırlı veriler hem AB’de hem de Avrupa’da “yıldırma”nın sıra dışı bir durum olmadığını göstermiştir. ABD’de yaklaşık 6 çalışandan birinin (%16.8) işyerinde yıldırma mağduru olduğu, bu sayının %11 olduğu aktarılmaktadır. ABD’de kamu çalışanlarını kapsayan bir araştırmada, kadın çalışanların % 42’sinin, erkek çalışanların ise % 15’inin son iki yılda işyerinde duygusal tacize ve zorbalığa maruz kaldığı, İsveç’te ise intiharların % 15’inin “yıldırma” kaynaklı olduğu belirtilmektedir..

Bazı meslek gruplarında “yıldırma” daha sık görülmektedir. Tayvan’da sağlık çalışanlarında yapılan bir çalışmada “yıldırma” yaygınlığı son bir yıl için %50.9 bulunmuş, sözel ve fiziksel şiddetten daha yüksek oranda görüldüğü belirtilmiştir. Bosna’da yine sağlık çalışanlarında yapılan bir çalışmada bireylerin %76 oranında “yıldırma” davranışlarına maruz kaldıkları bildirilirken, %26’sında bunun ısrarlı ve yineleyici olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu durumun ruhsal bozukluk gelişimi ile ilişkili olduğu da belirtilmiştir. Yine ülkemizde hemşirelerde yapılan bir çalışmada son bir yıl içinde “yıldırma” davranışına maruz kalma oranı %86.5 olduğu belirtilmiştir.

Kimler yıldırma yapar?

Bu kişilerin antipatik özellikler taşıdığı, aşırı denetleyici, korkak ve sinirli, daima güçlü olma isteği içinde olan, kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmeyen kişiler olduğu belirtilmektedir. Aşırı özsever bir kişiliğe sahip oldukları, toplumsal ilişkileri zayıf, korktuğu kişileri denetim altında tutmak için güç kullanan, kendini diğer insanlardan sürekli üstün gören bir tutum ve davranış sergiledikleri belirtilmektedir. Tehdit altında iken yalnızca kendilerini düşündükleri, kendi kurallarını işyerinin kurallar haline getirmeye çalıştıkları, bunun için baskı ve şiddet uygulayabildikleri, bu amaçla sürekli bir disiplin kurmaya çalıştıkları, korku yaratarak egemenlik kurdukları aktarılmaktadır. Aynı zamanda ön yargılı, duygusal tepkiler sergileyen, bireyin sahip olduğu etnik dinsel vs. özelliklerini yıldırma için gerekçe sayan bir tutum sergiledikleri ifade edilmektedir.

Kimler maruz kalır?

Yapılan araştırmalar mağdur olanların da sıklıkla zeki, yetenekli, yaratıcı özellikler gösteren, farklı görüşlere alternatif yaklaşımlar geliştirebilen, başarılı ve başarıyı amaçlayan, dürüst, güvenilir, işyerinde politik davranmayan,destekleyici iletişim tarzını kullanan kişiler olduğunu göstermektedir. İşlerini benimseyerek yapan, Meslek etiği ilke ve kurallarına uyan kişilerdir.

Sıklıkla çalışanların yöneticilerden daha fazla yıldırmaya maruz kaldıkları görülmektedir. Yaşlı olanlar gençlere göre daha fazla yıldırma kurbanı olmaktadırlar.

Yıldırma’nın yarattığı ruhsal bozukluklar

“Yıldırma”nın uygulama biçimi süresi ve şiddeti ile bağlantılı olarak bir çok ruhsal bozukluk ortaya çıkabilir. Sıkıntı, öfke, karamsarlık, uyku sorunları, depresif belirtiler, anksiyete belirtileri, davranış sorunları görülebilir. Depresyon, anksiyete ve davranış sorunlarının birlikte bulunabildiği uyum bozuklukları, depresyon, yaygın anksiyete ve panik bozukluğu gibi anksiyete bozukları, kendini bedensel belirtilerle ifade eden somatoform bozukluklar (somatizasyon, konversiyon, ağrı bozuklukları), ortaya çıkmasında ve seyrinde ruhsal etkenlerin rol oynadığı psikosomatik hastalıklar (cilt hastalıkları, hipertansiyon vs.) görülebilir. Bunun yanında bir tür kendini iyileştirme çabası olarak, alkol, madde ya da ialaca yönelme olabilir. Madde kullanım bozuklukları gelişebilir. Bireyin fizik bütünlüğünü tehdit eden, onu çaresiz bırakan, dehşet duygusu yaratan yaşantılara bağlı gelişen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” ortaya çıkabilecek en ciddi ruhsal bozukluklardan biridir. İnsan eliyle bilerek oluşturulan travmalar (işkence, tecavüz, savaş travması gibi) sonucu ortaya çıkanlarda süreğenleşme, işlevselliği bozma, yetiyitimi yaratma niteliği çok daha yüksektir. “Yıldırma” da insan eliyle bilerek oluşturulan bir travma olarak TTSB için dikkat çekici, çağdaş bir travma biçimi olarak dikkati çekmektedir.

 Neler yapılabilir?

Sıklıkla “yıldırma” kurbanlarına, yeni bir iş araması, yardım alması, kendini yalıtmaması, özgüvenini geliştirmesi, olasılıkları hatırlaması, yaraları sarmaya çalışması, yasal işlem yapması önerilmektedir. “Yıldırma”nın ruhsal bütünlüğe yönelik bir saldırı olduğu düşünülürse buna uygun başa çıkma beceriler geliştirmenin büyük önem taşıdığını vurgulamamız gerekir. Sorunu arkadaşlarla paylaşmaktan profesyonel yardım aramaya varan bir yelpazede yardım almak gerekebilir. Bu çabalar sorunun kalıcılaşmasını önleme yanında bireyin başa çıkmasını, örselenmeden kurtulmasını sağlayabilir …

“Yıldırma” mağduruna işyerinde taciz uygulayan kişiye itiraz etmek, işyerinde zorbaca davranışlara, tacize uğradığını tanıklarla saptamak, verilen talimatları yazılı olarak belgelemek, maruz kalınan tacizi belgeli olarak yetkililere yada üst yöneticilere iletmek, gereğinde arkadaşlarla paylaşmak ve profesyonel yardım almak önerilen durumlardır.

Öncelikle işyerinde yaşanan olayın adını koymak ve bununla yüzleşmek önerilmektedir.

1.          Çalışma ortamının düzenlenmesi, ast üstü ilişkisinin bir ezen ezilen ilişkisine dönüştürülmemesi, ekip çalışmasının ana çalışma yaklaşımı olmasını sağlanması gereklidir.

2.          Demokratik ve dayanışmayı temel alan bir işbölümü yapılmalıdır. Roller belirginleşmeli, sınırlar belirginleştirilmeli ve role uygun kişiler yetkilendirilmelidir.

3.          Bireylerin rahatlamasını, kendini yargılanmadan özgürce ifade etmesini sağlayan, duygusal ifadeye izin veren bir ortam yaratılmalıdır.

4.          Aşırı çalışmaya son verilmelidir.

5.          Güvenli, zarar verici uyaranlardan arınmış, sağlıklı bir fiziksel ortam yaratılmalıdır.

6.          Çalışanların özlük hakları sağlanmalıdır.

7.          “Yıldırma”yı önleyici etik kurallar geliştirilmelidir.

8.          Çalışanların iletişim becerileri geliştirilmelidir. Problem çözme becerileri kazandırılmalıdır.

9.          İşyeri sağlık birimleri aracılığıyla koruyucu ruh sağlığı uygulamaları (bilgilendirme, eğitimi, danışma) yapılmalıdır

10.      “Yıldırma” ile ilgili hukuksal girişimler engellenmemeli, adaletin tecelli edilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye Psikiyatri Derneği

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

MENOPOZ ÖDÜL MÜ…CEZA MI?…

􀂾 Sosya-kültürel ve ekonomik düzeyi yüksek olan toplumlarda gençliğe, genç kalmaya, cinselliğe aşırı önem verilir.

􀂾 Bu toplumlardaki kadınlar menopoza yaklaşırken bu durumu üreticiliğinin, kadınlığının, cinsel çekiciliğinin sonu olarak görebilirler. Özellikle herhangi bir

nedenle çocuk sahibi olmamış kadınlarda bu düşünceler daha fazla yoğunlukta

olabilir.

􀂾 Kadın çöküntü içine girebilir. Karı-koca arasındaki iletişim bozulabilir.Erkek de bu dönemde “ORTA YAŞ KRİZİ”ne girebilir. Menopoz döneminde bulunan eşine yeteri kadar destek veremeyebilir.

􀂾 Daha önceki yaşamında düşünceye önem veren ve bu alışkanlıkta olan kadınlarda,menopoz döneminde düşünme eğilimi daha da artar. Bir yandan yaşamlarının akıp gitmekte olduğunu üzüntü ve şaşkınlıkla gözlerlerken öte yandan konu ile yüzleşmekten kaçınamazlar. Zaman zaman kendilerine “HAYATIM BOYUNCA BUGÜNE DEĞİN NE YAPTIM?”, “BUGÜNE KADAR ÜRETİCİ, YARARLI BİR HAYAT SÜRDÜM MÜ?”, “BUNDAN SONRA NE YAPACAĞIM?” gibi sorular sorarlar.

􀂾 Bu açıdan örneğin Amerikan toplumunda menopoza karşı olumsuz beklentiler

vardır. Gençliğe aşırı önem veren toplumlarda menopoz kadın için bir ceza

olarak algılanır. Oysa Hint, Arap toplumunda ve ülkemizde kırsal alanlarda

yaşayan kadınlar ise menopoz ile birlikte statü farklılaşması, hamile kalma

tehlikesinin ortadan kalkması gibi nedenlerle menopozu bir ödül olarak

algılayabilirler.

MENOPOZDA EN SIK GÖRÜLEN CİNSEL YAŞAM SORUNLARI…

Kadınlar menopoz döneminde en sık yaşadıkları sorunlar şunlar;

􀂾 Cinsel ilgi kaybı

􀂾 Orgazma ulaşmada zorluk

􀂾 Klitoral uyarılmada azalma

􀂾 Cinsel ilişkide azalma

􀂾 Ağrılı cinsel ilişki sıklığı sorunları

Çünkü;

􀂾 Bu dönemde kadınların çoğu kendilerini çekici bulmazlar.

􀂾 Kendilerine dokunulmasından hoşlanmayabilirler. Dokunulsa da derinin

kuruması ve kalınlaşmasıyla zevk alma duygusu azalmıştır. Östrojen eksikliği

dokunuşun bedende yarattığı güzel, hoş duyguların azalmasına yol açabilir.

􀂾 Cinsel yaşamın bozulmasına vajinal kuruluğunun da büyük rolü vardır.

􀂾 Öte yandan idrar yolları ve mesane enfeksiyon olasılığı, idrar kaçırma

korkusu ve gerçekten kaçırma, kadınların cinsellikten uzaklaşmasına neden olur.

􀂾 Kalp hastalığı, inme gibi durumlarda fiziksel hastalık kadında ve/veya partnerinde kaygıyı aşırı arttırarak cinsel aktiviteyi olumsuz yönde etkiler.

Artrit’te olduğu gibi fiziksel hastalık cinsel birleşmenin zor, yorucu veya ağrılıolmasına neden olabilir. Fiziksel hastalık (Alzheimer hastalığında olduğu gibi) doğrudan doğruya cinsel istekte azalmaya yol açabilir.

YAŞLI KADINDAKİ ORGAZM SORUNLARININ NEDENLERİ…

􀂾 Eşteki cinsel işlev bozukluğu

􀂾 Cinsel sevişmenin kısa sürmesi

􀂾 Eşin veya partnerin kendisini yeteri kadar uyarmaması

􀂾 Kişinin yaşa bağlı değişiklikler konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması

􀂾 Dini inançlar

􀂾 Cinselliğe bakış açısı

􀂾 Anksiyete, depresyon, eşin ölümünden sonra yeni partnerle ilişkide

bulunmaktan dolayı yaşanan suçluluk

􀂾 Fiziksel hastalıklar (kalp, diyabet, artrit, inme gibi) ve geçirilmiş ameliyatlar

􀂾 Daha önceki cinsel yaşamın kalitesi

MENOPOZDA HORMAN REPLASMAN TEDAVİSİNİN CİNSELLİĞE ETKİSİ

􀂾 Hormon Replasman Tedavisi’ndeki (HRT) tartışmalar meme kanserine

karşı kalp hastalığından korunma gibi çok dar bir alana indirgenmiş

durumda.

􀂾 Ancak, Hormon Replasman Tedavisi’nin cinsellik açısından gerçek ve

önemli yararları var:

o Örneğin, sıcak basmaları ve gece terlemeleri nedeniyle kendini

rahat ve çekici hissetmeyen bazı kadınlar cinsellikten kaçınabiliyorlar.

o Ayrıca, Öte yandan HRT ile vajina daha elastik olurken, vajinanın

doğal ıslanması tekrar başlıyor ve cinsel birleşme daha rahat

oluyor.

o HRT ile cinsel organlara kan akımı cinsel uyarılma esnasında artıyor,

sevişme sırasında dokunmalara karşı duyarlılık artıyor. Cinsel

organlar alanında sinir uçları daha duyarlı hale gelerek, kadının

önceden bildiği dokunma duyusunun verdiği zevk tekrar yaşanmaya

başlanıyor.

CETAD’ın “YAŞAM BOYU CİNSEL SAĞLIK…Sizin de hakkınız!” başlıklı projesi çerçevesinde hazırlanan KADINDA CİNSEL SAĞLIK/ÜREME SAĞLIĞI AÇISINDAN SAĞLIKLI YAŞLANMA dosya özeti

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KALİTELİ PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Psikiyatrik destek almak isteyenlere kaliteli bir hizmet verebilmek için;

* Tedavilerin biçimlenmesinde hasta-hekim işbirliği oldukça değerlidir
* İlaç tedavisini tek sağaltım yöntemi olarak kullanmayarak mutlaka psikoterapötik yöntemlerle desteklenmektedir
* Psikiyatrik değerlendirme ve psikiyatrik tedavi takibi süresi 45-50 dakikadır
* Bireysel psikoterapi başlangıç ve izlem görüşmeleri 45-50 dakika sürmektedir.
* Aile ve evlilik, cinsel işlev bozukluklarına yönelik çift terapisi, sanat terapisi uygulamalarında ilk görüşme süresi 75-90 dakikaya çıkmaktadır

Bu hizmetler ayaktan tedavisini sürdürebilecek düzeydeki hastalara sunulabilmektedir.
Sağlık sigortası sağlayan kamu kurumları (SSK, Bağkur, Emekli Sandığı) ile anlaşmamız yoktur.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KADINLARIN BÜYÜK DERDİ: CİNSEL İSTEKSİZLİK

KADIN CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Kadın cinsel işlev bozuklukları istek, uyarılma, orgazm ve çözülme evrelerine göre sınıflandırılıyor:

􀂾 İSTEK: Cinselliği başlatan ve şekillendiren en önemli evre. Cinselliğin birey tarafından istenmesi ve arzulanmasını içeriyor.

• Neden kadınların cinsel isteği daha kırılgan? Çünkü, cinsel istekte birden

fazla neden hep birlikte rol oynuyor. Kültürel, sosyal, dini, psikolojik, bedensel bütün etkenlerin gözden geçirilmesi gerekiyor.

• İsteksizlik herhangi bir dönemde kendiliğinden başlayabiliyor. Ancak, bunun

yanında yaşam koşullardaki zorluklar, eşle yaşanan problemler, yas dönemi, depresyon, ilaç kullanımı, bedensel hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak da çıkabiliyor.

• Cinsel isteksizlik kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Eşlerden birisi ayda bir

cinsel isteği varken, diğeri her gün istiyorsa, sorun kaçınılmaz oluyor.

􀂾 UYARILMA: Bedende fizyolojik değişikliklerin ilk evresi. Kadında ıslanma ve cinsel organda kabarma, erkekte ereksiyon oluşuyor.

• Sıklıkla orgazm bozukluğu ile birlikte görülen uyarılma evresi sorunları,

kadının cinselliği haz almadan yaşamasına neden oluyor.

• Cinselliği bir anlamda görev olarak kabul eden kadın için cinselliğin tatsız bir eyleme dönüşebiliyor.

• Çoğunlukla cinsel eğitim ve deneyimin az olmasından ve temel cinsel tekniklerin ve partneri uyarma yöntemlerinin çiftler tarafından iyi bilinmemesinden kaynaklanıyor.

􀂾 ORGAZM: Hazzın en yoğun olduğu evre.Kadında vajina ve çevresindeki kaslarda ritmik kasılmalar, erkekte ritmik kasılmalar ile boşalma gerçekleşiyor.

• Kadınlarda orgazmın anlaşılması ve değerlendirilmesi diğer cinsellik evrelerine göre daha zor. Dolayısıyla, orgazm bozukluklarını değerlendirmek daha da zor.

• Orgazm saniyeler süren bir yaşantı iken cinsel birleşmenin dakikalar, sevişme ise saatler sürebildiğine dikkat çeken uzmanlar, her cinsel ilişkinin orgazm ile sonuçlanmayacağına, orgazm yaşanan her cinselliğin yeterli doyum

sağlanması anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyorlar.

􀂾 ÇÖZÜLME: Vücut ve cinsel organlardaki uyarılmanın azalarak ortadan kalkma evresi.

CİNSELLİKLE İLGİLİ YAYGIN YANLIŞ İNANÇLAR

Cinsel istek bozukluğuna eşlik eden yaygın yanlış inanışlar

􀂾 Kadının cinsel isteğini baskılaması, eşine, partnerine onu cinsel olarak arzuladığını çok fazla hissettirmemesi gerekir.

􀂾 Kadının cinsel isteği cinsellik dışındaki olaylardan etkilenmez.

􀂾 Kadın istemese de kocasına karşı görevi olduğu için cinselliği yaşamak

zorundadır.

􀂾 Kadın evlenene kadar cinsellikle ilgili hiçbir şey öğrenmemelidir.

􀂾 Cinsel ilişkide kadının cinsel isteğinin, uyarılmasının, haz almasının önemi yoktur.

􀂾 Cinsel isteksizlikle başvuran her kadın cinsel istek azlığı yaşamaktadır.

􀂾 Kadın duygusal ilişkisinde problem yaşasa da cinselliği olağan olarak yaşar,

cinsellik ilişki sorunlarından ayrı bir şeydir.

􀂾 Cinsel istek doğal olarak herkeste vardır. isteği oluşturmak ya da artırmak için yapılabilecek hiçbir şey yoktur.

􀂾 Kadının cinsel isteği partnerine göre az ise mutlaka rahatsızlığı vardır.

􀂾 Normal çiftlerin cinsel ilişki sıklığı, yirmili ve otuzlu yaşlar için haftada en az dört olmalıdır. Sürekli olarak daha az olması düşük cinsel isteğin göstergesidir.

􀂾 Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır.

􀂾 Cinsel eylemi erkek başlatmalıdır.

Uyarılma bozukluğuna eşlik eden yaygın yanlış inanışlar

􀂾 Cinsel ilişki, cinsel birleşme demektir.

􀂾 Cinsellikte kadının uyarılması gerekmez.

􀂾 Çiftler birbirini sevdikleri takdirde sevişmekten nasıl zevk alabileceklerini de bilirler.

􀂾 Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır, sevişme hakkında konuşmak ve düşünmek onu bozar.

􀂾 Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır.

􀂾 Sevişme sırasında fantezi kurmak yanlıştır.

􀂾 Kadınlarda orgazm cinsel birleşme ile sağlanmalıdır.

􀂾 Cinsellik içgüdüseldir, öğrenilmez.

􀂾 Cinsel fanteziler ahlak dışı, sapık ve sadakatsiz davranışlardır.

Orgazm bozukluğuna eşlik eden yaygın yanlış inanışlar

􀂾 Çiftler birbirini sevdikleri takdirde sevişmekten nasıl zevk alabileceklerini de bilirler.

􀂾 Cinsel ilişki, cinsel birleşme demektir.

􀂾 Masturbasyon zararlıdır.

􀂾 Cinsellik içgüdüseldir, öğrenilmez.

􀂾 Kadınlarda orgazm cinsel birleşme ile sağlanmalıdır.

􀂾 Masturbasyonun cinsel güce zarar verici etkisi olabilir.

􀂾 Oral seks, olgunlaşmamışlığın göstergesidir ve güvensizdir.

􀂾 Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır, sevişme hakkında konuşmak ve düşünmek onu bozar.

􀂾 İstenmeyen gebelikleri önlemek, yalnız kadının sorumluluğundadır.

􀂾 İyi bir sevgili (eş), hemen her cinsel birleşmelerinde partnerine orgazm

yaşatabilmelidir.

􀂾 Eşler birbirini sevdikleri takdirde sevişmekten nasıl zevk alabileceklerini de bilirler.

􀂾 Çift için “aynı anda orgazm” gerçekleştirilmesi gereken en önemli amaç olmalıdır.

􀂾 Klitoral uyarı ile orgazm olan ama cinsel birleşme sırasında orgazm olamayan kadınlar olgunlaşmamıştır.