BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

OKUL FOBİSİ

Çocuklarda kuvvetli bir endişe nedeniyle okula gitmek istememe ve gitmeme durumu; okul reddi ya da okul fobisi  olarak adlandırılmaktadır. Zihinsel, ruhsal ve sosyal yönden okula başlamaya hazır olan çoğu çocukta, okulun ilk günlerinde ağlama, okula gitmek istememe, anneden ayrılamama gibi davranışların görülmesi doğal bir durumdur. Okula giden çocukların yaklaşık % 2-4’ünde okul fobisi görülmektedir.Ortaöğretim çağında ki ergenlerde görülme sıklığı daha azalmakta, ancak bu dönemde görülen okul fobisinin tedavisi güçleşmektedir.

Okula yeni başlayan çocuk, küçük ve zayıf olduğunun bilincindedir. Çevresinde olan olayların çoğunda kendini yetersiz hisseder.Bu durum küçük çocuğun genelde dış dünyadan korkmasına ve paniklemesine yol açar. Okul çağı ile dış dünyanın kapıları açılmaya başlar ve çocuk kendini ilk kez karşılaştığı ve bilmediği bir ortamda bulur. Çocuk  aile içi güveni ve kurulu düzeni kaybedeceği endişesine kapılmış olur. Kimi çocuklarda ise okulun ilk günlerinde görülen bu durum uzar,  okula gitmek istememe  tepkilerine; şiddetli baş ağrıları, şiddetli karın ağrıları, mide bulantıları, renkte  solukluk ve kilo kaybı eşlik edebilir.

Okulun ilk günlerinde görülen bu korkunun kaynağı genelde anneden ayrılma kaygısıdır. Okula gittiği zaman anne-babasına bir şey olacağından ,onların başına bir şey geleceğinden, hastalanacaklarından, öleceklerinden korkmakta ya da çocuk, ebeveynlerinin kendisini terk edeceklerini düşünmektedir.Bunun yanısıra, çocuğuna aşırı bağımlı olan anne-babalar da, çocuklarına okulda bir şey olacağı kaygısı  yaşarlar. Ebeveynin korku ve endişesi aynen çocuğa yansır. Bu durum ,çocuğun bağımlı bir kişilik özelliği kazanmasına yol açabilir.

            Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil, annedir. Anne,bilinç altında çocuğun kendisinden ayrılıp, okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Annenin çocuğa, o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini anlatması,  çocukta anneyi yalnız bıraktığı için  suçluluk duyguları oluşmasına neden olabilir ve  çocuk okula gitmek istemeyebilir.

Okul korkusu, okula yeni başlayan çocuklarda görüldüğü gibi okula devam eden çocuklarda da görülebilir.Bazı çocuklar, zorlamalara dayanamayıp okula gitmek üzere yola çıksa da, yarı yoldan geri döner, ya da sınıftan çıkar eve gelir. Çocukta, neşesizlik, uykuya dalmakta güçlük , iştah kesilmesi, ödevlere karşı ilgide azalma, baş ve karın ağrıları, ateş  görülebilir.O gün okula gitmeyeceğini, öğretmenden korktuğunu ya da bir arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir.

Ancak bazen okula gitmeme davranışı,çocuğun inatlaşması nedeniyle geliştirdiği bir davranış olabilir.Bu durumda inatlaşma nedenleri üzerinde durulmalıdır.

OKUL  FOBİSİ OLAN ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN ÖZELLİKLER

        Bu çocukların çoğu başarı kaygısı olan, uyumlu,  aşırı onay bekleyen ,aileye bağımlı çocuklardır.Okulu sevmeye başladıklarında başarılı bir öğrenci olabilirler.

        Bu çocuklar genelde aile bireyleri olmadan diğer kişilerle  iletişim kurmakta zorlanırlar.

        Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe  davranışları geliştirirler.Evde kalmasına izin verildiğinde bu davranışlar birdenbire kaybolur.

        Okula gitmeme davranışı anne- babanın bilgisi dahilinde olur;okula gitmedikleri için suçluluk duymazlar. Okuldan kaçma ile karıştırılmamalıdır. Çocuklarda  çalma, yalan, cinsel bozukluk ya da saldırgan davranışlar gibi davranış bozuklukları görülmez.

        Enerji ve istek kaybı, alınganlık ve sinirli olma, iştahsızlık ve uykuda huzursuz olma, mide bulantısı,  ağlama, okula gitmeye direnme gibi belirtiler gözlenebilir.

        Okula gitmekten kaçınma davranışı; çocuk okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık ve utangaç davranıyorsa,  okulda ve evde daha çok nedensiz ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye başladıysa,  sık sık hasta olan bir çocuk olmadığı halde;  baş veya karın ağrısından şikayet ediyorsa,  okul fobisiyle açıklanabilir.

OKUL FOBİSİNİN NEDENLERİ

       A) Aileden kaynaklanan nedenler:

Bu fobinin, kaynağı genellikle anne ya da  aileden ayrılma korkusudur.Çocuk duygusal bağ kurduğu kişiye bir şey olacağını düşünür  ve ondan ayrı kalma korkusu yaşar.

Okul fobisi olan çocukların yaşamlarının daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülür.Ailelerin, sürekli olarak çocuklarının sevgilerini kazanma çabası içinde oldukları, tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları ve onların hiçbir isteğine set çekmedikleri, özellikle çocuklarının küçücük rahatsızlıklarıyla bile çok abartılı ilgilendikleri, psikolojik ve fiziksel olarak çocuklarına çok bağımlı oldukları  gözlenmiştir (sembiyotik-ortak yaşam ilişkisi ). Hatta bu tip aileler çocuklarını arkadaşlarının evine bile oyun oynamak için göndermekten kaçınırlar. Sonuçta çocukta ; ailem bile dış çevreden  kaygılanıyorsa demek ki evin dışındaki yerler güvensiz yerlerdir fikri oluşur.Yaşamın ilk yıllarında bu tür anne- çocuk ilişkisi çocuğun okula başladığı sırada önemli bir engel oluşturur. Annelerin bu koruyucu ve kontrollü ortamından bir an olsun uzak kalmamış olan çocuğun, yabancı bir çevrede ve tanımadıkları insanlarla birlikte günlerini geçirmesi, onu son derece huzursuz eder.

Boşanma, anne ya da babanın başka biri ile evlenmesi, maddi sorunlardan kaynaklanan stresli bir ev yaşamı,çocuğun yeni bir kardeşinin doğması, taşınma, hastalık, yakın birinin ölümü gibi bir stres faktörlerinin olması nedeniyle okul fobisi sonradan  da oluşabilmektedir.   

       B) Okula Bağlı Nedenler :

            Uygun olmayan bir sınıf içi yerleştirme, özellikle  de çocuğun kendini güvende hissetmediği bir yere oturtulması;sesli okuma-sınıf önünde ders anlatma-beden eğitimi gibi etkinliklerden korkup, gerçekleştirmede güçlük çekmesine rağmen bunları yapması için  zorlanması ;okulda ya da okul yolunda fiziksel olarak tehdit edici bir yerin ya da birilerinin olması; karmaşanın ,şiddetin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü olumsuz bir okul ortamı; çocuğun okulda hırpalanmasına, alay edilmesine, reddedilmesine ve kavga etmesine yol açacak olumsuz yaşantılar ve iletişim becerilerinde eksikliğinin olması gibi nedenler fobi kaynağı olabilir.

Bursa Rehberlik ve Araştırma Merkezi

OKUL FOBİSİ OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE  ÖNERİLER

        Çocuğun okulda kaygılanmasına neden olan faktörler (akran baskısı, alay, akademik ve sosyal becerilerde başarısızlık, aile tutumları vb) tespit edilmelidir.

        Öğretmen sınıfın düzenini korkutmaya ve dayağa başvurmadan sağlayabilmelidir.

        Çocuğun okulda kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak kızma, bağırma, küçük düşürme, incitme  ve kıyaslama gibi davranışlardan kaçınılmalıdır.

        Çocuğun kaygısı anlayışla karşılanmalı, naz, numara yapıyorsun gibi sözler söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duymaktadır.

        Okulda; çocuğun ilgisini çekecek  sınıf içi aktiviteler çoğaltılmalıdır.

        Çocuğu sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlamaktan kaçınılmalı, başlangıçta kolaylıkla üstesinden gelebileceği görevleri alması için yüreklendirilmelidir.

        Öğretmenin tepkileri, çocuk için şaşırtıcı olmamalıdır. Çocuğa karşı esnek,  hoşgörülü ve tutarlı  olunmalıdır.

        Yapabileceği sorumluluklar ve görevler verilmeli, akranlarıyla değişik oyun ve görevler yoluyla ilişkiler kurması sağlanmalı, öğrencide kendi kendini denetleme yeteneği ve guruba ait olma duygusu geliştirilmelidir.  

        Çocuğun eksik ve yetersiz yönlerini vurgulamak yerine, başarıları ön plana çıkarılmalıdır.

        Öğretmen, kendi iç çatışmalarını, bunalımlarını, öğrencinin ailesine olan kızgınlığını öğrenciye yansıtmamalıdır. Gerekirse ilgili kuruluşlara yönlendirme yapmalı, uzman yardımına başvurmalıdır.

        Olumsuz aile davranışlarını tespit edip ailelere; çocuklarının güvende olduğu, panik yapmamaları, aksi halde bu paniğin çocuğa bulaşacağı  söylenmelidir.

        Çocuğun anne-babası ya da güven duyduğu kişiyle okula gitmesi teşvik edilmeli, gerektiğinde güven duyduğu yakınının; çocuğun kendini rahat hissedinceye kadar kısa bir süre sınıfta oturması ,kademeli olarak sınıf kapısının dışında,okul kantininde,okul bahçesi gibi uzaklıklarda  durması sağlanmalıdır.

        Çocuk ısrarla sınıfa girmek istemiyorsa ; ilk günlerde okulun bahçesine, sonra okul içine,  daha sonra sınıfa girmesi; önce bir saat, sonra yarım gün, sonra tam gün okula gitmesi sağlanarak, adım adım okulla buluşturulması çocuğun korkusunun yok olmasına yardımcı olacaktır.

        Okula gitmeme ne kadar uzarsa,  problemin çözümü o kadar zorlaşır. Çocuğun mümkün olduğu kadar çabuk ,yeniden okula devam edebilmesini sağlamak gerekmektedir. Özel durumlar dışında, her rahatsız olduğunda okuldan eve gönderilmemelidir.

        Özellikle bazı işlerde çocuktan yardım ve öneri isteyerek, kendini değerli ve önemli hissetmesi  sağlanmalıdır.

        Çocuğun başkalarıyla tanıştırılması; bağımlılık odaklarını artıracaktır.Bu, çocuğun tek kişiye olan bağımlılığını ortadan kaldırabilir.

        Geri bildirimler hemen ders sonunda verilmelidir.( “Aferin bu ders güzel durdun” ya da “ders boyunca  dikkatini veremedin, dersini yapamadın, şimdi teneffüste derslerini bitir” gibi).

        Aşırı ilgi göstermek, çocuğun okul fobisi nedeniyle gösterdiği davranış biçimlerini, ilgi görmek adına devam ettirmesine neden olabilir. Dengeli davranılmalı, uygulamalar en fazla bir ay sürdürülmeli , çok aşırı ayrıcalık tanınmamalıdır.

        Çocuğa ;okulda hangi durumlarda kimden, nasıl yardım alacağı, ihtiyaçlarını nerede ve nasıl karşılayabileceği öğretilmelidir.

Bursa Rehberlik ve Araştırma Merkezi

OKUL FOBİSİ OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERE ÖNERİLER

        Çocuğa okul açılmadan önce, okul ve öğretmen tanıtılmalı, sırasında oturtulmalı, okul kuralları ve sınıf içi yaşamla, arkadaş ilişkileri ile ilgili bilgiler verilmeli, okul sevdirilmeli, fakat okul ve öğretmen ile ilgili doğru olmayan abartılı şeyler anlatılmamalıdır.

        Çocuğun, hatalı davranışlarında okul ve öğretmen; caydırıcı bir unsur,  bir korkutma aracı olarak kullanılmamalı ; “Böyle yaparsan öğretmenin seni sevmez”,  “seni okula almazlar”, “senin yaramazlıklarını öğretmene söyleyeceğim” gibi cümlelerden kaçınılmalı, bu tür yaklaşımların  çocuğun okulla ilgili olumsuz düşünceler geliştirmesine neden olabileceği unutulmamalıdır.

        Okul alışverişine  çocukla birlikte çıkılmalı ve satın alınan araç gereçlerin nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

        İlk günlerde çocuğun , sevdiği bir oyuncağını okula götürmesine izin verilebilir. Götüreceği oyuncak  evinin sembolüdür ve kendisini rahat hissetmesini sağlayabilir.

        Okulun ilk günü bir süre okulda kalınması, çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlayabilir.

        Çocuğun, ilk günlerde okulun bahçesine, sonra okul içine,  daha sonra sınıfa girmesi; önce bir saat, sonra yarım gün, sonra tam gün okula gitmesi sağlanmalı,çocuk adım adım okulla buluşturularak  korkusunun yok olmasına yardımcı olunmalıdır.

        Çocuk okulla birlikte  yeni düzene, başlangıçta biraz zorlanabilir. Televizyon seyretmek, arkadaşlarıyla oynamak isteyebilir, ödevlerini yapmayı ihmal edebilir.Ödevlerini yapmamak ya da tam bitirmemek de okula gitmeme nedeni olabilir.Bu nedenle zamanı düzenlemesi için çocuğa  yardım edilmelidir.

        Düzenli uyku uyuması sağlanmalı, ödevlerini yetiştiremediği için ya da bir program izlemek istediği için uykusundan fedakarlık etmesine izin verilmemelidir.

        Okulla ve öğretmeniyle yapıcı bir diyalog içinde olunmalı, çocuğun okulda kaygılanmasına neden olan faktörlerin (akran baskısı , alay ,derslerde ve sosyal becerilerde başarısızlık, aile tutumları vb) tespit edilmesi ve düzeltilmesinde öğretmenden ve psikolojik danışmandan yardım istenmelidir.

        Öğretmeniyle ilgili bir otorite karmaşası yaratmamak için çocuğun yanında öğretmen eleştirilmemelidir.

        Çocuğun kendi başına halletmesi gereken durumlarda,  sorunu kendisinin çözmesine izin verilmelidir.

        Çocuğun tüm yaşamı okul olmamalıdır. Arkadaşlarıyla birlikte olması için fırsatlar yaratılmalı ve bir uğraş edinmesi için teşvik edilmelidir. Serbest zamanlarını değerlendirme etkinlikleri ve oyun becerileri kazandırılarak, küçük de olsa kendi işini kendisine  yaptırarak ; anne- babaya bağımlılık azaltılabilir.  Böylece çocuk kısa süreli de olsa, sevdiklerinden ayrı kalmayı  ve bağımsız olarak iş yapabildiği için takdir edilmeyi öğrenecek, cesaretlenecektir.Özellikle  sosyal ortamlara alıştırmak, özgüven kazandırmak ve bağımlılığını azaltmak için ufak ayrılıklar yaşatacak durumlar yaratılmalıdır.

        Çocuğun kaygısı anlayışla karşılanmalı, okula gitmediğinde suçlamaktan kaçınılmalıdır. ”Bir şeyin yok, naz yapıyorsun, numara yapıyorsun!..” gibi sözler söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duymaktadır.

        Çocuğa kızmak, öfkelenmek, dayak atmak sorunu daha da ağırlaştıracağından, ona bu korkunun birçok çocukta görülebileceği ve bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisi ile aynı durumda olan başka çocukların olduğu anlatılıp   güven verilmeli, çocuk cesaretlendirilmelidir.

        Çocuğa “ Beni üzersen annesiz kalırsın”, ”Bıktım artık senin annen olmayacağım” gibi sözlerle anneyi kaybetme korkusu tetiklenmemelidir.

        Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir.

        Okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması işe yarar. Anne-baba çocuğa soğukkanlı bir tutumla yaklaşmalıdır. Anne-babadan hangisi daha kararlı ve tutarlı davranabiliyorsa çocuğu okula o göndermelidir. (Çoğunlukla anneler bu görevi  kolay başaramaz..)

        Bazı durumlar,hariç çocuk okuldan kaçarsa tekrar okula götürmeli ve özellikle okulda hangi durumlarda kimden nasıl yardım alacağı öğretilmelidir.

        Okul başarısının şimdilik önemli olmadığı anlatılmalı ,sıkıntılar anlayışla karşılanmalı ama okula gitme konusunda ödün verilmemelidir. Son dakika uyarılarından  kaçınılmalı (aman …..lara dikkat et!.,sakın …..yapmayı unutma !..gibi.), Çocuk okula götürüldüğünde vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilmelidir.

        Hastayım diye okula gitmediği gün evde yatağında yatıp hasta muamelesi yapılmalı, gezmesine, oyun oynamasına izin verilmemeli, sen hastasın yatman gerekiyor denilmelidir.

        Anne okulla ilgili endişesini, tedirginliğini çocuğa yansıtıp hissettirmemeli,bu durumun  problemi daha da  büyüteceğini bilmelidir.

        Çocuğun endişeleri, kaygıları ve duyguları üzerinde konuşmak, çocuğa okulun amacını açıklamak, ona günün nasıl geçeceğini anlatıp,okul bitiminde saat kaçta ve nerede buluşacakları konusunda bilgi vererek sözde durmak çocuğun; hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlayabilir.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KEKEMELİK

 

            3-6 Yaş döneminde çocuklar konuşurken,kelimeleri yada cümleleri tekrarlayabilir, konuşmanın normal akışı kesintiye uğrayabilir.Gelişimin bu aşamasında tekrarlar ve kesintiler normaldir.

            Konuşmanın ritminin, akışının kesintiye uğraması, tekrarlar, uzatmalar, duraklamalarla bozulması alışkanlık haline geldiğinde ritim bozukluğu ortaya çıkar.

            Kekemeliğin başlangıç döneminde, konuşmada görülen belirtiler konuşmanın yalnızca sesine ilişkindir ve çocuk bu durumun farkında değildir.Ancak dinleyen pek çok kişi tarafından,çoğu zaman “ ne konuşulduğu “ değil “nasıl konuşulduğu” dikkati çeker.Bu durum, çocuğun durumu fark etmesine neden olur.Böylece Çocuktaki konuşma güçlüğüne, korku ve endişe de eşlik eder; konuşma, çocuğu zorlayan bir savaşa dönüşür.

            Artık bu dönemde konuşmanın akışının kesintiye uğraması yanında, konuşma sırasında yüz, el, kol ve vücut hareketleri de ortaya çıkar.

            Kekemeliğin nedenleri konusunda günümüzde ileri sürülen görüşler çeşitlidir.

Bazı uzmanlar yapısal bir bozukluk olduğunu düşünürken, bazıları öğrenilmiş bir davranış olduğunu, bazıları ise kişilik bozukluğu olduğunu savunmaktadır.

            En yaygın olarak, kekemeliğin tek bir nedene bağlı olmadığı görüşü ön plandadır.

            Kekemeliğin ortaya çıkışına; korkular, kardeş kıskançlığı, bir yakının kaybı, baskı ve şiddete maruz kalma,  anne -baba geçimsizliği veya ayrılığı, deprem vb. gibi travmatik yaşantılar neden olabilir.

            Bireysel terapi yöntemleri, başarılı sonuçlar verebilmekte, ancak yaşamın belli dönemlerinde kekemeliğin tekrarlaması söz konusu olabilmektedir.

ARTİKÜLASYON

(SESLETİM /FONOLOJİK )BOZUKLUĞU

Artikülasyon; Konuşma sesi birimlerinin, konuşmada yer alan organlar aracılığıyla şekillendirilmesidir.

Konuşmaya başlamak bir çocuğun hayatının en önemli adımlarından biridir. Yapılan araştırmalar belli sesleri doğru söyleyişin, belli yaşlarda ortaya çıktığını göstermiştir:

30–36 ay p,b,m
36 – 54 ay n,y,t,d,k,g
54 – 66 ay f,v,y,ı
66 – 78 aydan sonra r,s,z,ç,c,ş,j

İşitme bozukluğu, konuşma organlarındaki bozukluklar (ör. yarık damak), nörolojik durumlar, zeka engeli ya da psikolojik sorunlar, artikülasyon bozukluğuna eşlik edebilir.

6-7 yaşta % 2-3 oranında görülürken, 17 yaşın üzerinde % 0.5 oranında ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Eğer;

  Çocuk seslere tepki vermiyorsa,

  Ailenin öyküsünde, bir dil ve konuşma gecikmesi varsa,

   Aile üyeleri ve çevredekiler tarafından çocuğun ne söylediği  anlaşılmıyorsa,

   Çocuğun dil gelişimi ve konuşması, aynı yaştaki çocuklara göre belirgin olarak geride olduğu ise , uzman yardımı gereklidir.

KEKEME ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

  Çocuğun güç ve hatalı konuşması hiçbir zaman söz konusu edilmemelidir.

  Kekeleyen öğrenciye kızmak,” Bir daha kekeleme ! “ demek, baskı yapmak çok büyük hatadır.

  Sınıftaki diğer öğrencilerle, kekeme öğrencinin olmadığı bir zaman konuşularak; gülme, alay etme vb. gibi olumsuz yaklaşımların önüne geçilmelidir.

  Basit sorumluluklar verilmeli, güven kazandırılmalıdır.

*

  Sözlü yoklamalar yerine, yazılı yoklamalar yapılmalıdır.

  Kekeme öğrenci konuşurken, konuşması bitene kadar sabırla dinlenmeli, onun yerine cümlesi tamamlanmamalıdır.

  Öğrenci konuşurken, dudak hareketlerine yoğunlaşılmamalı, onunla göz kontağı kurularak, “nasıl söylendiğine” değil “ne söylendiğine” odaklanılmalı ve diğer öğrencilerin de bu konuya dikkat etmeleri sağlanmalıdır.

  Öğrenci uzun cümleler kurmaya, hızlı konuşmaya zorlanmamalıdır.

  Kısa cümleli yazılar ve şiirler okutulmalı, okuldaki koro çalışmalarına katılması sağlanmalıdır.

  Kekeme öğrencinin söyleyemediği kelime yada harf üzerinde ısrar edilmemeli ; örneğin, öğrenci “d” harfinde tutuluyorsa “doktor” yerine “hekim” kelimesini söylemesi teşvik edilmelidir.

  • Çok sevdiği, ilgisini çeken konularda sözel paylaşımda bulunmasına destek olunmalıdır.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist & Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

ŞirinyalıMh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

0  532  747 04 45

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ALTINI ISLATAN ÇOCUKLAR
 

            Altını ıslatma sorunu, çocuğun 4 yaşına geldiği halde bu davranışını hala sürdürüyor olmasıdır. Normal gelişim sürecine bakıldığında çocuğun çişini tutması için mesaneyi kontrol eden kaslarının  iki yaş civarında geliştiği görülmektedir. Yani her çocuk iki yaşına kadar çişini tutamaz ve altına yapar. Genellikle, gündüz çiş kontrolü iki yaş, gece çiş kontrolü ise üçbuçuk dörtbuçuk yaş civarında kazanılır. Bir çocuk dört ya da beş hatta altı yaşına geldiği halde altına yapıyorsa; ya fiziksel ya da psikolojik bir sorunun varlığından söz edilebilir.

Altını ıslatma sorunu aşağıdaki şekillerde görülür:

        GECE  ALTINI ISLATMA: Bu çocuklar gündüz çişlerinin geldiğini söyledikleri halde sadece gece altını ıslatırlar. Ya yattıktan hemen sonra ya da uyanmaya yakın altlarını ıslatırlar.

        GÜNDÜZ ALTINI ISLATMA: Bu çocuklar gündüz altlarını ıslatırlar, gece böyle bir davranışta bulunmazlar. En önemli nedenlerinde birisi, çocuğun oyuna dalması ve çişinin geldiğini fark edememesidir.

        SÜREKLİ ALTINI ISLATMA: Mesane kasları geliştiği varsayıldığı halde (3-5 yaş) çocuk hala altını gece ve gündüz ıslatmaya devam ediyorsa büyük bir ihtimalle fiziksel bir sorundan söz edilebilir. Fiziksel sorunu, psikolojik nedenlerde destekleyebilir.

        ARASIRA ALTINI ISLATANLAR:  Hastalanma, ateşli hastalıklar, idrar yollarını üşütme, gece üstünün açık kalması, zorlanma, bel ağrıları, korkutulma vb. nedenler çocuğun zaman zaman altını ıslatmasına neden olabilir.  Fiziksel ve psikolojik problemlere bağlı değildir. Yalnız bazı çocuklar kardeşleri yeni doğduğunda ilgiyi üstüne çekmek için çok kısa süreli olarak böyle bir davranışa yönelebilirler.

PSİKOLOJİK KAYNAKLI ALTINI ISLATMA SORUNU OLAN ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK BELİRTİLER

        Parmak emme, tırnak yeme.

        İçedönüklük, yalnız kalma isteği.

        Sorumluluktan kaçma.

        Kendine güvensizlik.

        Saldırgan davranışlar.

        Öfke ve ağlama nöbetleri.

        Yalan söyleme.

        Dikkatini toplamada güçlük.

        Yaşına uygun davranışlar göstermeme.

        Anne-babaya yeterince güvenmeme.

 
ALTINI ISLATMANIN NEDENLERİ

A. FİZİKSEL NEDENLER:

        Genetik yatkınlık.

        Sinir kas kontrolünün gecikmesi.

        İdrar yolları enfeksiyonları.

        Aşırı yorgunluk.

        Fazla tuzlu ve sulu yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi.

        Ayakların ve bel kısmının üşütülmesi.

        Uyku sırasında kalkıp su içilmesi.

B. PSİKOLOJİK NEDENLER:

        Erken ve baskılı tuvalet eğitimi.

        Yeni bir kardeşin doğması ve kıskançlık.

        Okula başlama, okul değiştirme.

        Okul korkusu.

        Sevilen birinin kaybı.

        Gün içinde yaşanan korkulu olaylar.

        Anne-babanın ayrılması, aile ilişkilerinde bozukluklar.

        Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi.

        İlgi çekmek ve öç alma isteği.

        Derin uyuma.

        Sürekli inatlaşma ortamlarının yaratılması.

ÖNERİLER

        Önce çocuk tıbbi muayeneden geçirilip, problemin organik bir bozukluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı tespit edilmeli, gerekiyorsa ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Aileler ilaç kullanımı konusunda kaygılarını doktorla paylaşmalı ve bu konuda doktora güvenmelidirler.

        Kas kontrolü iki yaşından önce gelişmediğinden, bu dönemden önce tuvalet eğitimi verilmemelidir.

        Çocuğa tuvalet eğitimi verirken baskıcı, zorlayıcı ve zorlayıcı tavırlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.

        Altını ıslattığı için çocuğa ceza verilmemelidir.

        Çocuk çişi geldiğinde “ayıp, biraz tutuver, eve gidince yaparsın” gibi zorlamalara maruz bırakılmamalıdır.

         Mümkün olduğunca çok sulu ve tuzlu yiyecek ve içecekler kontrollü verilmelidir.  Özellikle uyku saatinden önce ve uyku aralarında bunların verilmemesine dikkat edilmelidir.

        Çocuğun altına bez koyulmamalıdır.

        Çocuk altı ıslak olarak fazla kalmamalı hemen değiştirilmelidir.

        Çocuğun altını ıslattığı başkalarına söylenmemelidir.

        Gece belli aralıklarda saat kurularak çocuğun tuvalete gitmesi sağlanmalıdır.

        Evde çocuğun gece tuvaletini yapabilmesi için tuvaletin ışığı açık bırakılmalıdır.

*

        Çocuk tuvalete kaldırıldığında tam olarak uyanık olması sağlanmalıdır.

        Ağır oyuncakları kaldırmamasına ve arkadaşlarıyla oynarken birbirlerinin sırtına binmemelerine dikkat edilmelidir.

        Çocukla iyi bir iletişim kurmaya çalışılmalı, bu durumun geçici olduğu ve çocuğun isterse bu durumun üstesinden gelebileceği anlatılmalıdır.

        Çocuk altını ıslatmadığı zamanlarda ödüllendirilebilir.  Ödüllendirmede aşağıdaki yöntemlerden biri kullanılabilir:

TAKVİM YÖNTEMİ

Çocuk altını ıslattığı günlerde yağmurlu hava resminin altına (*) işareti, altını ıslatmadığı günlerde ise  güneşli hava resminin altına (*) işareti konulur. Bu işaret kesinlikle çocuk tarafından konulmalıdır. Bir ay sonunda güneşli hava resminin altında (*) işareti çok ise çocuk ödüllendirilir. (*) işareti yerine takvime altını ıslatmadığı günler için güneş resmi, altını ıslattığı günler için yağmurlu bulut resmi yapılabilir.       Ödülün niteliği çocuğun yaşına kişiliğine uygun olmalıdır.(Güneş resimlerinin çok olması da bir ödüldür.)

BONCUK YÖNTEMİ

Çocuk boncuk dolu bir kavanozdan her altını ıslatmadığı gün için bir boncuğu boş kavanoza atar. Boncuk sayısı daha önceki dolu kavanozdan fazla olursa çocuk yine ödüllendirilir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

DEHB İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

Her hareketli çocuk hiperaktifmidir?

Her dikkati dağınık çocuk dikkat eksikliği bozukluğumudur?

DEHB belirtilerinin çoğu başka psikiyatrik bozukluklarda da görülebilir. Bu nedenle ayırıcı tanıda dikkatli olunmalı ve belirtilerin hangi sorundan kaynaklandığı araştırılmalıdır. Bu davranışlar normal gelişim döneminin özelliği olabileceği gibi başka bir hastalığında belirtisş olabilir. Örnek: Konsantre olamama, dikkati sürdürememe yerinde duramama, huzursuzluk depresyonda ve kaygı bozukluklarında da görülür. Çeşitli araştırmalarda DEHB olan bireylerin %3-75’inde depresyona görüldüğü bildirilmiştir.Dikkat eksikliği, bellek sorunları, akademik başarısızlık özel öğrenme bozukluğunda da görülebilir.Dürtüsellik, düşünmeden davranma, kendine ya da başkalarına zarar verici davranışlar davranım bozukluğunda da vardır.DEHB’na eşlik edebilecek diğer psikiyatrik bozuklukların araştırılmasıDEHB sıklıkla başka psikiyatrik bozukluklarla bir arada bulunur. Bu bozukluklar çocuğun davranışlarını, akademik başarısını, sosyal ilişkilerini farklı yönde etkiler. Belirtiler karmaşıklaşır. DEHB tanısını koymak zorlaşabilir, bazen tek bir tanıda odaklaşılıp diğer tanılar atlanabilir. Tedavide hangi yaklaşımların, hangi ilacın uygulanacağı diğer tanılara bağlıdır. DEHB olan çocuklar tedavi edilmezse nasıl gelişim gösterirler? Geçmişte DEHB’nun zaman içinde azalarak ergenlik döneminde iyileştiğine inanılırdı. İzlem çalışmalarında bunun doğru olmadığı görülmüştür. Bozuklukta 3 gidişten söz edilmektedir: Gelişimsel gecikme (%30): Genç erişkinliğin erken döneminde belirtilerin kaybolduğu gruptur. Devamlılık (%40): Belirtiler çeşitli sosyal ve duygusal güçlüklerle erişkin dönemde de sürer. Gelişimsel bozulma (%30): DEHB bulguları yanı sıra alkolizm, madde kullanımı ve antisosyal kişilik bozukluğu gibi psikopatolojilerinin oluştuğu gruptur. Bu kötü gidişin en güçlü belirleyicisi çocukluk döneminde DEHB’na komorbid olarak davranım bozukluğunun olması ve aile içi çatışmaların olmasıdır. DEHB için tedaviler var mıdır?Basit bir tedavisi yoktur. Çoklu yaklaşımları içerir, şu alanlar üzerinde çalışılır:

Tıbbi tedavi

 Anne-baba eğitimi

Davranış terapileri

Özel eğitim ortam

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist & Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

ŞirinyalıMh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

0  532  747 04 45

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNUN NEDENLERİ NELERDİR?

Nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ama bu hastalığa neden olduğu düşünülen bazı etkenler var :

  1. Kalıtım, yani genetik nedenler

DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazladır (%8-30 gibi).

DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazladır (%8-12 gibi).

  • Çevresel nedenler:

Çevresel etkenler genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde hastalanma riskini arttırır.

Gebelikte  annenin hastalanması, alkol, sigara ve ilaç kullanması

Erken doğum, doğumda çıkan diğer sorunlar

Bazı hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma

  • Beyindeki yapısal işlevsel farklılıklar :

Dikkatin yoğunlaştırılması, sürdürülmesi, davranışların kontrol edilmesi, planlama yapılmasından sorumlu olan alanlarda işlevsel farklılıklar vardır.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNA EŞLİK EDEN BELİRTİLER NELERDİR?

DEHB nda temel belirtiler içinde yer almayan ama bu hastalıkta sıklıkla görülen bazı belirtiler vardır. Tanı için bu belirtilerin görülmesi şart değildir ancak bunların  var olması tanıyı destekler.

a) Dağınıklık:  Dikkat eksikliği olan bireylerde dağınıklık en sık görülen belirtilerden biridir. Kılık kıyafetten, eşyalarına kadar herşeyi dağınıktır. Dağınıklığın temel nedenlerinden birisi bir şey yaparken o işe yeterince kendini vermemek ya da başka şeyler düşünmektir. Örneğin çocuk mutfağa giderken elinde kalemi de vardır, kalemi mutfakta bırakır, bardağı alır onu da odada bırakır. Tüm bunları yaparken başka şeyler düşündüğünden daha sonra hatırlamaz. Diğer bir neden de düzenli olamamaktır.

b) Dalgınlık:  Özellikle kendilerine sıkıcı gelen ortamlarda ya da fazla ilgilerini çekmeyen bir işi yaparken dalgın, yarı uykuda gibi olabilirler.

c) Tutarsızlık:O kadar değişken olabilirler ki anne babalar “sanki iki kişiliği var” diye tanımlarlar. Birgün ödevlerinin tümünü isteyerek yapabilir, diğer gün hiç birini yapamayabilir.

d) Hareket ve hareket yönetimi sorunları:  En sık görülen hareket yönetimi sorunu el yazısına ilişkindir. El yazıları çirkindir, yazı yazmayı sevmezler, yavaş yazarlar. Yazma gibi ince el becerileri gerektiren işleri öğrenme ve geliştirme konusunda zorluklar yaşarlar.

e) Bellek Sorunları:  Dikkat eksikliği, bellek bozukluğuna neden olmaz ancak aile ve öğretmenler sıklıkla dikkat eksikliği olan çocuğun unutkanlığından yakınırlar. Burada asıl sorun söylenen şeyin o sırada dikkat alanına girmediği için öğrenilmemesidir.  Dikkat eksikliği olan bir birey o anda kendisine söylenene ya da çalıştığı şeye dikkatini verebildiyse öğrenebilir ve daha sonra unutmaz.

f) Sosyal İlişki Sorunları:  Bu çocuklar çok duyarlı olmalarına ve başkaları tarafından kabul görmeyi çok istemelerine rağmen sosyal ilişkilerde sorunlar yaşarlar. Bu bireyler sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirdikleri, yapacakları şeyin sonucunu düşünmeden yaptıkları, söylecekeleri şeyin karşıdakini nasıl etkileyeceğini düşünmeden söyledikleri için bu sorunlar ortaya çıkar.

g) Saldırgan Davranışlar:  Bu kişiler akıllarına geleni, sonucunu düşünmeden yaptıklarından zaman zaman çevrelerine zarar verici davranışlarda bulunabilirler ancak olaydan hemen sonra pişman olurlar.

h) Düşük Özsaygı:  Yukarıdaki belirtilerin çoğu nedeniyle sürekli olarak çevrelerinden olumsuz geri bildirim alan birey sonunda kendini kötü görmeye başlar, kendine güveni azalır, kendini beğenmez ya da kendini değersiz biri olarak kabul eder.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME DAVRANIŞI

            Yalan başkasını bilerek aldatmak için söylenen geçiştirmeli sözlerdir. Günlük yaşamımızda  hepimizin yalana başvurduğu zamanlar olur. Örneğin ; arkadaşımıza “bugün seninle birlikte vakit geçirmeyi canım istemiyor” yerine, “işim var” deriz. Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız.

Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanları büyük yalanlar olarak görürüz. Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır.

Çocuklar; okulöncesi (3-5 yaş arası) dönemde gerçek dışı simgelerle gerçek simgeleri, birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa ulaşmadıklarından, anlattıkları gerçek dışı şeyler yalan olarak değerlendirilmez. Bazen rüyalarını ve hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilirler. Dikkat çekmek için uydurdukları hikayeler de yalandan uzaktır.

Çocuklar, dünyaya geldiğinde yalanı ve ikiyüzlülüğü bilmezler. Bunları; yaşadıkça çevresindeki büyüklerden öğrenirler.

Başkalarını aldatmak amacıyla yalana başvurmaya başlayan çocuğun; kendisine saygısı kalmaz. Zaman içinde kendisinden utanan, özgüvenden yoksun, yeteneklerinin ve sahip olduğu değerlerin farkında olmayan, kendisini değersiz ve işe yaramaz olarak gören bir birey haline gelir.

YALAN SÖYLEME DAVRANIŞININ NEDENLERİ

        Çocukları yalana iten, çoğunlukla yetişkinlerin gerçek karşısında takındıkları çelişkili tutumlardır. Örneğin telefona cevap vermeye giden çocuğuna “beni filanca sorarsa evde yok dersin” diyen bir anne, yine okul yıllarında nasıl kopya çektiğini, bulduğu  kopya çekme yöntemleriyle öğretmenini nasıl atlattığını anlatan bir baba, annenin kapıyı çalan komşu için çocuğa “annem evde yok” dedirtmesi, ailenin “doktora gidiyoruz” diyerek gezmeye gitmesi, “bu yaptığımı baban sorarsa yapmadı diyeceksin” diye çocuğa annenin baskı yapması, çocuğun yanında “yalanla dolanla zengin olmuş” kişilerin zevkle anlatılması, dolaylı yoldan çocuğa yalan söylemeyi öğretmektedir.

        Çocuk ilgi çekmek amacıyla da yalan söyler. Çocuk eğer 5 yaşın altındaysa yalandan söz etmek doğru olmaz. Yaramazlık yapan ve yalan söyleyen çocukların amacı anne-babayı kızdırmak, çileden çıkarmak ya da aldatmak değildir. Yeterli sevgi alamayan ya da gördüğü sevgiden emin olmayan, ilgi eksikliği yaşayan çocuklar dikkatleri kendi üzerlerine çekmek için hikaye uydururlar. Bu çocuklar azarlanmak ve dayak yemek pahasına da olsa her çareye başvururlar.

        Bazen de yalan taklit yoluyla öğrenilir. Diğer çocukların yalan söylediğini gören ve onları taklit eden çocuk, yalanın onlara bir takım avantajlar sağladığını fark eder. Bir de buna arkadaşlarının “benim gibi yapmıyorsun, çünkü korkuyorsun” türünden yönlendirmeleri eklenir. Böylece çocuk yaptığı bir hatada kendini masum gösterip cezadan kurtulmak ister.

        Çocuk güven kazanmak için de yalan söyleyebilir. Anaokuluna ve ilköğretim okuluna devam eden çocuklarda sık görülen bir yalan türüdür. Eğer çocuk derslerinde başarılı değilse, okulda ve evde tembelliği başa kakılıyorsa bu durum çocukta telafisi zor bir aşağılık duygusu geliştirebilir. Çocuk kendini değersiz, aptal, işe yaramaz biri olarak görmeye başlar.

        Çocuk cezadan kaçmak için de yalan söyleyebilir. Dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü karşısında ceza gören bir çocuk yalana başvurabilir. Cezalandırma dayaktan ibaret değildir. Dayak en kötü disiplin aracıdır ve eğitime olumlu bir katkısı yoktur. Günah keçisi gibi devamlı suçlanan, kendisini savunmasına izin verilmeyen, başkalarıyla kıyaslanan çocuklarda bir anlamda cezalandırılmış demektir. Eğer sınavdan aldığı düşük notu söylediğinde azar işitir, “yine mi zayıf aldın, bu notlar ne zaman düzelecek, ne zaman çalışmaya başlayacaksın?” suçlamalarıyla karşılaşırsa, bir sonraki zayıfını söyleme cesareti gösteremeyeceğinden yalana başvurabilir.

        Çocuk kardeşiyle ya da başka çocuklarla kıyaslanıyorsa, ailenin onayladığı çocuğa benzemek amacıyla yalana başvurabilir. Bu nedenle yapmadığı davranışları yapmış gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir.

        Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve okula gidemeyen bir çocuk ya da okulda yemek yemek istemediği için parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

        Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa yalana başvurabilir. Çocuk doğru söylediğinde “yalan söylüyorsun” diye suçlanıyorsa bu yalanlar alışkanlık haline gelebilir.

 Çocuk yalan söylerken bazı özlemlerini dile getiriyor da olabilir. Mutsuzluklarını gizlemek için yalan söyleyen çocuklara rastlamak mümkündür. Yetişkin insanların mutsuzlukla başa çıkma yöntemleri farklıyken, çocuklar mutsuzluklarını mutluymuş gibi yansıtırlar. Anne-babası sürekli kavga eden bir çocuk, öğretmenine ve arkadaşlarına anne-babasının hiç kavga etmediğini ve çok iyi geçindiklerini söyleyebilir. Kreşte arkadaşlarıyla iletişim kuramayan, oyunlara alınmayan bir çocuk, anne-babasına sınıfta en çok sevilen çocuğun kendisi olduğunu anlatabilir. Sınıf başkanı seçilemediği için çok üzülüp, mutsuz olan bir çocuk eve geldiğinde sınıf başkanı seçildiğini ifade edebilir. Anne-babası boşanan bir çocuk, arkadaşlarına çok mutlu bir aile tablosu çizebilir.

ÖNERİLER

        Yetişkinler çocuklara örnek olmalıdır.Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklara hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.

        Küçük çocukların sözde yalanları ahlaki bir hata gibi görülmemelidir.

        Çocuk yalan söylediğinde aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınmalıdır. Aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açabilir.

        Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklenmemelidir.

        Fazla baskıdan kaçınılmalıdır. Özellikle çocuğun yalan söylediğini anladığınızda dayağa başvurmayın, çünkü dayak yalancılığı pekiştiren bir ceza şeklidir. Ayrıca  koyulan kuralların çocuğun yaşamını fazla sınırlamamasına dikkat edilmelidir.

 Yetişkinler çocuğu araç olarak kullanmamalıdır.Örneğin; annenin çocuğa telefonda “annem evde yok” dedirtmesi gibi. Ayrıca çocukları yalanlarından dolayı ya da sizin  teşvik ederek söylettiğiniz yalanlardan dolayı asla ödüllendirmeyin.

        Çocuğun diğer çocuklarla ve kardeşiyle kıyaslanmaması gerekir.

        Anne-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini sizinle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.

        Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir.”Yalancı” etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, Çünkü “yalancı” kelimesiyle çocuğun kişilik özelliği ifade bulmaktadır. Oysa çocuğunuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir. Sevilmeyen şeyin çocuğun kendisi değil, davranışı olduğu anlatılmalıdır.

        Doğru söylediğinden emin olmak için kontrol edilmelidir. Çocuğa “ödevin bitti mi” diye sormak yerine “ödevini görmek istiyorum” deyin.Bu davranış hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemeyi engeller. Ayrıca çocuklara sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri  anlattırılmalı çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri sorulmalıdır.

        Çocukları yalana yönelten bir diğer neden ise korkudur. Evde oyun oynarken salondaki bir süs eşyasını kıran çocuğun “ben yapmadım” demesi aslında kendini koruma ihtiyacındandır. Böyle bir durumda kızmak yerine “gel bir daha düşünelim, yanlış hatırlıyor olabilir misin”  diyerek onu yönlendirin. Herkesin zaman zaman kaza ile bir şeyler kırabileceğini, bundan sonra salonda oynamaz ise böyle kazaları yaşamayacağını anlatabilirsiniz. “Sen yalan söylüyorsun” diye bağırmak, cezalandırmak bu tarz davranışların pekişmesini ve devamını sağlar. Bilinen bir gerçek vardır ki o da katı disiplin teknikleri uygulayan ailelerin çocuklarında yalan söyleme davranışına daha sık rastlanır.

        Eğer çocuğunuz aşırı kaygılı ve çekingenlik yüzünden yalan söylüyorsa ona güven verin, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınmaya çalışın.

PATOLOJİK YALANLAR: Hiçbir kazancı olmadığı halde, düşünülerek planlanmış yalanlardır. Daha çok ergenlik döneminin başlarında görülür ve tedavi edilmezse hayat boyu devam eder. Bu tür yalanlar başka davranış sorunlarıyla birlikte görülür; okuldan ya da evden kaçma gibi. Böyle bir durum uygun bir inceleme ve tedavi süreci gerektirir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

SALDIRGANLIK
                       

Saldırganlık;çocuğun güvenlik, mutluluk gibi ihtiyaçlarının şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır. Çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ya da sözel saldırılarda bulunmasıdır. 

Saldırganlık doğuştan getirilen bir dürtüdür. Başlangıçta, içinden gelen saldırganlığı bütün çıplaklığı ve yalınlığıyla dışa vuran çocuk, zamanla öfkesini ve saldırgan davranışlarını engellemeyi öğrenir.

Saldırgan davranışları bulunan çocuklar; sinirli, anlaşılamaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir, hemen parlar, kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür ancak bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli olarak etkilenmiş gibi görünürler. Sıradan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüzdür, öfkesini yenemez ve sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde, okulda ve arkadaş çevresinde sürekli sorun yaratırlar; yetişkinlerle de sürekli çatışma içindedirler. Saldırganlık davranışı daha çok erkek çocuklarda görülmektedir.

SALDIRGAN DAVRANIŞIN NEDENLERİ

            Anne-babanın birbirleriyle tartışmaları, kavga etmeleri, annenin ya da babanın saldırganca tutumu ve çocuğun da bunu taklit ederek öğrenmesi saldırganlığın başlıca nedenleri arasındadır.

Bunların yanı sıra çocukta varolan, mevcut enerjinin boşaltılmasına izin vermeme ve engelleme, çocuğun çabalarını görmezlikten gelme ya da yok sayma, sıklıkla eleştirme, azarlama, anne-babanın çocuk ile yeterince ilgilenmemesi, anne-babanın çocuğa karşı tutarsız bir tutum sergilemesi, çocuğu ilgi duyduğu şeylerden mahrum etme ve engelleme (oyun oynamasına, koşmasına ya da hareket etmesine izin vermeme ), sık sık çocuğu şiddete maruz bırakma, anne-babanın da sinirlenince evdeki eşyaları fırlatması ve saldırganca tavır sergilemesi, evde sık sık kavga sahnelerinin yer aldığı filmler seyredilmesi ve bu filmleri övücü sözler söyleme, anne-babanın çocuklarının haklarını koruyan ve kendini ezdirmeyen bir çocuk olması amacıyla “sana vuruyorsa sende ona vuracaksın, kendini ezdirmeyeceksin” gibi sözler söylemesi saldırganlığa neden olarak gösterilebilir.

Bunların dışında; beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi, zeka geriliği, epilepsi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, tiroid bezinin fazla çalışması gibi fizyolojik sorunlar da saldırgan davranışların görülmesine neden olmaktadır.

SALDIRGANLIKTA ÖNERİLER

        Anne-baba çocuğa saldırgan davranışlar konusunda model olmamalıdır. Anne-babanın saldırgan ya da saldırgan diye nitelendirilebilecek davranışlarını gözden geçirmesi ve bunları kontrol altına alması gerekir. Saldırganlık deyince sadece fiziksel değil, sözlü saldırganlığın da önlenmesi gerekir. Çocuğa hakaret etmenin, bağırıp çağırmanın da bir tür saldırganlık olduğu unutulmamalıdır.

        Ev ve okul şartları; çocukların saldırganlık davranışını, destekleyici zeminler olmamalıdır.

        Saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri  bu tip davranışlar yapılınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada saldırganlığı araç olarak görmeye başlar.

        Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve çocuğun bu davranışının, istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

        Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Anne-babanın ilgisi, sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan ve sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmaya çalışmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır (“ yine arkadaşının kolunu morartmışsın, bıktım artık eve şikayet gelmesinden!..” yerine “seninle ilgili şikayet duyduğum zaman kendimi çok kötü hissediyorum” gibi). Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, davranışın o an için sönmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duyguların gelişmesine neden olur.

        Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

        Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmelidir. Çocukla işbirliği yapılmalı, evde görev ve sorumluluk alması sağlanmalıdır.Örneğin;özellikle zarar verdiği şeylerin korunmasının sorumluluğu ona verilebilir.

        Çocuğa saldırgan davranışlarının  dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyecekleri anlatılmalı, üstelik elde ettiklerini de kaybedebilecekleri  vurgulanmalıdır.

        Anne-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışlarını görüp, olumsuz davranışlarını görmezlikten gelmelidir. Çocuk saldırgan davranışlarda bulunmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir.

        Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.

        Çocuğun dışarıda oynamasına izin verilmelidir. Bu, çocuğun geriliminin azalmasına ve enerjisini boşaltmasına imkanı sağlayacaktır.

        Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmedikçe, bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

        Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilmelidir.Örneğin; “10’na kadar say ve ona vurma “ gibi.

        Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlarda alternatifler arasındadır.

        Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, anne-baba çocukla birlikte seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, “ kurmaca “ olduğu çocuğa anlatılmalıdır.

        Anne-babalar saldırgan davranışlar gösteren çocuklarının grup etkinliklerine katılmasını sağlamalıdır. Çünkü bu çocuklara grup içinde “liderlik” rolünün verilmesi, iyileştirici bir faktör oluşturmaktadır.

        Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

        Anne-babalar, saldırgan davranışların sonuçlarını, çocukların  anlayabileceği bir dille anlatmalı ve çocuğa kendini koruması ve haklarını savunması öğretilirken, başkalarına da zarar vermemesi gerektiği hatırlatılmalıdır.

ÖFKE NÖBETLERİ (TEMPERTANTRUM)

            Çocuklarda öfke nöbetleri, eğitim hatalarından kaynaklanabileceği gibi bastırılmış duyguların, ruhsal gerginliğin ve kızgınlığın sonucu da olabilir.

Neden eğitim hataları ise,öfke nöbetleri; çocuğun seçkin seyirciler (özellikle anne-baba) önünde sergilediği dramatik bir gösteri haline gelir. Aslında çocuk görüldüğü kadar kendinden geçmiş ya da öfkeli değildir. Tüm bunlar anne-babayı etkilemek ve anne-babanın fikrini değiştirmek için çocuk tarafından ortaya konulan bir sahnenin oynanmasından ibarettir. Her isteği yapılmış, aşırı şımartılış, kural tanımayan çocuklarda  sık görülür.

Neden ruhsal bir sorundan kaynaklanıyorsa, çocuk birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamaz, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Ağlayarak kendini yerden yere atan çocuk, başını yerlere, duvarlara vurabilir, katılana kadar ağlama krizi yaşayabilir.

            Çocukta öfke nöbetlerinin yerleşmesi çocuk ve çevresi açısından sakıncalı bir durumdur. Bu nedenle profesyonel bir yardım alınması uygundur.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÖFKE NÖBETLERİ (TEMPERTANTRUM)

            Çocuklarda öfke nöbetleri, eğitim hatalarından kaynaklanabileceği gibi bastırılmış duyguların, ruhsal gerginliğin ve kızgınlığın sonucu da olabilir.

Neden eğitim hataları ise,öfke nöbetleri; çocuğun seçkin seyirciler (özellikle anne-baba) önünde sergilediği dramatik bir gösteri haline gelir. Aslında çocuk görüldüğü kadar kendinden geçmiş ya da öfkeli değildir. Tüm bunlar anne-babayı etkilemek ve anne-babanın fikrini değiştirmek için çocuk tarafından ortaya konulan bir sahnenin oynanmasından ibarettir. Her isteği yapılmış, aşırı şımartılış, kural tanımayan çocuklarda  sık görülür.

Neden ruhsal bir sorundan kaynaklanıyorsa, çocuk birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamaz, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Ağlayarak kendini yerden yere atan çocuk, başını yerlere, duvarlara vurabilir, katılana kadar ağlama krizi yaşayabilir.

            Çocukta öfke nöbetlerinin yerleşmesi çocuk ve çevresi açısından sakıncalı bir durumdur. Bu nedenle profesyonel bir yardım alınması uygundur.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

İÇE KAPANIKLIK

Çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği akranlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta, arkadaş edinememe, oyunlara katılamama nedeniyle, sürekli yalnız olmayı ve oynamayı tercih ediyorsa, çevresine karşı ilgisiz ve  yaşıtlarının varlığından habersizmiş gibi davranıyorsa, çevrenin şaka ve eğlencelerine katılmada güçlük çekiyorsa ,istek ve ihtiyaçlarını belirtemiyorsa, zeka geriliği olmadığı halde öğrenmede yavaş ilerleme gösteriyorsa, bunlar  içe kapanıklık durumunun ip uçları olabilir.

Genellikle bu çocukların kendi başlarına oynamaları aileleri tarafından yanlış yorumlanır, efendilik ve uysallık şeklinde değerlendirilir ve “çok uslu durur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz” denir. Oysa çocuk iç dünyasında yaşamaktadır. Kendine güveni yoktur, yanlış yapmamak için susmayı ve geri planda kalmayı tercih eder. İçe kapanık çocukların çekingen davranışlarının toplum tarafından onay görmesi ve desteklenmesi bu davranış probleminin yerleşmesinde etkili olmaktadır.

Aile içi yaşantılar, yanlış anne-baba tutumu ( baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve aşağılayıcı aile tutumları ) gibi nedenlerin yanında, kalıtımsal nedenlerin de etkisi olabileceği düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar, zaman zaman içe kapanıklığa tırnak yeme, parmak emme gibi davranış problemlerinin eşlik edebildiğini göstermektedir. Bu ve benzeri durumlarda profesyonel yardım gerektirebilir.