BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KADINLAR İLİŞKİYE, ERKEKLER HAZZA ODAKLI

CİNSELLİK BACAKLARIMIZIN DEĞİL, KULAKLARIMIZIN ARASINDA! –

BEYNİMİZDE…

Evlenmeden önce kötü ve çirkin olan cinsellik evlendikten sonra bir gecede güzel ve doyumlu olabilir mi?

􀂾 Kadınlar bedenlerine yabancı. Kadınların kendi bedenleri ile ilişkileri erkeklerden çok daha zayıf ve olumsuz.

􀂾 Yetişme ve gelişme çağındaki “ortalama bir kız çocuğu” bedenini ona bakanların gözü ile görmeye şartlanıyor. Ve, çoğu kadın bir ömür boyu bedeninden nasıl haz alabileceğini keşfetmeden yaşıyor, büyüyor, çocuk doğuruyor ve yaşlanıyor.

􀂾 Yapılan çalışmalar, kadınların kendi bedenlerinin üremeyle ilişkin fonksiyonlarını bile bilmediklerini ortaya koyuyor. Adet, hamilelik, doğum ve

bu süreçlerde cinsel yakınlaşmaların sonuçları üzerinde çok az bilgiye sahip.

􀂾 Kadınlar açısından cinsellik, bazen hoş, keyifli, romantik sıcak bir yakınlaşma bazen bir zorunluluk dolayısıyla çekince ve tiksinti kaynağı olarak yaşanıyor.

􀂾 Konu cinsel hazza gelince, kadınların bilgileri daha da azalıyor. Kendini cinsel hazza aday görmeyen birisinin bilgi araması da söz konusu olamıyor.

􀂾 Kliniklere başvuran kadınların temel sorunları vajinismus ya da cinsel isteksizlik.

􀂾 “Cinsellik bacaklarımızın değil, kulaklarımızın arasında” diyen uzmanlar,

özgür seçimlere dayalı cinsel yakınlıkların cinsel sağlığın ön koşulu olduğunu

belirtiyorlar.

􀂾 CETAD’ın kamuoyu araştırmasına göre, kadınların %57’si cinsellik konusunda kendisini “PEK BİLGİLİ DEĞİLİM VE HİÇ BİLGİLİ DEĞİLİM” diye

tanımlarken, erkeklerde bu oran % 34’lerde.

􀂾 Araştırmanın bir başka sonucu olan bekar kadınların  %64’ünün CİNSEL İLİŞKİYE GİRMEMESİ de kadınların cinsel yaşamına ilişkin önemli bir bulgu. Kadınlar evlilik hayatına bilgisiz ve deneyimsiz olarak adım atıyorlar.

􀂾 Kadınlar, erkeklere kıyasla kendi bedenlerini popüler modellerle kıyaslayıp, çok daha az beğeniyorlar. Bedeninden memnun olmayan bir kadının da kendisini cinsel olarak arzulanır hissetmesi ya da arzu duyabilmesi eksik oluyor.

KADINLAR KENDİLERİNİ YETERLİ VE DOYUMLU GÖRMÜYORLAR

􀂾 Kendi bedenini tanımayan, bedenin biyolojisi ve isteklerinin farkında olmayan kadının başkasının ihtiyaçları karşısında da fikir sahibi olması mümkün değil.

􀂾 Kendisini eş olarak yeterli görmeyen, ihtiyaçlarının, dürtülerinin farkında olmayan kadın, cinselliği de kendi kontrolünde yaşayamıyor.

􀂾 Modern toplumlarda kadınlar, cinselliği ilişkisel olarak ve hem sevgi, saygı,

şefkatin hem de arzunun içinde olduğu bir bütün olarak yaşama eğiliminde. Oysa,erkek cinselliği sadece o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşayabiliyor.

􀂾 Kadınlar kendi bedenlerinin bir haz nesnesi olduğunu erkeklere oranla çok ileri yaşlarda keşfediyorlar.

􀂾 Kadınların odaklandıkları nokta haz değil, içinde bulundukları ilişki. Çünkü aile ve toplum tarafından bu duruma koşullandırılarak yetiştiriliyorlar. ÇÖZÜMÜ ZOR DENKLEM: BEKARET VE NAMUS

􀂾 Kadın cinselliği “bekaret” ve “namus” merkezli olarak düşünülüyor, algılanıyor.

􀂾 Kadının toplum içindeki değerini cinsel deneyimsizliği belirliyor. Kadının cinsel olarak erkekler ve toplum gözünde kıymetli, sevilebilir, evlenebilir olması için “namuslu” olması gerekiyor.

􀂾 Bir yandan cinsel deneyimsizliği ödüllendirilirken, diğer yandan cinsel deneyimler de namus cinayetleri, namus intiharları ile cezalandırılabiliyor.

􀂾 Kadının seçtiği kişi ile sevişmesini cezalandıran toplum, aslında öteki genç kızlara da gözdağı vererek, tehdit ederek, bastırılmış bir kadın cinselliği yaratıyor. İLK CİNSEL İLİŞKİ KADIN İÇİN KORKU YÜKLÜ…

􀂾 Kızlık zarının ilk cinsel ilişkide yırtılacağı, kanama meydana geleceği ve dolayısıyla bir kadının bekaretinin bu zar yapısı ile anlaşılabileceği düşüncesi eski çağlardan günümüze kadar uzanan bir yanlış inanış.

􀂾 Günümüzde, kimi yörelerde kadının yaşamını alt üst eden ilk gecede, herkesin dikkati üzerindeyken çiftin yaşamaya çalıştığı bir cinsellik söz konusu. Cinselliğe çok mahrem gibi yaklaşmasına karşın bu gelenek mahrem olmaktan çok uzak.

􀂾 Kadınlar, bir yanda “kızlık zarının patlayacağı” ve beraberinde kontrol edilemez bir acı ve kanama korkusu diğer yanda bakire olup olmadığının “test” edileceği bir sınav yaşıyor.

􀂾 Aslında “ilk gece” sadece kadın için ilk gece. Yani, yüceltilen “İLK” VE “ÖZEL” olma durumu sadece kadın için geçerli, erkek için değil.

􀂾 Birbirini tanımayan ve gerdek gecesi tanışan bir çift için cinsel performans

beklemek gerçekçi değil. Kadın için hayal kırıklığı, endişe ve korku dolu olan bu deneyim mutlu bir evlilik başlangıcı için risk taşıyor.

􀂾 Kadınlarda ilk cinsel ilişki sırasında mutlaka kanama veya yırtık meydana

gelmeyebilir. Kadınların hepsi ilk ilişkide kanamıyor.

CİNSELLİK: EVLENENE KADAR “ÇİRKİN”, EVLENDİKTEN SONRA “GÜZEL”

􀂾 Erkek bedeninden farklı olan kadın için cinsel hazzın miladı ilk cinsel

ilişki değil. Hatta, ilk cinsel ilişki bazı kadınlar açısından keyifli bile değil.

􀂾 Kadınların evlenmeden önce bakire olmasını, hiçbir erkekle cinsel yakınlıkta

bulunmaması neredeyse toplumun tamamı tarafından kabul görüyor.

􀂾 Ancak, bedeni ve kişiliğinin cinsel yanını keşfetmemiş kadın için doyurucu bir cinsellik yaşama şansı sınırlı. Türkiye’deki vajinismus vakalarının dünya ortalamalarının birkaç katı olması da bunun sonuçlarından birisi.

􀂾 Evlenene dek yaşadıkları cinsellikleri “gizli”, “kötü”, “çirkin” olarak yaşayan genç kız, evlendikten sonra sevgi ve aşk dolu bir eş haline gelip, “güzel”, “temiz” ve “doyumlu” bir cinsellik yaratmakta zorlanıyor. Buna bağlı olarak en fazla görülen cinsel işlev bozukluğu ise cinsel isteksizlik.

􀂾 Kadının değerini erkeklerin aksine evlilik öncesindeki cinselliği yaşama pratiğine göre değerlendiren bir toplum sadece kadınları değil, erkekleri de sakatlıyor.

􀂾 Cinselliğe iyi gözle bakılmayan bir ortamda yetiştirilen kızlar, cinsel hazza

olumsuz bakıyorlar. Kadın cinselliğinin namus adına bu denli kontrol edildiği ortamlarda erkekler de cinselliklerine yabancılaşıyor, zorunlu olarak paralı seks veya pornografiye yöneliyorlar.

ANNELİK VE CİNSELLİK İKİLEMİNDE YANLIŞ BİLİNENLER: GEBELİKTE/LOHUSALIKTA CİNSEL HAYAT BİTMEZ…

􀂾 Kadın cinselliğini en çok etkileyen olgu olan gebelikte cinsellik ülkemizde pek hoş karşılanmıyor. Gebelikte cinsel yaşamı ne doktorlar soruyor ne de çocuk bekleyen çiftler dile getiriyor.

􀂾 Kısırlık tedavileri sırasında çiftin cinsel hayatı kendi cinsel arzularından koparıyor ve üreme teknolojisine endeksleniyor.

􀂾 Gebelik sırasında cinsel birleşmenin bebeğe zarar verebileceği, cinsel birleşmenin erken doğum veya düşüğe yol açabileceği gibi önyargılar yaşanıyor.

􀂾 Cinsel birleşme bebeğe zarar vermediği gibi haz alan annenin kendini daha iyi hissetmesi mümkün. Ve, gebelikte cinsellik çifti birbirine yakınlaştırdığı için annenin daha huzurlu olmasını sağlayabiliyor. Kadın doğum uzmanı tarafından düzenli kontrol ediliyor olmak ve onun tarafından aksi söylenmemiş olması kaydı ile!

􀂾 Gebelik gibi lohusalık dönemiyle ilgili de önyargılar var. Doğum sonrası dönemdeki hormonal değişiklikler ve emzirmenin etkisiyle kadın cinsel isteğinde,uyarılmasında ve haz almasında bazı sorunlar yaşanabiliyor.

􀂾 Ülkemizde birçok bölgede 40 gün kabul edilen bu dönemi genellikle kadınlar ve erkekler ayrı odalarda geçiriyor. Bu yüzden, kadının kocasından sevgi ve ilgi görmeye ihtiyacı olduğu bu dönem, kadının beklentilerini karşılamaktan ve doğum sonrası doyumlu bir cinsel hayata hazırlamaktan uzak.

􀂾 Buradaki önemli nokta gebelik sırasında ve doğum sonrası dönemde cinselliğin ne sıklıkla ve ne şekilde yaşanacağının kadın tarafından belirlenebilmesi. Bir başka deyişle, kadının kendini tekrar cazip, sevilir ve beğenilir olarak görmesi en temel unsur.

􀂾 İlk cinsel deneyimin sorunsuz atlatılması halinde, kadının kendini daha iyi tanıdığı ve haz almasının arttığı bir cinsel aktivite dönemi yaşanabiliyor. Çünkü cinsellik “ÖĞRENİLEBİLEN” bir eylem.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KADINLAR EN SIK YAKINLARINDAKİ ERKEKLERDEN ŞİDDET GÖRÜYOR

􀂾 Her yaşta şiddetle karşılaşabilen kadınlar, en sık yakınları olan

erkeklerden şiddet görüyorlar. Eşleri, eski eşleri, sevgilileri veya eski

sevgilileri gibi..

􀂾 Şiddet görme konusunda muhafazakar veya liberal olmak, eğitimli ya da eğitimsiz olmak fark göstermiyor.

􀂾 Kocasının fiziksel şiddetine maruz kalan her beş kadından biri aynı

zamanda eşinin tecavüzünü de yaşıyor.

􀂾 Cinselliği bir işkence olarak yaşayan bu kadınlar, cinsel şiddeti sıkı sıkıya

saklamakta ve kendilerini yaşadıklarından dolayı suçlu hissetmekte, sorumlu

tutabilmekte.

􀂾 Evlilik içi tecavüz ve ensest en ağır ve en yaygın yaşanan cinsel şiddetin

iki türü.

􀂾 Şiddet ve şiddet tehdidini sınırlamak ve kendini korumak ancak güvenli seks

koşullarının varlığı ile mümkün. Ancak, şiddeti yaşayan kadınlar, eşleriyle kondom

kullanımını tartışamıyorlar, isteseler de bunu başaramıyorlar.

CİNSEL TACİZ:

􀂾 Taraflardan birinin rızası dışında uygulanan her çeşit cinsel davranış.

􀂾 Çocuklar söz konusu olduğunda rızaya bakılmadan, 18 yaştan küçüklere uygulanan cinsel davranış taciz olarak değerlendiriliyor. Hareketlerin tek sorumlusu bu hareketleri uygulayanlar.

TECAVÜZ:

􀂾 Fiziksel zorlama ile zarar verme, yaralama, öldürme tehdidi ile veya ruhsal hastalık, zihinsel gerilik ve ilaç, madde etkisi ile yargılama yetisinin olmadığı durumda bir çocuğa, ergene veya yetişkine cinsel girişim.

􀂾 Bu tanım vajinal, anal, oral giriş ve giriş girişimlerini kapsıyor. Tecavüz temel insan hakları açısından, kişinin kendi bedenini kontrol etme hakkının ihlali, kişinin yaşam hakkı, elde edilebilen üst standartta sağlıklı yaşam hakkını ihlal eder.

ENSEST:

􀂾 Ana-baba otoritesine sahip bir erişkin ile bir çocuk veya ergen arasındaki her çeşit cinsel ilişki.

􀂾 Önemli olan aradaki kan bağı değil, erişkinin anne-baba hakimiyeti, gücü ve çocuğun bağımlılığıdır. Cinsel ilişkiden kast edilen de gizli tutulmaya çalışılan bütün cinsel içerikli temaslardır. Psikolojik olarak temasın gerçek doğasından çok,cinsel motivasyonu ve saklı tutulması önemli.

RANDEVU TECAVÜZÜ:

􀂾 Eski sevgilinin, boşanmakta olan eşin zorlayıcı ilişkisi veya birliktelikte olan

taraflardan birinin zorlaması ile gerçekleşen ilişkiler.

􀂾 Üniversite kampüslerinde görülen tecavüzlerin yüzde 80’i tanıdık biri veya

randevulaşanlar tarafından yapılmakta. Bu tür yakınlıkların olduğu tecavüzler çok daha az bildiriliyor. Yarattığı ruhsal sorunlar önemlidir.

İŞYERLERİNDE CİNSEL TACİZ:

􀂾 İşyerinde cinsel taciz işverenin veya amir konumundakilerin yönelttiği taciz, yetkinin kötüye kullanılması ve güvenin ihlalini oluşturduğundan, işyeri dışında gerçekleşen cinsel tacizlere benzerlik gösteriyor.

􀂾 Ancak aynı zamanda bir çalışma koşulu haline gelerek, mağdurun çalışma hak ve özgürlüğünü ihlal ettiği ve dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü ve özerkliğini tehdit ettiği için işyeri dışında gerçekleşen cinsel tacizden ayrılıyor.

CİNSEL TACİZ ÖRNEKLERİ:

Cinsel tacizin istenmeyen her çeşit cinsel temas veya tehdit, tecavüz, tecavüz girişimi gibi birçok şekli söz konusu;

􀂾 Bir kişinin diğeri istemediği halde parmağını, ağzını, dilini, penisini veya başka bir nesneyi onun vajinasına, penisine veya anüsüne koyması

􀂾 Bir kişinin diğeri istemediği halde ona dokunması, sarılması, öpmesi veya

bedeninin herhangi bir bölgesine istemediği şekilde dokunması

􀂾 Bir kişinin diğeri istemediği halde onu oral seks yapmaya veya yaptırmaya

zorlaması

􀂾 Bir kişinin diğeri istemediği halde onu kendisine mastürbasyon yapması veya kendi kendine mastürbasyon yapması veya sarılma dokunma için zorlaması

􀂾 Bir kişinin diğeri istemediği halde onu cinsel materyallere bakması veya cinsel pozlar vermesi için zorlaması

􀂾 Doktor, hemşire veya diğer sağlık profesyonelinin gerekli olmadığı halde kişinin cinsel organlarını -göğüs, vajina, penis, anüs- muayene etmesi veya cinsel organlarına profesyonel olmayan uygunsuz şekilde dokunması

CİNSEL SALDIRIYA UĞRAYANLAR NE YAPACAK?

􀂾 Yıkanmayın

􀂾 Dişlerinizi fırçalamayın, ağzınızı çalkalamayın

􀂾 Tuvalet ihtiyacınızı mümkün olduğunca muayene olduktan sonraya erteleyin

􀂾 Saçınızı taramayın

􀂾 Giysilerinizi değiştirmeyin

􀂾 Muayeneye giderken yanınıza yedek temiz çamaşır ve giysi alın

􀂾 Hukuki bir işlem yapmayı düşünüyorsanız:

• Polis karakoluna başvuru yapabilirsiniz.

• Cumhuriyet Savcılığına doğrudan dilekçe ile başvurabilirsiniz.

• Herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurarak, yapılacak muayene sonuçları ile

birlikte yasal bildirimin sağlık kuruluşunca yapılmasını isteyebilirsiniz.

􀂾 Hukuki işlem yapılması konusunda kararsız, kaygılı iseniz:

• Sağlık kuruluşuna başvurduğunuzda yasal bildirimde bulunulmasını istemediğinizi bildirin.

• Bulguların tıbben belgelenmesini istediğinizi, bildirim için kararınızı daha sonra vereceğinizi aktarın, hekiminizle sorunu açıklıkla paylaşın. Hekimlerin hasta sırrını saklama yükümlülüğü bulunduğunu unutmayın.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KADIN EŞCİNSELLİĞİ VE HATALI İNANÇLAR…

􀂾 Kendi cinsi ile uyarılan ve cinsel ilişki kurduğunda bir kadın olarak kadınlarla yakınlığı seçen ve lezbiyen olarak tanımlanan kişilerin kadın olmaktan şikayetleri yok. Kullanılan hiçbir ruhsal hastalık sınıfında yer almamasına karşın, kadın eşcinselliği ile ilgili hatalı inançlar şunlar;

o Kimse beni sevmez.

o Benim duygusal sürekli ilişkim olamaz, yalnız kalmaya mahkumum.

o Günah işliyorum, cehenneme gideceğim, ailemi rezil ediyorum.

o Benim hiç ilişkim olmadı. O halde değişebilirim.

o Kuvvetli isem değişebilirim.

o Evlenirsem geçer.

o Küçükken tecavüze uğradım o nedenle oldu.

o Utanılacak bir durumdayım.

o Hormon alırsam geçer.

o Erkeklerden korktuğu için kendi cinsini tercih eder.

o İstemediği halde veya istediği için diye iki tür eşcinsellik var.

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

İNSANLAR NİÇİN SEVİŞİR?

􀂾 Cinselliği başka ihtiyaçlarınıza ve eşinizin cinsellik dışı ihtiyaçlarına alet

etmeyin.

􀂾 Kadınlar HAYIR deme hakkınızı kullanın.

􀂃 Kadınlığını/ erkekliğini kanıtlamak için,

􀂃 Yakınlığımızı ifade etmeye dilimiz dönmediği için,

􀂃 Genel kaygıyı gidermek için,

􀂃 Birilerini tanımak için,

􀂃 İyi zaman geçirmek amacı ile,

􀂃 Cinsel gerilimi azaltmak amacı ile,

􀂃 Cinsellikten başka yolla bir şeyden doyum almayı bilemediğimizden,

􀂃 Üremek için,

􀂃 Daha önce birileri bizi reddettiği için,

􀂃 Birini memnun etmek için,

􀂃 Sevgilimize hayır dersek kaçırırız/ bizi istemezler diye düşünürüz,

􀂃 Hayır dersek kaba güç kullanılır korkusu,

􀂃 Kendimizi aşktan korumak için,

􀂃 Karşımızdakine gücümüzü kanıtlamak acı ile,

􀂃 Ve benzer nedenlerle,

􀂃 BAZEN DE cinsel arzuları olduğu için!

CETAD’ın “YAŞAM BOYU CİNSEL SAĞLIK…Sizin de hakkınız!” başlıklı projesi çerçevesinde hazırlanan KADIN CİNSELLİĞİ dosya özeti:

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

İnfertilite (kısırlık) nedir?

İnfertilite

Bir çiftin 12 ay boyunca düzenli cinsel ilişkiye girdiği ve korunma yöntemi uygulamadığı halde hamile kalamama durumudur. Daha önce hiç gebelik oluşmamışsa primer (birincil) infertilite; canlı doğumla sonuçlansın ya da sonuçlanmasın en az bir gebelik oluşmuş ise sekonder (ikincil) infertilite olarak tanımlanır.

İnfertil çiftlerin sayısı, günümüzde, stresli yaşam koşulları, doğal olmayan beslenme, sigara alışkanlığı gibi sebeplere bağlı olarak artmıştır. Bugün evlenen her 6 – 7 çiftten birinin çocuğu olmamakta ve tıbbi yardım almak zorunda kalmaktadır.
İnfertilite nedenleri arasında kadına ve erkeğe ait sebepler olabilmekle beraber bazen her ikisinde de önemli bir sorun bulunamadığı halde gebelik elde edilemeyebilir.

Bir çiftin çocuk sahibi olabilmeleri için nelerin normal olması gerekir?

  1. Kadında yumurtlamanın (ovulasyon) düzgün olması
  2. Yumurta yumurtalıktan atıldığı zaman kadının tüpünün atılan yumurtayı yakalayıp içine alması
  3. Yumurtlama döneminde ilişkiye girilmiş olması
  4. Erkeğin sperm (meni) sayısının ve sperm hareketlilik ve şeklinin hamilelik oluşturmaya elverişli halde bulunması
  5. İlişkiye girildiğinde spermlerin hamile kalmaya yetecek kadar rahim ağzından içeri girebilmesi
  6. Spermlerin hareket ederek tüplere kadar ulaşması
  7. Tüp içinde yumurta ve spermin birleşmesi ve embriyo oluşması
  8. Oluşan embriyonun birkaç gün sonra rahme gelmesi
  9. Rahme geldiğinde rahmin bunu kabul edecek şekil ve hormonal yapıda olması. Rahme yerleşen bebeğin bölünmesinin iyi şartlarda olması ve yerleşen bebekte herhangi bir genetik (kalıtımsal) bozukluk olmaması gerekmektedir.

İnfertilite (kısırlık) tedavisine alınacak çiftlerde nelere bakılır?
Kısırlık tedavisinde amaç çiftin çocuk sahibi olabilmesi için gereken tahlillerinin yapılarak çocuk olmasını engelleyecek herhangi bir durumun mevcut olup olmadığının tespit edilmesi ve buna göre tedavi uygulanmasıdır. 
Genel olarak üç ana faktör üzerinde tahliller yapıldıktan sonra tedaviye başlanır.
Bunlar :

  • Yumurta ve yumurtlama varlığı: Genel olarak adetleri düzenli olan kadınların yumurtlamalarının var olduğu düşünülür.
  • Sperm sayı ve şekillerinin hamilelik oluşturmaya yeterli sayı ve yapıda olması.
  • Yumurta ve spermi birleşmesini sağlayacak yollarda herhangi bir bozukluk ve tıkanıklık olmaması.

Kısırlık tedavisinin aşamaları nelerdir?
Üremeye yardımcı tedavilerde tedavi süreci temel olarak dört aşamada gerçekleşir.

  • Birinci aşama, yumurtalıkların uyarılması veya spontan (kendiliğinden) sikluslarda yumurtanın gelişiminin takibi şeklinde olur.
  • Üçüncü aşama, yumurtaların döllenmesini sağlama aşamasıdır.

İnfertilite (kısırlık) tedavisi zor bir tedavi midir?
İnfertilite tedavisi, günümüzde çok kolaylaşmıştır. Eskiden yumurta toplama işlemi laparoskopik (karnın içine küçük bir delik açılarak yapılan cerrahi müdahale) yapılmaktaydı. Hasta bu teknikten çok ağrı duymaktaydı. Ancak bugün, transvajinal geliştirilmiş ultrasonlarla genel anestezi altında veya çok yüzeyel bir anestezi verilerek yapılmakta ve böylece hasta yumurta toplama işlemini takiben 2 saat sonra evine gönderilmektedir. Aynı zamanda gelişen ilaç teknolojisi, ilaçların kullanım kolaylığı, enjeksiyon yerindeki ağrının azlığı ve reaksiyonların minimalliği de bu tedaviyi kolaylaştırmaktadır.

Şişmanlık, stres ve sigaranın infertilite (kısırlık) üzerine etkisi var mıdır?
Evet, vardır. Şişmanlığa sebep olan etkenler veya metabolik bir hastalığın varlığı, gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi gebelik oluştuktan sonra da gidişatını etkilemektedir. 

Stres etkisiyle beyinden salgılanan bazı hormonlar, vücudun tüm sistemlerini etkilediği gibi üreme sistemini de etkilemektedir. Bu şekilde çok yoğun stres altında olan kişilerde adet bozuklukları oluştuğu gibi zaman zaman tamamen adetten kesilme ve dolayısıyla gebelik oluşamama gibi sorunlar da yaşanabilmektedir.

Sigaranın ise, yumurtanın etrafındaki hücreleri etkileyerek kadınlık hormonunun yapımında ve ayrıca yumurtanın olgunlaşmasında negatif etkisi olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ayrıca erkek sperminin özellikle hareketliliği üzerine negatif etkili olduğu bilinmektedir. Bu şekilde yoğun sigara kullanan kişilerde, sigara kullanmayanlara kıyasla gebelik oluşma şansı daha az, gebelik oluşsa bile erken dönemde düşük yapma sıklığı daha fazla görülmüştür.

Çiftlerin psikolojilerinin etkileyen faktörler nelerdir?
İnfertilite (kısırlık) süresi
İnfertilite (kısırlık) nedeni
Tedavi süresi
Başarısız tedavi denemeleri

İnfertilitenin (kısırlığın) psikolojik yönü nedir?
“İşlemediğim bir suçtan dolayı cezalandırılıyormuşum gibi bir şey, istemeyen binlerce kişinin çocuğu olduğu halde ben neden bu kadar şanssızım.”

“Sanki yaşamımın bazı alanları donmuş gibi, peki ben bunu hak edecek ne yaptım?” 

“Eğer kendi çocuğumu doğuramazsam eşim beni terk eder mi?”

Üreme bir insanın yaşamındaki en önemli ve en temel ihtiyaçlardan birisidir.İnfertilite (kısırlık), ülkemizde olduğu gibi aile bağları güçlü olan toplumlarda yalnızca çifti değil onlarla beraber pek çok kişiyi etkileyen bir krizdir. İnfertil tanısı almak hem şok, inkar, kayıp hissi, suçluluk, depresyon, izolasyon veya içe çekilme, hayatın anlamının yitirilmesi gibi bireysel psikolojik sorunlara; hem de çift olarak cinsellik ve evlilikle ilgili sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle infertilite sadece jinekolojik bir sorun değil, psiko-sosyal bir sorun olarak görülmedir. 

Öncelikle çiftler için çocuk sahibi olmamayı kabullenmek zor gelir ve tanıyı yadsırlar. Daha sonra yaşanan duygu ise öfkedir. Kendilerine, diğer eşe, çocuklu çiftlere karşı öfke duyabilir. İnfertilite ile mücadeleye devam eden çift suçluluk yaşamaya başlar. Özellikle infertil tanısı konmuş bireyde suçluluk daha da fazladır. İnfertil birey eş tarafından terk edilmeye dair anksiyete (kaygı) yaşayabilir. Kendini değersiz hissetme, pek çok şeye karşı ilgi kaybı ön plana çıkabilir. Birçok kişinin çaba harcamadan yaşadığını, kendisinin asla yaşayamayacağını düşünür. Çiftler haksızlığa uğradıkları hissine kapılabilirler. Bazı çiftler uzun yıllar gebe kalma çabalarını sürdürürken, bazıları bu süreçten vazgeçerek sorunu kadere bırakır. Tedavi sürecinin uzunluğu ve sonucunun belirsizliği çiftlerin duygusal açıdan zor bir dönem geçirmelerine neden olmaktadır. Kişi infertil tanısı aldıktan sonra yaşamlarının tüm alanlarını ihmal ederek bu tedavi üzerine yoğunlaşır. Aile ve arkadaşlarla olan ilişkilerden uzaklaşılabilir, iletişim kurmada zorluklar ortaya çıkabilir. Kişi “hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacağım” gibi olumsuz duygulara kapılabilir. İnfertil çiftlerin olumsuz duygusal tepkileri, yaşama sevincini azaltmakta, başkalarıyla ve eşleriyle olan ilişkilerini etkilemekte ve sahip oldukları sağlık sorununun yükünü daha da ağırlaştırmaktadır.

İnfertilitenin (kısırlığın) erkek ve kadın üzerinde yarattığı etki aynı mı?
Araştırmalar infertilite (kısırlık) sorununun çiftler arasında farklı duygusal tepkilere neden olduğu doğrultusundadır. İnfertilite çiftin problemi olduğu halde kadın ve erkek farklı duygusal tepkiler gösterebilirler. Yapılan karşılaştırılmalı çalışmalarda erkeklerde daha az sıklıkta klinik depresyon ve anksiyete (kaygı) olduğu görülmüştür. Kadınlarda daha fazla psikolojik problem ortaya çıkması tıbbi testlere daha fazla maruz kalmaları ve tedavi amacıyla aldıkları hormonların da birtakım psikolojik değişiklikler oluşturmasıyla açıklanmaktadır. Kadın ve erkeklerde başa çıkma mekanizmaları arasında da farklılıklar mevcuttur. Kadınlar duygularını paylaşabilecekleri gruplara katılırken, konuyla ilgili araştırma, daha fazla okuma eğiliminde olurken, erkekler kişisel şeyler hakkında konuşmazlar ve emosyonel (duygusal) sıkıntılarını kendilerine saklarlar. Kadınlar infertiliteyi daha çok kişiselleştirirken kayıp duygusu yaşamakta ve özgüvenlerinde azalma meydana gelmektedir.

İnfertilite (kısırlık) cinselliği etkiliyor mu?

  • Cinsel işlev bozukluğu ve sonrasındaki kadın ve erkek infertilitesi (vajinismus, sertleşme bozukluğu, geç boşalma)
  • İnfertilite nedeniyle yapılan test ve tedavilerin cinsel fonksiyonlara etkisi (fiziksel muayene, ameliyatlar vb.)
  • Psikolojik ve cinsel etkileşimler

Cinsel aktivite isteğe bağlı duygulardan çok siklus (adet) zamanına göre hazırlanan, tedavi programının bir parçası haline gelir. Her ay siklusun (adetin) ilk kısmındaki umutlu bekleyiş, gerçekleşmeyen gebeliklerle tekrarlanabilir.
Kısırlığı olan çiftlerde görülebilecek cinsel işlev bozuklukları nelerdir?

  • Erken Boşalma
  • Sertleşme problemi
  • Disparoni (ağrılı cinsel ilişki)
  • Vajinismus
  • Libidoda (cinsel istek) azalma
  • Orgazm güçlüğü

İnfertilite (kısırlık) evlilik ilişkisini etkilediğinde cinsel işlevde bozulmalar olabilir. İnfertilite tanısı kişilerin cinsel kimlikleriyle de özdeşleştirilir. İnfertilite ile uğraşan bireyler sıklıkla yetersiz bir erkek ve kadın gibi hissettiklerini belirtmektedirler. Tedavi sürecinde cinsellik sadece çocuk sahibi olmak için bir eyleme dönüşebilir. Özellikle belli zamanlarda kurulması önerilen ilişkiler kişiler tarafından ödev gibi algılanmaya başlanır. İnfertil birey kendini cinsel olarak yetersiz hissedebilir, ilişkiden duyduğu haz kaybolabilir. Bedene karşı öfke, hayal kırıklığı “neden ben” duyguları ön plana çıkabilir. Kısırlık teşhisi koymak için yapılması gereken testler kişiyi olumsuz etkileyerek cinsel isteksizliğe neden olabilir. Tedavi sürecinde kullanılan hormonlar da cinselliği etkileyebilir. 
Stres nedir? Stres infertilite (kısırlık) tedavisini nasıl etkiler?
Stres, vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği tepkidir.
Stres insan bedeninde fizyolojik değişiklikler ortaya çıkartabilir;

  • Adale sisteminde; gerginlik, kramplar, yorgunluk halleri.
  • Kalp damar sisteminde; çarpıntı, tansiyon yük

Stres duygusal hayatımızı etkiler;
Umutsuzluk, gerginlik, karamsarlık,sıkıntı. 
Stres sonucu;

  • Kişinin üretkenliği azalır ve kaybolur.
    (Kişi toplumdan uzaklaşır, durgunlaşır ve içine kapanabilir.)
  • Hayatından zevk alamaz hale gelir.
    (Hayata karşı değersizlik fikirlerinin oluşması.)
  • Çevreden uzaklaşılır.
    (Aile çevresinden, yakın çevreden ve iş çevresinden uzaklaşılabilir.)
  • Stres karşısında kişide ortaya çıkan psikolojik ön belirtiler;
  • Telaş, karar verme güçlükleri
  • Panik, korku halleri
  • Değersizlik, başarısızlık fikirlerinin oluşması

Stres kaynaklarının farkına varıp etkili bir biçimde baş edebilmeyi öğrenmemiz gerekir. Stres mi infertiliteye (kısırlığa), infertilitenin mi strese neden olduğu konusunda görüş birliğine varılamamıştır.

Tedavisi başarısız olan çiftlerde yoğun stres ön plana çıkmaktadır. Özellikle tedavinin birden çok tekrarlandığı çiftlerde stres seviyesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak stresin kısırlık nedeni olduğunu gösteren bilimsel kanıt çok zayıftır. Buna ek olarak stres hormonal dengeyi bozabilir, erkeklerde sperm sayısında ve hareketlerinde azalmaya yani stresin erkeklerde semen kalitesini düşürerek üreme işlevlerini olumsuz etkilediğine dair araştırmalar vardır, kadınlarda ise ovulasyonu (yumurtlamayı) etkileyebilir ve progesteron eksikliğine neden olarak gebeliğin devam etmesini engelleyebilir. Ayrıca tedavi sürecinde devam eden tetkikler, iğne ve ilaç kullanımı fiziksel ve duygusal olarak stres kaynağıdır. Psikolojik sorunların tek başına kısırlığın nedeni olmadığı, stresin kısırlığa sebep olduğu tezinin henüz ispatlanmadığı fakat stresin bilinen etkisinin kısırlık sorununa olumsuz yansıdığı bilinmektedir.

İnfertilitenin (kısırlığın) tanı ve tedavi sürecinde psikolojik desteğe ihtiyaç duyulup duyulmadığı nasıl anlaşır?
İnfertilite tanısı ve tedavi sürecindeki tüm bu zorluklar başlangıçtaki olumsuz duygulanımlardan öte zamanla depresyon, anksiyete (kaygı) bozuklukları gibi psikiyatrik tabloların gelişmesine de neden olabilmektedir. Tedavinin süresi, tedavi şekli, kişilik özellikleri, uyum süreçleri, destek sistemleri gibi faktörler infertiliteye ait psikolojik tepkilerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Kişinin psikolojik durumunun etkisi tedavi başarısında önemlidir. İnfertilite tedavi sürecindeki çiftlerin psikolojik destek alma konusunda bilinçli olması ve gereğinde psikiyatri ya da psikoloji uzmanlarıyla iletişimde bulunmaları gerekmektedir.

Aşağıdaki süreçlerden birini ya da birkaçını yaşanıyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır:

  • sosyal aktivitelerden uzaklaşma,
  • enerji ve motivasyon eksikliği,
  • yaşama karşı ilgisizlik, keyif alamama ve umutsuzluk,
  • konsantre olmakta güçlük, dikkatin dağılması,
  • kendini, olayları ve ilişkileri negatif değerlendirme,
  • sık ağlama ve umutsuzluk,
  • öfke ve kızgınlık duyguları,
  • suçluluk ve değersizlik duyguları,
  • iştahın artması veya azalması, aşırı kilo alma veya verme,
  • uyku düzeninin değişmesi, uykuya dalmakta güçlük, sık/erken uyanma, normale göre çok uyuma
  • yorgun, huzursuz ve aşırı kaygılı olma,
  • alkol veya ilaç kullanmaya başlama veya bu maddelerin tüketimini arttırma,
  • tedavinin başarısı konusuna aşırı yoğunlaşma ve bu konularda aşırı endişeli olma.

İnfertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan ilaçlar cinsel fonksiyonları etkiler mi?
Tedavide iğneleri düzenli kullanmak çiftleri hormonal ve psikolojik olarak etkiler. Tüm tedavi boyunca kullanılması gereken ilaçların bazılarının yan etkileri; terleme, baş ağrısı, sıkıntı gibi belirtiler olabileceği gibi vajinada kuruluk, isteksizlik gibi nedenlerle kadınlarda cinsel ilişki isteğini azaltabilir. Daha sonra kullanılan yumurta büyüten ilaçlar ise şişkinlik, kasık ağrısı ve vajinal akıntı gibi nedenlerle kadınların cinsel fonksiyonlarını etkileyebilir. Ancak bunlar çok kısa süre etkili ilaçlardır. Tedavinin bitmesiyle her şey normale döner.
İnfertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan ilaçlar kanser riskini artırıyor mu?
Tüp bebek tedavisinde yaklaşık 25-30 senedir yumurtayı büyütme hormonları kullanılmaktadır. Bugüne kadar, dünya çapında yapılan araştırmalarla bu ilaçların kansere yol açtığı hiçbir şekilde ispatlanmış değildir. 
Tüp bebek tedavisinde psikolojik destek nedir?
İnfertilitede eşle olan yakınlığın kaybı, sağlığına olan güvenin kaybı, kendine güvende azalma, geleceğe güven kaybı, önemli bir hayali gerçekleştirme olasılığının kaybı gibi bir tanesi bile depresyona neden olabilen pek çok kayıp yaşanır. Kişiler yaşamlarının tüm alanlarını ihmal ederek infertilite üzerine yoğunlaşırlar. Pek çok kişide bu yoğunlaşma ümitsizliğe ve depresyona neden olur. Her adet döneminde “Hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacağım, ben kadın değilim” gibi olumsuz düşüncelere kapılan kişi, ovulasyon (yumurtlama) döneminde ise tekrar ümitlenmeye başlar. İnfertil kadın için adet sanki istenen bir bebeğin ölümü gibi algılanır ve bunu daha büyük bir hayal kırıklığı izler. Bu kısır döngü yıllarca sürüp gider.
Tedavi siklusu öncesinde, tedavi sırasında ve sonrasında tedavi ile ilgili bilgi almak yararlıdır. 
Tüp bebek tedavisinde psikolojik destek almak ne işe yarar?
İnfertil çiftlerin durumu algılamasına
Tedavide fiziksel ve duygusal değişimlerle başa çıkmayı öğrenebilmesine
Çiftlerin tedaviye uyum sağlamasına
Yaşam kalitelerinin, becerilerinin artmasına
Eşler arası iletişimin güçlendirmesine veya var olan sorunların çözülmesine katkı sağlar.

  • Eşlerin birbirleri ile duygularını ve kaygılarını paylaşması (birçok çift bunun ilişkiyi güçlendirdiğini fark eder).
  • İnfertilite hakkında çiftlerin bilgi edinmeleri
  • Depresyon ve anksiyete dönemlerinin ortaya çıkabileceğine hazırlıklı olmak
  • Stresli aktivitelerden; aşırı alkol ve sigaradan uzak durmak
  • Randevulara eşle birlikte gidilmesi

· İnfertil hastaların desteklenmesi açısından yapılan grup terapilerinin, infertiliteden kaynaklanan stresle baş edebilmelerinde çok yararlı olduğu pek çok yayında belirtilmiştir. Bu grupta kişiler birbirlerini daha iyi anlamakta, yalnızlık duygusu, kimsenin kendilerini anlamadığı düşüncesi azalmakta, grupla birlikte etkin baş etme yöntemleri geliştirebilmektedir.

  • Kognitif-davranışçı terapi

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

Infertilite Nedir?

Bir çiftin 12 ay boyunca düzenli cinsel iliskiye girdigi ve korunma yöntemi uygulamadigi halde hamile kalamama durumudur. Daha önce hiç gebelik olusmamissa primer (birincil) infertilite; canli dogumla sonuçlansin ya da sonuçlanmasin en az bir gebelik olusmus ise sekonder (ikincil) infertilite olarak tanimlanir.

Infertil çiftlerin sayisi, günümüzde, stresli yasam kosullari, dogal olmayan beslenme, sigara aliskanligi gibi sebeplere bagli olarak artmistir. Bugün evlenen her 6 – 7 çiftten birinin çocugu olmamakta ve tibbi yardim almak zorunda kalmaktadir.
Infertilite nedenleri arasinda kadina ve erkege ait sebepler olabilmekle beraber bazen her ikisinde de önemli bir sorun bulunamadigi halde gebelik elde edilemeyebilir.

Bir çiftin çocuk sahibi olabilmeleri için nelerin normal olmasi gerekir?

    Kadinda yumurtlamanin (ovulasyon) düzgün olmasi
    Yumurta yumurtaliktan atildigi zaman kadinin tüpünün atilan yumurtayi yakalayip içine almasi
    Yumurtlama döneminde iliskiye girilmis olmasi
    Erkegin sperm (meni) sayisinin ve sperm hareketlilik ve seklinin hamilelik olusturmaya elverisli halde bulunmasi
    Iliskiye girildiginde spermlerin hamile kalmaya yetecek kadar rahim agzindan içeri girebilmesi
    Spermlerin hareket ederek tüplere kadar ulasmasi
    Tüp içinde yumurta ve spermin birlesmesi ve embriyo olusmasi
    Olusan embriyonun birkaç gün sonra rahme gelmesi
    Rahme geldiginde rahmin bunu kabul edecek sekil ve hormonal yapida olmasi. Rahme yerlesen bebegin bölünmesinin iyi sartlarda olmasi ve yerlesen bebekte herhangi bir genetik (kalitimsal) bozukluk olmamasi gerekmektedir.

Infertilite (kisirlik) tedavisine alinacak çiftlerde nelere bakilir?
Kisirlik tedavisinde amaç çiftin çocuk sahibi olabilmesi için gereken tahlillerinin yapilarak çocuk olmasini engelleyecek herhangi bir durumun mevcut olup olmadiginin tespit edilmesi ve buna göre tedavi uygulanmasidir.
Genel olarak üç ana faktör üzerinde tahliller yapildiktan sonra tedaviye baslanir.
Bunlar :

    Yumurta ve yumurtlama varligi: Genel olarak adetleri düzenli olan kadinlarin yumurtlamalarinin var oldugu düsünülür.
    Sperm sayi ve sekillerinin hamilelik olusturmaya yeterli sayi ve yapida olmasi.
    Yumurta ve spermi birlesmesini saglayacak yollarda herhangi bir bozukluk ve tikaniklik olmamasi.

Kisirlik tedavisinin asamalari nelerdir?
Üremeye yardimci tedavilerde tedavi süreci temel olarak dört asamada gerçeklesir.

    Birinci asama, yumurtaliklarin uyarilmasi veya spontan (kendiliginden) sikluslarda yumurtanin gelisiminin takibi seklinde olur.
    Üçüncü asama, yumurtalarin döllenmesini saglama asamasidir.

Infertilite (kisirlik) tedavisi zor bir tedavi midir?
Infertilite tedavisi, günümüzde çok kolaylasmistir. Eskiden yumurta toplama islemi laparoskopik (karnin içine küçük bir delik açilarak yapilan cerrahi müdahale) yapilmaktaydi. Hasta bu teknikten çok agri duymaktaydi. Ancak bugün, transvajinal gelistirilmis ultrasonlarla genel anestezi altinda veya çok yüzeyel bir anestezi verilerek yapilmakta ve böylece hasta yumurta toplama islemini takiben 2 saat sonra evine gönderilmektedir. Ayni zamanda gelisen ilaç teknolojisi, ilaçlarin kullanim kolayligi, enjeksiyon yerindeki agrinin azligi ve reaksiyonlarin minimalligi de bu tedaviyi kolaylastirmaktadir.

Sismanlik, stres ve sigaranin infertilite (kisirlik) üzerine etkisi var midir?
Evet, vardir. Sismanliga sebep olan etkenler veya metabolik bir hastaligin varligi, gebe kalmayi zorlastirdigi gibi gebelik olustuktan sonra da gidisatini etkilemektedir.

Stres etkisiyle beyinden salgilanan bazi hormonlar, vücudun tüm sistemlerini etkiledigi gibi üreme sistemini de etkilemektedir. Bu sekilde çok yogun stres altinda olan kisilerde adet bozukluklari olustugu gibi zaman zaman tamamen adetten kesilme ve dolayisiyla gebelik olusamama gibi sorunlar da yasanabilmektedir.

Sigaranin ise, yumurtanin etrafindaki hücreleri etkileyerek kadinlik hormonunun yapiminda ve ayrica yumurtanin olgunlasmasinda negatif etkisi oldugu bilimsel olarak ispatlanmistir. Ayrica erkek sperminin özellikle hareketliligi üzerine negatif etkili oldugu bilinmektedir. Bu sekilde yogun sigara kullanan kisilerde, sigara kullanmayanlara kiyasla gebelik olusma sansi daha az, gebelik olussa bile erken dönemde düsük yapma sikligi daha fazla görülmüstür.

Çiftlerin psikolojilerinin etkileyen faktörler nelerdir?
Infertilite (kisirlik) süresi
Infertilite (kisirlik) nedeni
Tedavi süresi
Basarisiz tedavi denemeleri

Infertilitenin (kisirligin) psikolojik yönü nedir?
“Islemedigim bir suçtan dolayi cezalandiriliyormusum gibi bir sey, istemeyen binlerce kisinin çocugu oldugu halde ben neden bu kadar sanssizim.”

“Sanki yasamimin bazi alanlari donmus gibi, peki ben bunu hak edecek ne yaptim?”

“Eger kendi çocugumu doguramazsam esim beni terk eder mi?”

Üreme bir insanin yasamindaki en önemli ve en temel ihtiyaçlardan birisidir.Infertilite (kisirlik), ülkemizde oldugu gibi aile baglari güçlü olan toplumlarda yalnizca çifti degil onlarla beraber pek çok kisiyi etkileyen bir krizdir. Infertil tanisi almak hem sok, inkar, kayip hissi, suçluluk, depresyon, izolasyon veya içe çekilme, hayatin anlaminin yitirilmesi gibi bireysel psikolojik sorunlara; hem de çift olarak cinsellik ve evlilikle ilgili sorunlara yol açmaktadir. Bu nedenle infertilite sadece jinekolojik bir sorun degil, psiko-sosyal bir sorun olarak görülmedir.

Öncelikle çiftler için çocuk sahibi olmamayi kabullenmek zor gelir ve taniyi yadsirlar. Daha sonra yasanan duygu ise öfkedir. Kendilerine, diger ese, çocuklu çiftlere karsi öfke duyabilir. Infertilite ile mücadeleye devam eden çift suçluluk yasamaya baslar. Özellikle infertil tanisi konmus bireyde suçluluk daha da fazladir. Infertil birey es tarafindan terk edilmeye dair anksiyete (kaygi) yasayabilir. Kendini degersiz hissetme, pek çok seye karsi ilgi kaybi ön plana çikabilir. Birçok kisinin çaba harcamadan yasadigini, kendisinin asla yasayamayacagini düsünür. Çiftler haksizliga ugradiklari hissine kapilabilirler. Bazi çiftler uzun yillar gebe kalma çabalarini sürdürürken, bazilari bu süreçten vazgeçerek sorunu kadere birakir. Tedavi sürecinin uzunlugu ve sonucunun belirsizligi çiftlerin duygusal açidan zor bir dönem geçirmelerine neden olmaktadir. Kisi infertil tanisi aldiktan sonra yasamlarinin tüm alanlarini ihmal ederek bu tedavi üzerine yogunlasir. Aile ve arkadaslarla olan iliskilerden uzaklasilabilir, iletisim kurmada zorluklar ortaya çikabilir. Kisi “hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacagim” gibi olumsuz duygulara kapilabilir. Infertil çiftlerin olumsuz duygusal tepkileri, yasama sevincini azaltmakta, baskalariyla ve esleriyle olan iliskilerini etkilemekte ve sahip olduklari saglik sorununun yükünü daha da agirlastirmaktadir.

Infertilitenin (kisirligin) erkek ve kadin üzerinde yarattigi etki ayni mi?
Arastirmalar infertilite (kisirlik) sorununun çiftler arasinda farkli duygusal tepkilere neden oldugu dogrultusundadir. Infertilite çiftin problemi oldugu halde kadin ve erkek farkli duygusal tepkiler gösterebilirler. Yapilan karsilastirilmali çalismalarda erkeklerde daha az siklikta klinik depresyon ve anksiyete (kaygi) oldugu görülmüstür. Kadinlarda daha fazla psikolojik problem ortaya çikmasi tibbi testlere daha fazla maruz kalmalari ve tedavi amaciyla aldiklari hormonlarin da birtakim psikolojik degisiklikler olusturmasiyla açiklanmaktadir. Kadin ve erkeklerde basa çikma mekanizmalari arasinda da farkliliklar mevcuttur. Kadinlar duygularini paylasabilecekleri gruplara katilirken, konuyla ilgili arastirma, daha fazla okuma egiliminde olurken, erkekler kisisel seyler hakkinda konusmazlar ve emosyonel (duygusal) sikintilarini kendilerine saklarlar. Kadinlar infertiliteyi daha çok kisisellestirirken kayip duygusu yasamakta ve özgüvenlerinde azalma meydana gelmektedir.

Infertilite (kisirlik) cinselligi etkiliyor mu?

    Cinsel islev bozuklugu ve sonrasindaki kadin ve erkek infertilitesi (vajinismus, sertlesme bozuklugu, geç bosalma)
    Infertilite nedeniyle yapilan test ve tedavilerin cinsel fonksiyonlara etkisi (fiziksel muayene, ameliyatlar vb.)
    Psikolojik ve cinsel etkilesimler

Cinsel aktivite istege bagli duygulardan çok siklus (adet) zamanina göre hazirlanan, tedavi programinin bir parçasi haline gelir. Her ay siklusun (adetin) ilk kismindaki umutlu bekleyis, gerçeklesmeyen gebeliklerle tekrarlanabilir.
Kisirligi olan çiftlerde görülebilecek cinsel islev bozukluklari nelerdir?

    Erken Bosalma
    Sertlesme problemi
    Disparoni (agrili cinsel iliski)
    Vajinismus
    Libidoda (cinsel istek) azalma
    Orgazm güçlügü

Infertilite (kisirlik) evlilik iliskisini etkilediginde cinsel islevde bozulmalar olabilir. Infertilite tanisi kisilerin cinsel kimlikleriyle de özdeslestirilir. Infertilite ile ugrasan bireyler siklikla yetersiz bir erkek ve kadin gibi hissettiklerini belirtmektedirler. Tedavi sürecinde cinsellik sadece çocuk sahibi olmak için bir eyleme dönüsebilir. Özellikle belli zamanlarda kurulmasi önerilen iliskiler kisiler tarafindan ödev gibi algilanmaya baslanir. Infertil birey kendini cinsel olarak yetersiz hissedebilir, iliskiden duydugu haz kaybolabilir. Bedene karsi öfke, hayal kirikligi “neden ben” duygulari ön plana çikabilir. Kisirlik teshisi koymak için yapilmasi gereken testler kisiyi olumsuz etkileyerek cinsel isteksizlige neden olabilir. Tedavi sürecinde kullanilan hormonlar da cinselligi etkileyebilir.
Stres nedir? Stres infertilite (kisirlik) tedavisini nasil etkiler?
Stres, vücudun çesitli içsel ve dissal uyaranlara verdigi tepkidir.
Stres insan bedeninde fizyolojik degisiklikler ortaya çikartabilir;

    Adale sisteminde; gerginlik, kramplar, yorgunluk halleri.
    Kalp damar sisteminde; çarpinti, tansiyon yük

Stres duygusal hayatimizi etkiler;
Umutsuzluk, gerginlik, karamsarlik,sikinti.
Stres sonucu;

    Kisinin üretkenligi azalir ve kaybolur.
    (Kisi toplumdan uzaklasir, durgunlasir ve içine kapanabilir.)
    Hayatindan zevk alamaz hale gelir.
    (Hayata karsi degersizlik fikirlerinin olusmasi.)
    Çevreden uzaklasilir.
    (Aile çevresinden, yakin çevreden ve is çevresinden uzaklasilabilir.)
    Stres karsisinda kiside ortaya çikan psikolojik ön belirtiler;
    Telas, karar verme güçlükleri
    Panik, korku halleri
    Degersizlik, basarisizlik fikirlerinin olusmasi

Stres kaynaklarinin farkina varip etkili bir biçimde bas edebilmeyi ögrenmemiz gerekir. Stres mi infertiliteye (kisirliga), infertilitenin mi strese neden oldugu konusunda görüs birligine varilamamistir.

Tedavisi basarisiz olan çiftlerde yogun stres ön plana çikmaktadir. Özellikle tedavinin birden çok tekrarlandigi çiftlerde stres seviyesinin daha yüksek oldugu saptanmistir. Ancak stresin kisirlik nedeni oldugunu gösteren bilimsel kanit çok zayiftir. Buna ek olarak stres hormonal dengeyi bozabilir, erkeklerde sperm sayisinda ve hareketlerinde azalmaya yani stresin erkeklerde semen kalitesini düsürerek üreme islevlerini olumsuz etkiledigine dair arastirmalar vardir, kadinlarda ise ovulasyonu (yumurtlamayi) etkileyebilir ve progesteron eksikligine neden olarak gebeligin devam etmesini engelleyebilir. Ayrica tedavi sürecinde devam eden tetkikler, igne ve ilaç kullanimi fiziksel ve duygusal olarak stres kaynagidir. Psikolojik sorunlarin tek basina kisirligin nedeni olmadigi, stresin kisirliga sebep oldugu tezinin henüz ispatlanmadigi fakat stresin bilinen etkisinin kisirlik sorununa olumsuz yansidigi bilinmektedir.

Infertilitenin (kisirligin) tani ve tedavi sürecinde psikolojik destege ihtiyaç duyulup duyulmadigi nasil anlasir?
Infertilite tanisi ve tedavi sürecindeki tüm bu zorluklar baslangiçtaki olumsuz duygulanimlardan öte zamanla depresyon, anksiyete (kaygi) bozukluklari gibi psikiyatrik tablolarin gelismesine de neden olabilmektedir. Tedavinin süresi, tedavi sekli, kisilik özellikleri, uyum süreçleri, destek sistemleri gibi faktörler infertiliteye ait psikolojik tepkilerin gelismesine katkida bulunmaktadir. Kisinin psikolojik durumunun etkisi tedavi basarisinda önemlidir. Infertilite tedavi sürecindeki çiftlerin psikolojik destek alma konusunda bilinçli olmasi ve gereginde psikiyatri ya da psikoloji uzmanlariyla iletisimde bulunmalari gerekmektedir.

Asagidaki süreçlerden birini ya da birkaçini yasaniyorsa mutlaka bir uzmana basvurulmalidir:

    sosyal aktivitelerden uzaklasma,
    enerji ve motivasyon eksikligi,
    yasama karsi ilgisizlik, keyif alamama ve umutsuzluk,
    konsantre olmakta güçlük, dikkatin dagilmasi,
    kendini, olaylari ve iliskileri negatif degerlendirme,
    sik aglama ve umutsuzluk,
    öfke ve kizginlik duygulari,
    suçluluk ve degersizlik duygulari,
    istahin artmasi veya azalmasi, asiri kilo alma veya verme,
    uyku düzeninin degismesi, uykuya dalmakta güçlük, sik/erken uyanma, normale göre çok uyuma
    yorgun, huzursuz ve asiri kaygili olma,
    alkol veya ilaç kullanmaya baslama veya bu maddelerin tüketimini arttirma,
    tedavinin basarisi konusuna asiri yogunlasma ve bu konularda asiri endiseli olma.

Infertilite (kisirlik) tedavisinde kullanilan ilaçlar cinsel fonksiyonlari etkiler mi?
Tedavide igneleri düzenli kullanmak çiftleri hormonal ve psikolojik olarak etkiler. Tüm tedavi boyunca kullanilmasi gereken ilaçlarin bazilarinin yan etkileri; terleme, bas agrisi, sikinti gibi belirtiler olabilecegi gibi vajinada kuruluk, isteksizlik gibi nedenlerle kadinlarda cinsel iliski istegini azaltabilir. Daha sonra kullanilan yumurta büyüten ilaçlar ise siskinlik, kasik agrisi ve vajinal akinti gibi nedenlerle kadinlarin cinsel fonksiyonlarini etkileyebilir. Ancak bunlar çok kisa süre etkili ilaçlardir. Tedavinin bitmesiyle her sey normale döner.
Infertilite (kisirlik) tedavisinde kullanilan ilaçlar kanser riskini artiriyor mu?
Tüp bebek tedavisinde yaklasik 25-30 senedir yumurtayi büyütme hormonlari kullanilmaktadir. Bugüne kadar, dünya çapinda yapilan arastirmalarla bu ilaçlarin kansere yol açtigi hiçbir sekilde ispatlanmis degildir.
Tüp bebek tedavisinde psikolojik destek nedir?
Infertilitede esle olan yakinligin kaybi, sagligina olan güvenin kaybi, kendine güvende azalma, gelecege güven kaybi, önemli bir hayali gerçeklestirme olasiliginin kaybi gibi bir tanesi bile depresyona neden olabilen pek çok kayip yasanir. Kisiler yasamlarinin tüm alanlarini ihmal ederek infertilite üzerine yogunlasirlar. Pek çok kiside bu yogunlasma ümitsizlige ve depresyona neden olur. Her adet döneminde “Hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacagim, ben kadin degilim” gibi olumsuz düsüncelere kapilan kisi, ovulasyon (yumurtlama) döneminde ise tekrar ümitlenmeye baslar. Infertil kadin için adet sanki istenen bir bebegin ölümü gibi algilanir ve bunu daha büyük bir hayal kirikligi izler. Bu kisir döngü yillarca sürüp gider.
Tedavi siklusu öncesinde, tedavi sirasinda ve sonrasinda tedavi ile ilgili bilgi almak yararlidir.
Tüp bebek tedavisinde psikolojik destek almak ne ise yarar?
Infertil çiftlerin durumu algilamasina
Tedavide fiziksel ve duygusal degisimlerle basa çikmayi ögrenebilmesine
Çiftlerin tedaviye uyum saglamasina
Yasam kalitelerinin, becerilerinin artmasina
Esler arasi iletisimin güçlendirmesine veya var olan sorunlarin çözülmesine katki saglar.

    Eslerin birbirleri ile duygularini ve kaygilarini paylasmasi (birçok çift bunun iliskiyi güçlendirdigini fark eder).
    Infertilite hakkinda çiftlerin bilgi edinmeleri
    Depresyon ve anksiyete dönemlerinin ortaya çikabilecegine hazirlikli olmak
    Stresli aktivitelerden; asiri alkol ve sigaradan uzak durmak· Infertil hastalarin desteklenmesi açisindan yapilan grup terapilerinin, infertiliteden kaynaklanan stresle bas edebilmelerinde çok yararli oldugu pek çok yayinda belirtilmistir. Bu grupta kisiler birbirlerini daha iyi anlamakta, yalnizlik duygusu, kimsenin kendilerini anlamadigi düsüncesi azalmakta, grupla birlikte etkin bas etme yöntemleri gelistirebilmektedir.

    Kognitif-davranisçi terapi   

 

CETAD – Cinsel Egitim Tedavi ve Arastirma Dernegi

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

GÜVENLİ CİNSEL YAŞAM NE DEMEKTİR?

􀂾 Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanmamak veya yakalanma risklerini azaltmak, istenmeyen, planlanmamış bir zamanda gebe kalmayı engellemek için yapılabilecekler güvenli cinsel davranış biçimleri olarak tanımlanmaktadır.

􀂾 Güvenli cinsel davranışların başında cinsel ilişkiden kaçınma ya da cinsel ilişkiyi erteleme gelmektedir.

􀂾 Özellikle cinsel ilişkiye başlama yaşının küçülmesi, genç yaşta gebelik,                   gebelik sonlandırma ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma sıklıklarının artması cinsel ilişkiden kaçınma/erteleme yönünde uyarı ve önerileri artırmakta, cinsel gereksinimleri karşılamak için de çeşitli alternatifler sunulmaktadır.

􀂾 Bu alternatiflerin başında tek eşlilik, eğer olamıyorsa korunmalı cinsel lişkiyi alışkanlık haline getirme ve KONDOM kullanmak gelmektedir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYON NE DEMEKTİR?

􀂾 Koruyucu önlem alınmadan hastalık etkeni bulunduran biri ile cinsel ilişkide penisin ağızla, vajinayla ya da anüsle birleşmesi olan ve genellikle cinsel organlarda belirtiler gösteren veya belirti göstermeden de seyredebilen sağlık sorununa cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (CYBE) adı veriliyor.

􀂾 Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar her ülkede önemli halk sağlığı sorunlarından birisi. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara günde bir milyon yeni vaka ekleniyor…

􀂾 Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, her yıl yaklaşık olarak 174 milyon trikomonas enfeksiyonu, 92 milyon klamidya enfeksiyonu, 62 milyon gonore (bel soğukluğu), 12 milyon sifiliz (frengi) olmak üzere 340 milyon yeni vaka ekleniyor. Bu enfeksiyonlar arasında en yaygın olarak bilinenler gonore (belsoğukluğu), sifiliz (frengi) ve HIV enfeksiyonu (AIDS’le sonuçlanabilen bulaşma) olmasına karşın cinsel yolla bulaşma özelliği olan ve bu gruba giren

enfeksiyon/hastalık durumlarına neden olabilen başka 30’dan fazla etken var. Bu etkenler, cinsel organlarda, deride,ağızda, anüste, boğazda, gözde görülebildiği gibi tüm bedenide sarabiliyor.

BİYOLOJİK YÖNDEN BULAŞMAYI ARTIRAN FAKTÖRLER…

KADINLARDA…

􀂾 Üç önemli faktör cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı kadınları daha duyarlı hale getiriyor…

1. Vajinayı döşeyen doku yüzeyinin geniş olması: Cinsel organların birleştiği bir ilişkide daha geniş yüzey ile temas söz konusu olduğundan, hastalık taşıyan erkekten kadına geçme olasılığı,hastalık taşıyan bir kadından erkeğe bulaşma olasılığından daha fazla.

2. Genç kadınlarda daha duyarlı olan rahim içindeki zar dokusunun rahim ucundan dışarı taşması (ektopi)

3. Toplumsal cinsiyet rolü/ayrımcılıkla sağlık hizmetlerinden daha az yararlanması, bu sorunları için sağlık kurumlarına başvuramaması

ERKEKLERDE…

􀂾 Sünnetsiz erkekler, sünnetli erkeklere göre daha fazla risk altında

􀂾 Sünnet derisinin penis üzerinde kıvrılması cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar için bir depo durumunda

􀂾 Sünnet derisi fiziksel travmalara karşı daha duyarlı olsa da sünnetle bu yüzeyin azaltılması koruyucu olabiliyor

􀂾 Ancak sünnetin etkisi yorumlanırken, sünnetli olanların din, etnik grup ve ekonomik yönden de diğerlerinden farklı olabilecekleri ve cinsel davranışların sosyo-ekonomik durumla ilişkili olması gibi faktörler de göz önünde tutulmalı.

RİSKLİ CİNSEL DAVRANIŞLAR

􀂾 Cinsel yolla bulaşan hastalıkların birinci sorumlusu cinsel ilişki…

􀂾 Ancak, bulaşma riskini artıran RİSKLİ davranışlar da var…

􀂾 Özellikle kondom kullanmadan, vajinal, oral veya anal cinsel ilişkiye girilmesi durumunda cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riski yükseliyor…

􀂾 İşte riskli davranışlar:

• Sık cinsel eş değiştirmek

• Birden fazla cinsel eşe sahip olmak

• Cinsel eşin birden fazla cinsel eşinin olması

• Son bir yıl içinde geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü

• Seks işçileri ile, onların müşterileri ile ya da kimlerle ilişkisi olduğu bilinmeyenlerle cinsel ilişkide bulunma

• Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtisi olanlarla cinsel ilişkiyi sürdürmek

• Para, mal, yiyecek ya da ilaç karşılığı cinsel ilişkiye girmek

• Vajinayı kurutucu maddeler kullanmak

RİSKİ AZALTMANIN YOLLARI

• Eşin/sevgilinin bedeninden salgılanan sıvılarla (vajina, anüs veya ağız) temas

etmemek

o En fazla dikkat edilmesi gereken beden sıvıları: kan, semen, penisten

boşalma öncesi gelen sıvı, vajinal sıvılar ve cinsel yolla bulaşan

enfeksiyonlar nedeniyle oluşan yaralardan gelen sıvılar

• Cinsel organlarda oluşan yaralara ya da kabarcıklara dokunmamak

• Yara veya enfeksiyon varlığında cinsel ilişkide bulunmamak

DÜŞÜK RİSK TAŞIYAN CİNSEL İLİŞKİ BİÇİMLERİ

• Mastürbasyon

• Karşılıklı mastürbasyon

• Erotik masaj

• Kucaklaşma, bedenlerin sürtünmesi

• Siberseks

• Öpüşme (ağızda yara yoksa)

• Derin öpüşme (ağızda yara yoksa)

• Oral cinsel ilişki (ağızda yara yoksa)

• Kondom kullanarak vajinal cinsel ilişkide bulunma

• Kondom kullanarak anal cinsel ilişkide bulunma

EN GÜVENLİSİ TEK EŞLİLİK…

􀂾 Pek çok kişi için ideal olan tek bir eşle cinsel yaşamın sürdürülmesi.

Eğer;

o Eşlerden ikisi de başka bir kimse ile korunmasız cinsel ilişkiye girmiyorsa

o Eşlerden ikisi de kan yoluyla bir enfeksiyon almamışsa, steril olmayan enjektör kullanmıyorsa

o Eşlerden ikisinin de hâlihazırda bir enfeksiyonu yoksa erkek ya da kadının

bu ilişkide enfeksiyona yakalanmaktan korkmasına gerek yok.

􀂾 Ancak pek çok kişi yaşamı boyunca birden fazla kişi ile cinsel ilişki yaşıyor. Örneğin, HIV enfeksiyonuna yakalanan kişilerin pek çoğu bu hastalığı tek eşli olarak yaşadıkları eşlerinden aldıklarını belirtiyorlar.

􀂾 Eşler birbirlerine sadık olmaya karar vererek enfeksiyondan korunma önlemlerini alabiliyorlar.

o Bu durumda her iki tarafın da enfeksiyon taşımadığından emin olmak gerekiyor. Örneğin, HIV enfeksiyonu gibi bazı enfeksiyonların belirti vermeleri için yıllar geçebiliyor.

o Eşlerin gizli bir enfeksiyonun taşıyıcısı olup olmadıklarını anlamaları için bir

sağlık kuruluşunda muayene olmaları ve laboratuvar tetkiki yaptırmaları gerekir.

TEK EŞLİLİK, EĞER OLAMIYORSA

􀂾 Korunmalı cinsel ilişkiyi alışkanlık haline getirme ve KONDOM kullanmak

gerekiyor.

􀂾 Kondom, erkek ya da kadın cinsel organına takılmaya uygun, içerisinde  genellikle spermlerin etkinliklerini bozan maddeler de bulunan, gebelikten ve CYBE’den

korunma araçlarıdır.

􀂾 Lateks, poliüretan, plastik veya hayvan dokusundan yapılan kondom, başlangıçta erkek için üretilirken günümüzde kadın için de üretilmeye başlandı.

ERKEK KONDOMU KULLANIRKEN DİKKAT …

• Kondomun son kullanım tarihine kontrol edilmelidir. Kullanım süresi geçmiş

kondomlar kullanılmamalıdır.

• Her tür cinsel ilişkide kondom ve her ilişkide yeni bir kondom kullanılmalıdır.

• Kondom dar pantolon ceplerinde ya da uzun süre cüzdanda taşınmamalıdır. Çünkü bu alanlar kondom için sıcak ortamdır ve kondomun koruyucu özelliğinini

azaltabilir.

• Kuru, kirli, esnekliğini kaybetmiş, sararmış, yapışkan ve zedelenmiş kondomlar kullanılmamalıdır.

• Kondom sadece su bazlı kayganlaştırıcılarla kullanılabilir. Vazelin, bebek yağı, Hobi, Arko gibi kremlerle, petrol bazlı ürünlerle kullanılmaz. Bu maddeler kondomun zedelenmesine ve koruyuculuğunun bozulmasına neden olur.

• Kondom paketini açmak için diş ya da kesici bir aleti, makas vb..kullanılmamalıdır, kondom yırtılabilir. Tırnakların kondoma zarar vermemesine

dikkat edilmelidir.

• İlişkinin en başında cinsel sıvılar birbirine değmeden, penis tam olarak sertleştiğinde kondom takılmalıdır.

• İlişki bittiğinde penis sertliğini tam kaybetmeden, kondom penisle beraber dışarı alınmalıdır.

• Kondom, penisin üzerinden kağıt bir mendil ile tutularak çıkarılmalıdır.

• Eğer ilişkinin herhangi bir yerinde kondomun zarar gördüğü fark edilirse kondom hemen yenisi ile değiştirilmelidir.

KADIN KONDOMU KULLANIRKEN DİKKAT …

• Kondomun son kullanım tarihine kontrol edilmelidir. Kullanım süresi geçmiş

kondomlar kullanılmamalıdır.

• Her ilişkide yeni bir kondom kullanılmalıdır.

• Kondom dar cepte ya da uzun süre cüzdanda taşınmamalıdır. Çünkü bu alanlar kondom için sıcak ortamdır ve kondomun koruyucu özelliğinini  azaltabilir.

• Kuru, kirli, esnekliğini kaybetmiş, sararmış, yapışkan ve zedelenmiş kondomlar kullanılmamalıdır.

• Kadın Kondomu silikon bazlı kayganlaştırıcılarla kullanılabilir. Poliüretan maddesi özelliğinden dolayı vazelin, bebek yağı, Hobi, Arko gibi kremlerle, petrol bazlı ürünlerden etkilenmez.

• Kadın kondomu herhangi bir cinsel temas olmadan önce yerleştirilmelidir.

• İlk uygulamada kadın kondomunu yerleştirmekte zorlanabilir ama bir iki uygulamadan sonra kolay hale gelir.

• Kondom paketini açmak için diş ya da kesici bir aleti, makas vb..kullanılmamalıdır, kondom yırtılabilir. Uzun tırnaklar kadın kondomunda yırtıklar oluşturabilir

• Eğer ilişkinin herhangi bir yerinde kondomun zarar gördüğü fark edilirse kondom hemen yenisi ile değiştirilmelidir.

• Kadın kondomu, erkek kondomu ile birlikte kullanılmamalıdır.                                                                                             

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

psikiyatristsevilay.zorluiiHYPERLINK “mailto:psikiyatristsevilay.zorluii@facebook.com”@facebook.com

twitter/ Dr.SevilayZorlu

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ERKEN BOŞALMA: ERKEKLER; “ERKEN BOŞALMA” DAN DERTLİ…

Erkeklerde en sık görülen cinsel işlev bozukluğu Erken Boşalma. Ülkemizde HER ÜÇ ERKEKTEN BİRİSİ Erken Boşalma sorunu yaşıyor.

􀂾 Erkekler birbirlerinden ve pornografik malzemelerden “gerçekdışı” pek çok şeyi öğreniyorlar. Bu öğrendikleri ile kendi gerçekleri arasındaki uyumsuzluk, “YETERSİZLİK” duygusuna ve “PERFORMANS ANKSİYETESİ”ne yol açarak, ereksiyonu engelleyebiliyor. Örneğin, bir arkadaşı üst üste beş altı kez cinsel ilişkiye girdiğini anlatmışsa ve kişi fazlasıyla cinsel doyum sağlamış olsa bile kendisini zorluyor ama ereksiyon sağlayamıyor. Bu da, “Bende bir sorun mu var”  endişesine yol açarak, kişinin başaramama korkusu ile daha sonra “ilk kez için bile” ereksiyonu engelleyici olabiliyor.

􀂾 Erken Boşalma’nın en önemli nedeni “boşalma kontrolü”nün öğrenilmemiş olması. Erkeklerin cinsel yaşamlarının başında boşalmayı kontrol etmeyi bilmedikleri, üstelik aşırı heyecan, telaş gibi faktörlerin yanı sıra acelecilik, yakalanma endişesi, uygunsuz ortamlar da (asansör, park, bahçe, genelev gibi) boşalma kontrolünün öğrenilmesini zorlaştırıyor.

􀂾 Kişinin cinsel deneyimi arttıkça ve rahatladıkça boşalmayı kontrol etmeyi öğrenebilir ancak CİNSEL TECRÜBESİ ARTAN HER ERKEK BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEMİYOR.

􀂾 Hızlı konuşup, hızlı yemek yiyen, SÜREKLİ BİR TELAŞ İÇİNDE OLAN KİŞİLER sevişme sırasında da aynı telaş ve panikle “hızlı boşalma” sorunu yaşayabiliyorlar.

􀂾 Erken boşalmanın bir başka nedeni ise bazı erkeklerin eşlerine karşı duydukları öfke/kızgınlık gibi duygular. Bu tip erkekler, eşlerine duydukları bu öfkeyle, cinsel ilişkide erken boşalarak, kadına haz vermek istemiyorlar.

􀂾 Koç yumurtası, kuvvet macunu, bal, pekmez, fındık, fıstık , istiridye gibi

çeşitli gıdaların cinsel gücü artırmada yararlı olduğuna dair güvenilir bilimsel bir veri yok. Ancak kişi bunların yararlı olacağına inanırsa psikolojik olarak yaşayacağı “güven” duygusu, kişiyi rahatlatabiliyor.                                                                                          

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

psikiyatristsevilay.zorluiiHYPERLINK “mailto:psikiyatristsevilay.zorluii@facebook.com”@facebook.com

twitter/ Dr.SevilayZorlu

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

CİNSELLİĞİ YILLAR DEĞİL… BEYNİNİZ ÖLDÜRÜYOR…

Uzmanlar uyarıyor: İşleyen demir ışıldar

􀂾 En önemli cinsel organ beyin. Cinsellik beyinde başlar. Doyurucu bir cinsellik için önce ona inanmak gerekir. “CİNSELLİK İÇİN ÇOK YAŞLI OLDUĞUMUZU” düşünmemek önemli.

􀂾 Bütün dünyada ortalama yaşam süresi artıyor. 1900’lü yılların başında ortalama yaşam süresi 49 yıldı ve kadınlar menopoz yaşına girmeden ölüyorlardı. Bugün ise MENOPOZ SONRASI DÖNEM 40 YIL.

􀂾 Yaşlıların büyük kısmı (yaklaşık %70) FİZİKSEL YAKINLIKTAN, DUYGUSALLIKTAN HOŞLANIYOR, CİNSEL FANTEZİLERİ OLDUKÇA FAZLA VE KARŞI CİNSLE İLGİLİ. Cinsel birleşme olmadan dokunma, okşama ve okşanmaktan hoşlanan kadınların oranı ise % 64. Erkeklerde bu oran % 82.

􀂾 Cinsel yönden aktif olan yaşlı kadınların, cinsel istek düzeyleri daha yüksek. Cinsel doyuma daha fazla ulaşıyorlar, cinsel tercihlerini daha rahatlıkla belirtiyorlar.

􀂾 Yaşamın daha erken dönemlerinde cinsel olarak aktif olanlar ileri yaşlarda da cinsel olarak aktif olmaya devam ediyorlar.

􀂾 Yaşlanan bir kadında (veya erkekte) cinselliğin devamı sadece bedene bağlı değil. Cinsel performansı üzerine çok fazla meşgul olmanın yarattığı stres nasıl yaşlanan erkeklerde sertleşme sorununu tetikliyorsa kadınlarda da cinsel uyarılma eksikliğine yol açıyor.

􀂾 Tüm cinsel yaşamları boyunca vajinal ıslaklığın derecesine bakarak kadının uyarılma derecesini saptamaya alışmış olan eşler için “KURULUK EŞİTTİR CİNSEL İSTEK YOKSUNLUĞU”… Böyle bir yanlış bilgi her iki tarafın da cinselliği başlatmasını engelleyebiliyor.

􀂾 Birçok kadın sağlıklı gıda satan dükkanlardan alışveriş yaparak doğal yoldan menopoz yakınmalarından kurtulacaklarını düşünüyorlar. Ancak, doğal tedavi her zaman daha güvenli ve daha iyi değil.

􀂾 Gençlik yıllarında güzel anıların birikmesi, güzel cinsel anılarla yaşlanmanın mihenk noktası. Yeter ki çiftler yaşlanmadan ilişkinin “şehvet” dozunu azaltıp, “şefkat” dozunu fazla yükseltmesinler.

Uzmanlar, “işleyen demir pas tutmaz, ışıldar” uyarısını yapıyorlar.

YAŞLILIKLA BİRLİKTE…NELER DEĞİŞİYOR?...

􀂾 Kişilikte ve ruhsal yapıda değişiklikler oluşur.

􀂾 Kişilikte değişmezlik görülür. Yeniliklerden korkma (neofobi), yeni fikirleri kabul etmede zorluk gözlenir.

􀂾 Çevreyle ilgilenme azalabilir. Kişinin sosyal ilişkileri daha derin ve daha

seçici olur. Eskiye özlem artar.

􀂾 Beden sağlığı ile ilgilenme artar.

􀂾 Depresyona yatkınlık artar. Bu yatkınlığın nedeni kayıplarla ilgilidir. Eş,

arkadaş kaybı, fiziksel sağlığın kaybı, çeşitli organların işlevlerini yerine

getirememesi, sosyal çevre kaybı, ekonomik kayıplar, zihinsel işlevlerdeki

kayıplar.

􀂾 Zihinsel değişikliklerin başında yeni bilgileri öğrenmede zorluk, dikkati

verme ve yoğunlaştırmada sorun, bellekteki bilginin hatırlanmasında problem, sorunlarla baş etme, sorunları çözmede zorluk, konuşulanları kavramada zorluk gelir.

􀂾 Buna karşın yaşlıda ilerleyen yıllar boyunca biriken bilgide ve sözel

becerilerde artış görülür. Yaşla yaşama bağlı deneyim artar. Yaşlıda iyi

bir muhakeme, iyi bir karar verme yetisi vardır.

􀂾 Yaşlılıkta oluşabilecek kişilik, psikolojik ve beyin işlevlerindeki Değişikliklerle  ilgili yoğun çalışmalar olduğu halde yaşlılık cinselliği konusu ancak son 15-20 yıldır yoğun bir şekilde araştırılıyor.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

psikiyatristsevilay.zorluiiHYPERLINK “mailto:psikiyatristsevilay.zorluii@facebook.com”@facebook.com

twitter/ Dr.SevilayZorlu

BY: admin

Blog Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

CİNSEL İSTEK AZLIĞI:ÜÇ KADINDAN BİRİ YAŞIYOR

Kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozuklukları “Cinsel İstek Bozukluğu” ve “Uyarılma Bozukluğu”.

Ülkemizde tedavi için başvuran HER ÜÇ HASTADAN BİRİSİNDE CİNSEL İSTEK BOZUKLUĞU görülüyor.

􀂾 Ancak, cinsel isteğin, koroner yetmezlikler, enfarktüs, böbrek üstü bezlerinin fazla veya az çalışması, cinsellik hormonlarının azlığı, tiroid hormonlarının azlığı ya da artışı, epilepsi, beyin kanamaları gibi biyolojik rahatsızlar veya depresyon ilaçları,bazı tansiyon ilaçları nedeniyle azalması/kaybolması “cinsel işlev bozukluğu” olarak kabul edilmiyor.

􀂾 Cinsel istek bozukluklarının bir bölümünü “cinsel tiksinti bozuklukları” oluşturuyor.Cinsel ilişki kurmaktan “tiksinti” duyacak kadar rahatsız olan bu kadınlar cinsel ilişkiler için “BAŞIM AĞRIYOR”, “KARNIM AĞRIYOR” türünden gerekçeler buluyorlar.

􀂾 Cinsel isteği ARTIRAN etkenler:

o Eş çekicidir

o Eş cinsel fanteziye uygun düşer

o Eş baştan çıkartıcıdır

o Eş yanıt vericidir

o Ortam yardımcıdır

o Cinsel fanteziler

o Aşk

o Yenilik, yeni teknikler

o Yeterli cinsel uyarı

o Huzur, gerginliklerin olmaması

o Güven

􀂾 CİNSEL İSTEĞİ AZALTAN etkenler:

o Eş çekici değildir

o Eş cinsel fanteziye uygun düşmez

o Eş yanıtsızdır

o Eş kızgın ve düşmancadır

o Ortam yardımcı değildir

o Olumsuz fanteziler

o Başkasına yönelik aşk

o Monotonluk

o Yetersiz cinsel uyarı

o Depresyon, ansiyete, öfke

o Tehlikeli durumlar

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

psikiyatristsevilay.zorluiiHYPERLINK “mailto:psikiyatristsevilay.zorluii@facebook.com”@facebook.com

twitter/ Dr.SevilayZorlu