BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLARDA DEPRESYON

                        ÇOCUKLUK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE DEPRESYON

            Depresyon ve benzeri bozukluklar çocuk ve ergenlerde oldukça sık görülen, tekrarlayıcı, ciddi, genellikle tedaviye iyi yanıt veren ancak kronikleşebilen ya da intiharla sonuçlanabilen ciddi ruh sağlığı bozukluklarıdır.

            1) Depresif (üzüntülü) duygudurumu (genellikle çocuklarda öfkeli, hırçın davranış şeklinde kendini gösterir)

            2) Azalmış ilgi veya hemen tüm aktivitelerde azalmış zevk alma (çocuklarda oyun oynamayı bırakma)

            3) Uyku bozukluğu

            4) Kilo değişikliği veya iştah bozukluğu

            5) Dikkat ve konsantrasyonun azalması

            6) İntihar ve ölüm düşünceleri

            7) Enerji kaybı, aşırı hareketlilik yada hareketlerde belirgin azalma

            9) Değersizlik duyguları ve uygunsuz kendini suçlama

            Bu belirtilerden en az 5 tanesinin 2 haftalık bir süre boyunca bulunması, okul başarısında düşme, sosyal faaliyetlerde azalma, içine kapanma gibi sosyal ya da diğer işlevsellik alanlarında sıkıntıya yol açması depresif epizodu akla getirmektedir.

            Depresyonun çocuklarda ve ergenlerde görülme sıklığı değişik çalışmalarda farklılık gösterse de %2 ile %10 arasında değişmektedir. Bu çalışmalarda ergenlerde görülme sıklığının çocuklardan daha fazla olduğu belirtilmektedir. Kızlarda depresyon oranı erkeklere göre daha fazladır.

            ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYON NEDENLERİ

Anne-baba-çocuk ilişkisinde bozukluklar. Özellikle yaşamın ilk yıllarında ilişkinin kalitesi (çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılandığı,  ilgili, sevecen bir ilişki ) çocuğun psikolojik gelişimini önemli ölçüde etkiler.

Çocuklar arasında ayrım yapma.

Anne ve babaların çocuk yetiştirmeye kişilik ve ruhsal açıdan hazır olmadıkları halde çocuk sahibi olmaları.

Dayak ve cinsel istismar. Dayak  çocuğun kendisine duyduğu saygıyı azaltır, anne-babaya karşı bilinçli yada bilinç dışı öfke duyguları yaşamasına yol açar. Dayak, azarlama, eleştiri gibi yaklaşımlar çocuğun kişiliğine yöneliktir. Cinsel istismar çocuğun bir akrabası yada tanıdığı bir erişkin tarafından cinsel haz almak için kullanılmasıdır. Cinsel istismarı önlemenin en iyi yolu çocukların bu konuda eğitilmesidir. Çocuklara cinsel bölgelerinin mahrem olduğu, bu bölgeleri kesinlikle kimseye dokundurmamaları ve göstermemeleri gerektiği anlatılmalıdır. Böyle bir durumda mutlaka anne ve babaya haber vermeleri anlatılmalıdır.

Anne-babada depresyon ve diğer psikiyatrik bozuklukların bulunması.

Mizaç.Bazı çocukların doğumdan itibaren  son derece uyumlu, neşeli, yemesi içmesi kolay olduğu gözlenir. Bazıları ise huysuz, uykusuz ve sorunlu olabilir. Mizaç özellikleri depresyon için risk etkeni oluşturabilir.

Ailedeki huzursuzluk.

Anne-babanın ölümü.

Boşanma.

Sevdiği kişiden ayrılma, başarısızlık yaşama vb.Bugün çoğu ruhsal rahatsızlıkta olduğu gibi depresyonunda temeli biyopsikososyal üçgendeki dengenin bozulmasında yatmaktadır. Biyolojik sistem ile çevre koşulları birbirinden bağımsız iki sistem değil birbirini sürekli etkileyen, iletişim içinde olan yapılardır. Sinir sisteminin biyokimyasal yapısı çevre ve yaşantımızdaki olayları algılama şeklimizi etkileyebileceği gibi, çevresel deneyimlerde sinir sistemi üzerinde belirgin değişikliklere yol açabilir.

            Yetişkin depresyonunda olduğu gibi çocuk depresyonlarında da üzerinde en çok durulan biyolojik faktörler, hormonların yapısı, serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörokimyasalların etkisi ve genetik etkenlerdir.

 KLİNİK ÖZELLİKLERİ:

            Akut, kronik ve maskeli depresyon olarak 3 bölümde değerlendirilebiir. Bu farklar süre, hastalığı ortaya çıkaran etkenler, hastalık öncesi uyum ve aile öyküsüne bağlı olarak değişir.

            AKUT çoğunlukla yakın zamanda geçirilmiş bir travma (ebeveyn kaybı, ayrılık vs.) söz konusudur ve depresyonun süresi daha kısadır. Hastalık öncesinde de iyi bir uyum vardır.

            KRONİK hastalığı başlatan akut bir etken yoktur. Hastalık uzun sürelidir. Çocuklarda sınırlı sosyal ve duygusal uyum öyküsü dikkat çekmektedir. Çoğunlukla aile bireylerinde de geçirilmiş depresyon öyküsü vardır.

            MASKELİ DEPRESYON belirtiler belirgin olarak görülmez ancak aşırı hareketlilik, sinirli davranışlar, vücut ağrıları gibi belirtiler daha ön plandadır.

            Küçük çocuklarda konuşma dili iletişim amacıyla etkin olarak kullanılamadığı için depresyon tanısı koymak zor olabilir.İlkokul çağına kadar olan çocuklarda sözel olmayan iletişime (davranış özellikleri, yüz kasları, vücut postürü, konuşmanın akıcılığı vs.) dikkat etmek tanı için yardımcı olabilir. Özellikle çocukların depresyonunda bedensel belirtiler daha ön plandadır. Süreğen karın ağrıları daha çok küçük çocuklarda görülmekte, yaş büyüdükçe baş ağrısı, kol, bacak ağrıları gibi belirtiler artmaktadır.

            Depresif çocuk ve ergenler değersizlik, mutsuzluk ve yabancılaşma duyguları içinde olduklarından sosyal açıdan yoğun güçlükler yaşarlar. Klinik olarak depresyonda olan çocuklar mutsuz görünümlü, yavaş hareket eden, monoton sesle umutsuz ve yavaş konuşan çocuklardır. Kendi davranışlarına uygun düşmeyecek şekilde suçluluk hisseder ve “ben kafasızım”, “ben aptalım” , “ kötü bir çocuğum”, “kimse beni sevmiyor” gibi cümleleri sık kullanmaya başlarlar. Spor faaliyetleri, arkadaşlarla dolaşma, sosyal ortamlara gitmeme, önceden keyif aldığı uğraşlardan uzaklaşma, karşı cinse karşı ilginin azalması depresif süreçte ilgi azalmasının sonuçları arasındadır. Bununla birlikte ani sinirlenmeler, çoğu şeye karşı öfke patlamaları, konsantrasyon güçlüğü, uyku bozuklukları (uyuyamama ya da aşırı uyuma, sık uyanma, çok uyumasına rağmen yorgunluk ve uyku hissi gibi) depresif belirtiler arasındadır.

            Ergenliğin ilk yıllarından sonra depresyon belirtileri yavaş yavaş erişkinlerdekine benzer hal almaya başlar. Alkol ve madde bağımlılığının ortaya çıkması, intihar düşüncelerinin belirgin şekilde yükselmesi bu dönemdeki tedavi edilmeyen depresyonun önemli risk faktörleridir.

            Her çocuk ve ergenin depresyonu birbirinden farklıdır. Kimi çocuk, depresyondayken aşırı yorgun ve halsiz olurken, kimi çocukta; yerinde duramama ve huysuzluk hali gözlenir.

            DEPRESYONUN ÇOCUK VE ERGENLERDE İFADE BULMASINDA ANNE-BABALARA AŞAĞIDAKİ SÖZCÜKLER VE DAVRANIŞLAR İPUCU OLABİLİR:

“Hayat boş……Hayat çok sıkıcı…….Çok sıkılıyorum, yapacak hiçbir şey yok…..”

Eskiden yapmaktan çok hoşlandığı yada gitmekten çok zevk aldığı şeyler için; “Canım istemiyor….” sözünün sık tekrarlanması

Sık sık iç çekme, çok sevdiği ortamlarda bile “Of sıkıldım” sözleri

Anne-babayı sinirlendirene, sabrını taşırana kadar uğraşma, her şeyden sudan bahanelerle tartışma çıkarma ve küsmeler

Özellikle ergenlik döneminde cama yada duvara yumruk atma gibi öfke nöbetleri

Sık sık baş, karın ağrısı yada yorgunluktan yakınmalar

“Beni bu evde kimse sevmiyor…..,Kardeşimi daha çok seviyorsunuz……,Kimse beni istemez, gelmezler ki ……..”sözcüklerinin çok sık kullanılır olması

Ölümden yada kendini öldürmekten söz etmeler yada “Kaçıp gideceğim buralardan….” gibi sözler söyleme

Yoğun alınganlık davranışları gösterme

Sık sık basit şeyler için ağlama

Derse ilginin azalması, konsantrasyon ve dikkatin dağılması

Olumsuz alışkanlıkları olan marjinal arkadaşlar edinme (Hırsızlık, evden kaçma, kanunu çiğneme, satanizm taraftarlığı vb. gibi özellik taşıyan arkadaşlar edinme)

Marjinale kayan giyim ve yaşam tarzında değişiklikler (Pop müzik severken metal müzik dinlemeye başlama, dövme yaptırma, küpe takma, baştan aşağıya siyah giysiler giyme)

TEDAVİ:

            Depresyon ile ilgili “Takma kafana!, Topla kendini… bu kadar zayıf olma!” gibi iyi niyetle söylenen sözler kişinin kendini daha kötü hissetmesinden başka bir işe yaramayacaktır.

            Çocukta depresyon belirtileri görüldüğünde “Dur bakalım düzelir…,Ergenlik döneminde böyle şeyler normaldir geçer…,Evdeki huzursuzluktan çocuk böyle oldu…” gibi ertelemeler korkunç sonuçlar doğurabilir.Çocuk ve ergenler genellikle kendi kendilerine tedaviye yönlenmezler. Çocuklar daha çok karın ağrısı, başağrısı, okul reddi, huzursuzluk gibi nedenlerle hekime getirilirken, ergenlerde davranış problemleri, intihar düşünceleri hekime getirme nedenleri arasında ön sıralarda yer alır. Doğru tanı çocuk, aile ve okul gibi kaynaklardan alınan bilgiyi doğru bir şekilde birleştirerek konmaktadır.

            Çocuk ve ergenlerin tedavilerinde biyopsikososyal yaklaşımlar ön plandadır. Bireysel terapi, aile terapisi, sanat terapisi, eğitimsel değerlendirme ve ilaç tedavisi bu tedavi yaklaşımları arasında sayılabilir. Depresif ergenlerde intihar düşünceleri önemli bir problem olacağından, sık ve takıntılı intihar düşünceleri hastaneye yatmayı gerektirebilir.

            Bireysel psikoterapi; Hastaya hastalıkla ilgili psiko-eğitimide içeren destekleyici tedavi uygulanması oldukça faydalıdır. Terapistin esas rolü çocuğun yeterlilik ve kendini algılamasını değerlendirmektir. Hangi alanlarda yetersizliklerin olduğu, depresyona neden olan sosyal ve ruhsal dengelerin nasıl değiştiği ve bu durumdan kurtulmayı sağlayacak kişiye ait yeterlilik ve uyumu artıran kabiliyetlerin neler olduğu tespit edilip, benlik saygısı ve başetme güçlerini desteklemek, aile ve sosyal çevre içinde kendini ifade edebilme yeteneğini sağlamak ve başarılı olabilme deneyimleri için çocuğa uygun olanaklar yaratmak tedavinin amaçları arasındadır.

            Aile terapisi; Depresyonlu çocuk ve ergenlerin tedavisinde aile tedavisi/ danışmanlığının önemli bir yeri vardır. Ciddi evlilik çatışmaları, aile içindeki ilişki problemlerininin aile dengesini nasıl etkilediği ve bireyler üzerine getirdiği yüklerin hastalığın oluşumundaki rolleri ve bunun çözümlerine odaklanılır.

            İlaç Tedavisi; Orta ve ciddi düzeydeki depresyonlarda ilaç tedavisi mutlaka kullanılmalıdır. Günümüzdeki ilaçların yan etkilerinin daha az olması, çocuklardaki deneyimlerin giderek artması bu tedavi seçeneğini daha ön plana getirmektedir. Bazı hastalar tedaviye dramatik şekilde iyi cevaplar verirler.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 242 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLARDA ÇALMA DAVRANIŞI

Çalma, çocuğun kendisine ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak almasıdır. Okul öncesi dönemde görülen izinsiz alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmez. Bu dönemde çocuklarda mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuk başka birisine ait olan eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker.

Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlanan çalmalar üzerinde önemle durulmalıdır. Çalma davranışı, süreklilik gösteriyorsa profesyonel yardım alınmalıdır.

ÇALMA DAVRANIŞININ NEDENLERİ

1.Hatalı anne-baba tutumları

Aşırı disiplinli tutum. (Çocuğun sık cezalandırılması ya da anne-babanın dayak,tehdit, polisle korkutma vb. gibi tutumları nedeniyle oluşan intikam alma duygusu, çocuğu çalma davranışına yöneltebilir)

Kıyaslamacı tutum. (Başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir)

Anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü ya da cimriliği.

Maddi cezalar verme. (Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi, harçlığının kesilmesinin ceza olarak kullanılması)

Gereksinimlerin giderilmemesi.(Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması, anne-babanın sevgi ve ilgi eksikliği)

Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi.(Başkasına ait olan bir şeyi eve getirdiğinde anne-babanın fark etmemesi, fark ettiği halde önemsememesi ya da aşırı suçlayıcı sert tepkiler göstermesi)

2.Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği

Bir grubun onayını alma ihtiyacı.(Burada amaç çalmak değil, başkalarına yaranmaktır)

Özgüvenini artırma çabası.(Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yapabilirler)

Çocuğun depresyonda olması.(Yoğun değersizlik ve yetersizlik duyguların telafisi için, değerli gördüğü  eşyaları alma eğilimi görülebilir)

3.Kıskançlık ve rekabet duyguları

Yeni doğan kardeşe karşı yoğun kıskançlık duyguları yaşaması. (İlgi görmek ya da kızgınlık duyguları nedeniyle çalma eğilimi görülebilir)

Kardeşlerini ya da başka çocukları kıskanması.(Çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler)

4.Özdeşleşme sorunu

  • Çocuğun özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmesi.(Bir televizyon filmi, çizgi film ya da bilgisayar oyunlarında ki kötü karakterler örnek alınabilir)

ÖNERİLER

Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.

Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmelidir.(Örneğin; otellerden hatıra diye alınan havlular, kaşık-çatallar vb.gibi)

İletişime önem verilmelidir. Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir.

Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek miktarda belirli bir harçlık verilmelidir.

Çocuğa ihtiyacı olduğunda, kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.

Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.

Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır. Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.

Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Anne-baba aşırı sert tepki göstermeden, olayı onaylamadığını gösterebilir.

Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir. Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.

Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır. Çocuk aldığı eşyayı, kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Ceza olarak harçlığı kesilmemelidir. Eğer eşya kırılmış ya da bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir. Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir.”Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman” şeklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

CİNSEL KİMLİK SAPMASI

            Çocukluk çağında erkek çocuk babasıyla, kız çocuk ise annesiyle özdeşleşir. Bunun sonucu cinsel kimlik ayrışır ve gelişir.

            İlk aylardan başlayarak anne ve baba bebeğin cinsine uygun davranmaya özen gösterir. Kız çocuğunun saçına çiçekler takılır, renkli süslü kıyafetler giydirilir. Kız ve erkek çocukların oyuncak seçimleri farklılaşır. Kız çocuk “benim cici, tatlı kızım” diye sevilirken, erkek çocuk “benim aslan oğlum” diye övülür. Anneler erkek çocuklarına “ baban yokken evin erkeği sensin, beni sen koruyacaksın” derken kız çocuklarına “sen benim en iyi yardımcımsın” derler.

            Bazı ailelerde bu özdeşleştirme modellerinin daha ileri götürülerek uygulandığı görülür; küçük erkek çocuklarının bebekle oynamasına bile izin verilmez. Bu tür ailelerde klişeleşmiş erkeklik imgesi; sporcu, güçlü, suskun, estetik kaygılardan uzak bir portre çizmektedir. Bu çizilen portreye uymak için çaba sarfetse de başarılı olamayan çocukların, önemli ruhsal sorunlar yaşaması söz konusu olabilir. Erkek çocuğunun sanata-piyano çalmak, bale yapmak vb.- eğilimi olması ya da delikanlının severek yemek pişirmesi, kendi düğmesini kendisinin dikmesi kadınsı davranış olarak etiketlenir,kız gibi olduğu için alay edilir.

            Kadınsı davranış, bir erkeğin öteki cinse özgü davranışlarını alması, konuşması ve hareketleriyle öteki cinse benzemesidir.

            Erkek çocuğun sağlıklı cinsel kimlik kazanması; önünde yeterli bir ya da birkaç erkek örneğin olmasıyla ilişkilidir. İlk ve en önemli örnek şüphesiz ki babadır.Ancak örneği oluşturan babanın; oğlu ile yakın ve olumlu ilişki içinde bulunan bir baba olması gerekmektedir.

            Babanın ilgisiz ve uzak ilişki içinde bir tavır sergilemesi, evden uzakta çalışıyor olması, bir görünüp bir kaybolan kişi olması durumunda; büyümekte olan erkek çocuk güç durumda kalabilir ve cinsel kimlik gelişiminde aksamalar oluşabilir. Bu tür durumlarda çocuğun benimseyebileceği amca, dayı, dede, erkek öğretmen vb. gibi modele ihtiyaç vardır.

            Ablalar, teyzeler, arasında büyüyen erkek çocukta cinsel kimlik ayrışması belirsiz kalabilir.

            Bazı ailelerde ise arka arkaya erkek çocukları olduğundan anne kız çocuk sahibi olmak ister ve sonuncu çocukta erkek olunca bilerek ya da bilinçsizce bu çocuğa kız çocuğu gibi davranılır; yanından ayırmaz, saçını uzatır, kurdele takar hatta elbise giydirir.

            Bazı anneler ise erkek çocuğa karşı çok koruyucu ve kollayıcı davranır. Çocuğuna vuracaklarından, döveceklerinden korktuğu, kaba ve saldırgan davranışlar öğrenmesinden çekindiği için onu erkek arkadaşlarından uzak tutar. Çocuk annesinin dizinin dibinde edilgen, uysal ve güvensiz olarak büyür. Bu nedenle erkek çocuklarla kaynaşamaz, oyunlarına katılamaz ve kendine yakın bulduğu kız çocuklarına yönelir. Bu durum annenin çok hoşuna gider, “Benim oğlum kız gibi çok uslu” diye sevinir.

            Olumlu bir baba örneğinden yoksun kalma durumu ya da hatalı anne-baba tutumları erkek çocuğun cinsel kimlik ayrımında önemli rol oynar.

            Yapılan araştırma sonuçlarında  eşcinsellerin geçmişlerinde 10 yaş öncesi boşanma ya da ölüm nedeniyle babasız büyüme öyküsüne rastlanmaktadır. Yine araştırma sonuçlarına göre eşcinsellerin büyük çoğunluğunun çocukluk dönemlerinde; kız gibi giyinme, kız oyunları oynama ve erkek çocuklarla arkadaşlık kuramama gibi özellikler gösterdiği bilinmektedir.

            Elbette çocuğun, kız çocuklarının oyuncaklarına ya da oyunlarına meraklı olması, tek başına bir ölçü olamaz ancak bunun ileriki yaşlarda da devam etmesi durumunda dikkatli olunmalıdır. Çocukların sağlıklı cinsel kimlik ayrışımı yaşamasında en önemli unsurun anne-baba tutumları ve ilişkileri olduğu unutulmamalıdır.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

Çocuğun cinsel eğitimi ülkemizde yeterince ele alınmamış ve aydınlığa kavuşturulmamış bir konudur. Bunun en önemli nedeni kültürümüzde bu konunun tabu (yasak) olarak algılanmasıdır. Cinsel bilgilerin sır olarak saklandığı bir ortamda yetişen gençler çoğunluktadır.Anne-babalar büyümekte olan çocuklarının sorularına cevap vermeye çalışırlar ama iş cinsiyet ve üreme gibi konulara gelince şaşırıp kalırlar.     

            Toplumumuzda annelerin kızlarına verdikleri tek cinsel bilgi, adet görme  ( regl ) dönemi ile ilgilidir ve bu çok yüzeysel bir bilgidir. Ancak erkek çocuklarının, kız çocukları kadar bile şansı yoktur çünkü ; “ıslak rüyalar” ( bluğa erme ) dönemi ile ilgili, babalar çocukları ile konuşmaktan çekinir. Biz nasıl öğrendiysek, onlarda öğrenir düşüncesi hakimdir ya da bu görev yine anneye yüklenir. Çekirdek aileye geçmeden önceki geniş aile dönemlerine baktığımızda, bilgilendirme işi aile içinden uygun görülen bir kişi tarafından yapılırdı. Bu teyze,hala,yenge ya da dayı, amca vb. olurdu. Ancak çekirdek aileye geçen toplumumuzda çocuğu bilgilendirme işini anne-babadan başka yapacak kişi kalmamıştır. Cinsellikle ilgili bilgilerin annenin kız çocuğuna, babanın da erkek çocuğuna vermesi daha yerinde olacaktır.

            Çocukların ilk cinsellikle ilgili soru sorma dönemlerinde eksik ve kaçamak cevaplar vermek geleneğimizde yaygın bir yoldur. Çocuğa cinsellikle ilgili bilgi verme yasağı kimi zaman susarak gösterilir ya da büyüyünce öğrenirsin cümlesi ile konu kapatılır. Anne-babanın bu tavrı,konuşma biçimi,ses tonundan; çocuk” bu konularla ilgilenmek yasak, ayıp, günah !…” mesajını alır. Böylece ilgilendiği konunun;yasak, pis, ayıp ya da günah olduğu ama bununla birlikte bıyık altı gülümsemeyi gerektiren bir çekiciliği de olduğu inancı çocuğa yerleşir.

            Sonuçta çocuk susar, soru sormaktan cayar ve görünüşte bu konuyla hiç ilgilenmez olur. Ancak içten gelen dürtüyle merakını giderecek başka yollar arar ki, bunun en sakıncalısı sorularının cevaplarını ” bilgili “bir arkadaşından öğrenme eğilimidir.

            Anne-babalar çocuklarının yalan, yanlış cinsel bilgilerle doldurularak büyümelerini engellemek ve ileride sağlıklı cinsel yaşantıları olmasını sağlamak zorundadırlar. Bunun için anne-babalar çocuklarının; küçük yaşlarda başlayan ve onlarca aslında cinsellik içermeyen, dürtüsel bir meraktan öteye gitmeyen sorularını ertelemeden cevaplamalıdırlar. Özellikle küçük çocuklarda zaman kavramı yok gibidir. ” Daha sonra” demek soruya hiç cevap vermemekle aynı anlamı taşır. Verilecek cevaplar basit, kısa ve sorulan soru kadar olmalıdır. Çocuğun sormadığı detayların anlatılması, açıklamaların yapılması gereksizdir.

İLK SORULAR

            1-2 Yaşlarındaki çocuklar ortalıkta çıplak dolaştıklarında örtünmek ve gizlenmek ihtiyacını hissetmezler. Erkek çocuk hiç sıkılmadan pipisini eline alır, inceler, oynar, ” bu nedir? ” diye sorar. Anne ya da babanın tepkilerinden ayıp olduğunu öğrenir, hatta bazen bu tepkiler öylesine sert olur ki çocuk suçunu birden kavrayamaz ve şaşırıp kalır. Oysa ” bu senin pipin , bütün erkek çocuklarda ve erkeklerde vardır. ” şeklinde bir cevap çocuğun cinsellikle ilgili doğallını bozmayacak ve merakını gidermiş olacaktır.

            3 Yaşına doğru kız-erkek farkı çocuklar için inceleme konusu olmaya başlar. Kız çocuk, erkek kardeşini yıkanırken izler ve kendisi ile karşılaştırır. Neden onun gibi ayakta ” işeyemediğini “anlamaya çalışır. Kendinde bir eksiklik hissedip, ” büyüyünce benimde pipim olacak değil mi ?” diye sorular yöneltebilir.  Bu durumda yapılacak en büyük yanlış çocuğun ayıplanıp, susturulması olacaktır. Bunun yerine “sen kız olarak doğdun ve hiç eksiğin yok” demek yeterli olacaktır.

            Çocukların küçük yaşlardan, ergenliğe doğru geçirdikleri cinsel gelişim sürecinde en çok sordukları sorular ve verilmesi uygun olan cevaplar aşağıdadır:

            Bebekler nereden dünyaya gelir ? Bebekler annenin karnında büyürler, annenin içinde çocukların büyümesi için özel bir yer vardır şeklinde bir açıklama uygundur. Eğer çocuk için bu açıklama yeterli görüldüyse konuşma burada bırakılır. Ama çok şey öğrenmek istiyorsa o zaman, bu özel yere rahim dendiği, bebeğin dış dünyada yaşayabilecek büyüklüğe gelene kadar orada beslendiği, beslenmenin annenin bedeninden bebeğe giden bir kordon yoluyla olduğu açıklamaları yapılabilir.

            Bebek nasıl doğar ?  Bebek yeni doğduğunda çok küçüktür ve annedeki bir delikten kolayca dışarı çıkabilir şeklindeki bir açıklama yeterli olacaktır. Ancak bazen çocuk, bebeğin nereden dünyaya geldiğini görmek isteyebilir. Bu çok doğal bir meraktır. Çocuğa bunu yapamayacağınızı, ama neyi öğrenmek istiyorsa çizerek anlatabileceğinizi söylemek yeterli olacaktır.

            Niçin erkekler çocuk doğuramazlar ? Erkeklerin çocuk doğurmak için karınlarında, bebeğin doğana kadar gelişip büyümesini sağlayacak özel bir yer yoktur.

            Babaların neden göğüsleri yok ? Annelerin göğüsleri bebekleri besleyen sütü yapar. Bebekler çok minik olduklarından bardakla süt içemezler ,annelerinden gelen sütü emerler. Babalarda bebekleri besleyecek süt olmadığından annelerdeki gibi göğüslere ihtiyaçları yoktur.

            Benimde çocuğum olacak mı ? Elbette…, büyüdüğünde evleneceksin ve seninde çocukların olacak.

            Bebek annenin karnına nasıl girer ? Anne ve baba birbirlerini çok sevdiklerinde, babanın bedenindeki; içinde sperm hücreleri taşıyan bir sıvı, annenin yumurta hücresiyle birleşir. Böylece bebek oluşur  ve büyümeye başlar.

            Anne ve babadaki hücreler nasıl birleşirler ? Babadaki sperm hücreleri ile dolu sıvı annenin döl yatağına girer ve annedeki yumurta hücresi ile buluşur buna; çiftleşme denir.

            Adet görmek nedir ?  Kızların  yumurtlama dönemleri vardır. Bu her ay tekrarlanan bir durumdur. 3   ile 7 gün sürebilir. Kızların bedenlerinde her ay  rahim  bebek için uygun ortam hazırlar. Bebek olmadığında bu hazırlık dışarı atılır.

            Adet görme ne zaman başlar ? Adet görme yaşı kişiden kişiye değiş- mektedir.Ortalama 12 – 14 yaşlar arasında başlar.Ancak daha erken yada daha geç başlaması da normaldir. Kız çocuklarını, annelerin 9 yaş itibarıyla adet görme ile ilgili bilgilendirmeleri uygun olur.

            Adet ne zaman kesilir ? Adet kesilme yaşı kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 45 – 50 yaşlar arasındadır. Kadındaki yumurtalıklar yumurta hücresi üretemez olduğunda, adet görme kesilmiş olur.

            Neden erkek çocuklar ıslak rüya görür ? Erkek çocukların ergenlik dönemine girmeleriyle birlikte, bedenlerindeki sperma hücreleri ile dolu sıvı, uykularında dışarı atılır.Bu çok doğal bir süreçtir.Erkek çocuklarını, babaların 9 yaş itibarıyla ıslak rüya ile ilgili bilgilendirmeleri uygun olur.

            Erkek sperması nasıl bir şeydir ? Sperma hücresi; kuyruklu ve ayaksız evredeki kurbağa yavrusu görünümündedir. Hızlı hareket eder.Yaklaşık 500 tanesi bir araya geldiğinde uzunluğu 2,5 cm olur.

            Dişi yumurta hücresi nasıl bir şeydir ? Dişi yumurta hücresi; yuvarlak ve yaklaşık spermden 125 kez daha büyüktür. Kendiliğinden hareket edecek gücü yoktur.

            Anne bebeği olacağını nasıl bilir ? Anne bunu adet görmesi gereken tarih geçtiği halde, adet görmediği zaman anlar. Doktora muayene olarak bebeğin varlığı ile ilgili kesin sonuca ulaşılır.

Çocuk nasıl doğar ? 9 ay 10 gün gibi bir süre sonunda gelişimini tamamlayan bebek, annenin döl yolundan aşağıya doğru, kasların ritmik ve sürekli kasılmaları ile birlikte itilmeye başlar. Bu anneye acı verir, ama annenin bedeni  bu iş için uygun olarak donatıldığından, doğal ve başarılı bir şekilde doğum tamamlanır.Anne bebeğini kucağına aldığı anda, yaşadıklarının her şeye değdiğini düşünür.

            Evlenmemiş kişilerin çocukları olur mu ? Evet… Kızlarda adet görme, erkeklerde blua erme gerçekleşmişse fiziki olarak çocuk olmaması için bir neden yoktur.Ancak, bir çocuk sahibi olmanın beraberinde getireceği sorumlulukların çok fazla olacağının bilinmesi gerekir.

            Daha ileriki yaşlarda, gençlerin cinsel bilgilendirme ihtiyaçlarını gidermek için doktorlara, sağlık ocaklarına ya da konu ile ilgili kaynak kitaplara yönlendirilmeleri uygundur.

CİNSELLİKLE İLGİLİ ÇOCUKLAR NE BİLMELİ

5 Yaş

  • Üreme organları dahil bütün cinsel organların doğru terimlerle adlandırma
  •  “KADINLIK” ve “ERKEKLIK” kavramlarını anlama ve ayırt etme
  • Vücutlarının kendilerine ait olduğunu bilme ve uygunsuz dokunmalara “HAYIR” diyebilme
  • Bir kadının istemediği sürece bir çocuğu sahip olmak zorunda olmadığı kavramını bilmek
  • Bebeklerin nereden geldiğini, oraya nasıl girdiğini ve çıktığını bilmek
  • Vücut parçaları hakkında rahatlıkla konuşmak
  • Güvendiği erişkinlere cinsellikle ilgili soru sorabilme
  • Cinsellikle ilgili konuşmaların evde, özel bir biçimde konuşulması gerektiğini bilme

 6-9 yaş (ilkokul çocukları)

  • Hayvan ve bitkilerin büyümesi ve üremesi öğrenmeye başlama
  • Bütün canlıların ürediğinin farkında olma
  • Dede ve nineler de dahil olmak üzere bütün insanlarda yaşam döngüsü ve yaşlanmanın farkında olma
  • Kendi cinsinin ve öbür cinsin vücut parçaları hakkında uygun sözcükleri kullanarak konuşmak
  • Cinselliğin cinsel yönelim boyutunu anlamak (eşcinsel, biseksüel, heteroseksüel)
  • Aile üyelerinin rol ve sorumluluklarını kavrayabilmek
  • Kalıp yargısız olarak cinsiyet rollerini anlayıp ona uygun davranabilmek
  • Sağlık sistemini anlamak, hastalanınca sağlık kurumlarına başvurmanın korkutucu olmayan ve onların lehine bir gereklilik olduğunu kavramak
  • AIDS hakkında temel bilgilere sahip olmak
  • Kendi vücudunun sağlık ve güvenliği için aktif rol üstlenmek
  • Arkadaşlık başlatma ve sürdürmede kendini geliştirme.

9-13 yaş

Üremeyle ilgili

  • İnsan cinselliğinin yaşamın doğal bir parçası olduğu
  • Cinsel duyguların normal ve meşru olduğu
  • Cinsellik haz vericidir ama aynı zamanda bebek yapma yöntemidir. Cinsel eyleminin üreme eyleminden ayrılabileceğini fark etme.
  • Korunmasız cinsel ilişkinin gebelikle sonuçlanabileceği ve üreme döngüsünün biyolojik yönü
  • Düşük/kürtajın ne olduğu
  • Kadın ve erkek nasıl büyüdüğü ve farklılaştığı

Doğum kontrolüyle ilgili

  • Kimse ebeveyn olmak zorunda değildir
  • Çocuk sahibi olmanın zamanı planlanabilir
  • Çocuk sahibi olmak uzun süreli bir sorumluluktur ve her çocuğun olgun sorumlu ve sevgi dolu ebeveynlere sahip olma hakkı vardır.
  • Doğum kontrol yöntemleri mevcuttur (nelerdir, nasıl edinilir)

Ergenlik öncesi vücut değişiklikleri ile ilgili

  • Kız ve erkek çocukta olacak değişiklikler ve zamanı
  • Vücut büyümesinin evreleri
  • Adet ve  ıslak rüya
  • Bu dönemde olabilecek duygusal dalgalanmalar

 Hangi davranışların cinsel olduğunu ayırt edebilme

·         İlişkilerde zarar görme olasılığının fark etme

·         Cinsel istismar, taciz durumlarını tanıma ve korunma

·         Kadın ve erkek fahişeliğinin varlığı ve olumsuz sonuçlarını bilme

·         Nasıl arkadaşlık kurulur ve bir arkadaşlık kızgınlık duymadan nasıl bitirilir

·         Flörtün amaç ve sınırlarını bilme

        Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili

  • Nasıl bulaşır
  • Nasıl önlenir
  • Nasıl tedavi edilir
  • Aile yapısını kavrama, aile bireyleri arasındaki ilişkinin nasıl olduğu ve toplum yapısına nasıl uyum sağladığını bilme.

        14-18 yaş

     İnsan cinselliği ile ilgili

  • Medyada sunulan cinselliğin etkisini anlama.
  • Heteroseksüellik, eşcinsellik, evlilik, bakir kalma gibi cinsel davranışlar arasındaki farkı anlama.
  • Cinsel davranışı da içeren kişiler arası ilişkilerde bir değerler sistemi oluşturma.
  • Alternatif doğum kontrol yöntemlerini bilme.
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıkların nedenleri ve tedavisi.

     Sosyal baskılarla ilgili,

  • Cinsel ilişkinin potansiyel zararlı sonuçlarının farkında olmak.
  • Cinsel ilişkiye girmeme hakkı olduğunu bilmek.

 

     Kişisel ilişkilerle ilgili

  • Arkadaşlık kurma ve sürdürme yeteneği.
  • Evliliğin emosyonel destek, hayat arkadaşlığı, çocuk büyütme gibi yönlerini ayırt etme yeteneği.
  • Ailelerde zamanla değişen ilişkiler konusunda bilgilenme.
  • Yaşlarına uygun bağımsızlık ve sorumluluğun farkında olma.

     Ebeveynlikle ilgili eğitim

  • Gebeliğin evreleri hakkında bilgilenme.
  • Çocuk gelişimi, bakımı, çocukta cinsel gelişim hakkında bilgilenme.
  • Ebeveyn sorumlulukları hakkında bilgilenme.
  • Çocukların nasıl yetiştirileceği konusunda düşüncelerini tartışabilme yeteneği.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLUK ÇAĞI MASTÜRBASYONLARI

            Çocuğun cinsel bölgesiyle oynayarak kendini uyarması ve rahatlama sağlaması durumudur.

            Kimi zaman genital bölgedeki sorunlar nedeniyle kaşıntı ve tahriş, çocuğun dikkatini o bölgeye yöneltmesine neden olur. Bu nedenle mastürbasyonu tanımlamak için çocuğun genital bölgesinde fiziksel bir sorun olmadığını saptamak gerekir.

            Mastürbasyon en çok 3-6 yaş arasında görülmektedir. Bu dönem çocuğun bedenini keşfetme ve cinsel kimliğini öğrenme dönemidir.

            Cinsel bölgesinde tesadüfi bir nedenle keşfettiği hazzı tekrar tekrar yaşayabilmek için çocuk, bir yerlere sürtünerek, bir nesneyi kendine sürterek ya da eliyle kendini uyarabilir.

            Çocuk bu tür davranışları odasında yalnızken yaptığı gibi kalabalık ortamlarda da yapabilir.

            Mastürbasyon genellikle ortaya çıkışından bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Ancak ailenin aşırı tepkisi ve gereğinden fazla ilgisi durumunda yada çocuk duygusal zorluklar yaşamaktaysa; ilgi çekmek, rahatlamak ya da kaçış nedenleriyle mastürbasyon çok daha uzun sürebilir.

ÖNERİLER

        Barsak kurtları ve benzeri parazitler konusunda dikkatli olunmalı ve varsa tedavi ettirilmelidir.

        Kız çocuklarda vajina akıntısı olup olmadığı konusunda dikkatli olunmalı ve varsa tedavi ettirilmelidir.

        Apış aralarında olabilecek kaşıntılar tedavi ettirilmelidir.

        Çocuğa uygun tuvalet alışkanlığı ve temizlenme alışkanlığı kazandırılmalıdır.

        Kendini duygusal anlamda yalnız hisseden çocuklarda bu tür eğilimlere daha çok rastlanmaktadır. Bu nedenle çocuğun ana-baba sevgisi ve ilgisi açısından doyuma ulaşması sağlanmalıdır.

        Çocuğa sabah uyanır uyanmaz yataktan kalkma alışkanlığı kazandırılmalı, yatakta oyalanması engellenmelidir.

        Mümkün olduğu kadar (aşırıya kaçmamak şartı ile) fiziki etkinliklere sevk edilerek, çocuğu yorgun düşmesi, yatağa yatar yatmaz uykuya dalması sağlanmalıdır.

        Çok dar iç çamaşırı giydirmekten sakınılmalıdır.

        Çocuklara özellikle önden cepli pantolon giydirilmemelidir.

        Üstüne binmeli (bisiklet, atlıkarınca vb.)oyuncaklarla oynamaları engellenmelidir.

        Kum havuzundaki kaydıraklara bindirmekten kaçınılmalıdır.

        Çocukların aynı odada uzun süreli oynamaları durumunda; fark ettirmeden gözlemde bulunulmalıdır. Doktorculuk vb. türü oyunlar söz konusu ise çocukların dikkatleri başka yöne çekilerek, yeni oyunlar kurulması sağlanmalıdır.

        Mastürbasyon yapan çocuklarla arkadaşlık etmeleri engellenmelidir.

        Korkutma, cezalandırma, ikaz etme gibi önlemlere başvurulmamalı, bunun yerine çocuğun dikkatini başka tarafa çekilmeye çalışılmalıdır.

        Çocuğun cinsellikle ilgili sorularına, yaşına uygun, anlayacağı dilde ve seviyede açıklamalar yapılmalı ve bu konudaki merakları giderilmelidir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÜLKEMİZDE CİNSEL EĞİTİM

Ülkemiz çok hızlı bir toplumsal değişim süreci yaşamaktadır. 1950’li yıllarda başlayan kentlere göç, önemli toplumsal sorunları da beraberinde getirmiştir. Bireylerin göçle birlikte yaşam biçimleri, beklentileri, kendilerini toplum içinde algılama biçimleri değişmiştir. Kısaca, kırsal alandaki kültürel değerler göçle birlikte geçerliliklerini yitirmiştir. Medyanın etkisiyle ve hızlı tüketim toplumu olmanın sonucunda da, sadece kırsal alanlardan göç edenler arasında değil, önceden beri kentli olan kesimde de gençler, güvenilir bilgi edinebilme olanağından ve sağlıklı davranabilme becerisinden yoksundurlar.

Bu koşullar altında cinsellik, üzerinde en az konuşulan ve yazılan ancak en çok düşünülen ve endişe duyulan bir konu olarak kalmıştır.

Türkiye’de cinsel sağlık eğitimi kapsamına giren konulardan bazıları ilköğretim ve ortaöğretimdeki değişik derslerin programında birbirinden bağımsız olarak yer almaktadır. Bu derslerin müfredata alınmasındaki amaç sadece gençlere bilgi vermektir ve herhangi bir cinsel tutum ve değer geliştirmek açıkça amaçlanmamıştır. Ayrıca bu dersleri işlemekle görevli öğretmenler konu ile ilgili güncel bilgilerden yoksun olabildikleri için ergenlik dönemi sağlık konularını sunmada kendilerini yetersiz hissederek bu konularda yüzeysel bilgiler sunmayı tercih edebilmektedir.

Gençlerin cinsel konulardaki tutum ve davranışlarını biçimlendirmeye yönelik planlı bir cinsel sağlık eğitim programı ülkenin gündeminde olmasına karşın, henüz okullarda cinsel sağlık eğitimi verilmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları tarafından bölgesel boyutta yürütülen ve sürekliliği olmayan eğitim çalışmalarının ulaşabildiği genç sayısı azdır.

Cinsellikle ilgili akademik bilgilerin eksikliği, ülkemizdeki bireylerin ve toplumun cinselliği genellikle üreme işi ve organlarıyla ilgili biyolojik bir eylem olarak dar bir odaktan görmelerine ve cinsel eğitimden korkmalarına neden olmaktadır.

Diğer taraftan, her düzeydeki sağlık bilgileri ve sonrası eğitimlerinde cinsel sağlık bilgileri ve HIV/AIDS eğitiminin yer alması önerilmektedir. Bu öneriler doğrultusunda Temmuz 2001’de “Ergenlerin Sağlık Bilincinin Geliştirilmesi Projesi” başlatılmıştır. Bu proje, Milli Eğitim Bakanlığı ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı tarafından yürütülmüştür. Proje kapsamında eğitici insan gücü yetiştirmek amacıyla geleceğin öğretmenleri olan eğitim fakülteleri öğrencilerine örnek bir cinsel sağlık bilgileri ders programı oluşturulmuştur.

Dünyada HIV/AIDS’li hasta sayısının hızla artması ülkemizde de gençlere yönelik cinsel sağlık bilgisi eğitimi konusunun gündeme getirilmesinde önemli bir neden olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığında, 2000 yılında başlamış ergenlik döneminde değişimlerle ilgili olarak önce kızlar için başlayan, daha sonra erkeklere de sunulan yaygın bir bilgilendirme etkinliği (ERDEP) yürütülmüştür. Ders dışı etkinlik olarak tasarlanan bu proje daha çok fiziksel değişim ve öz bakım konularını içeren kısa süreli, kız ve erkek öğrencilerin ayrı katıldığı bir kez ve 40 dakikalık bir program olarak 6.-7.-8. sınıf ilköğretim öğrencilerine gezici eğitim ekipleri tarafından yapılmıştır. Çalışmanın değerlendirilmesinde tüm öğrenciler eğitimin gerekli ve yararlı olduğunu belirtmişler ancak yeterli olmadığını vurgulamışlardır. Bu program özel sektörün desteği ile sürdürülmüştür.

Örgün eğitim, Cinsel Sağlık Bilgileri Eğitimi için önemli bir fırsattır. Bu konuda yapılan girişimlerin başlangıçta dikkatleri çekmesi doğaldır. Toplumun önemli bir kesimi cinsel sağlık bilgileri eğitiminin gençleri, cinsellik konusunda henüz zamanı gelmeden uyardığını düşünecektir. Konunun önemi ve ivediliği hakkında bilinçli olan eğitimcilerin bu konuda hazırlıklı, donanımlı ve kararlı olmaları gereklidir. Eğitim sanıldığı gibi, gençleri yanlış cinsel ilişkilere özendirici değil, tam tersine başka ülkelerde olduğu gibi daha sorumlu ve doğru davranışlara yönlendirici bir rol oynayacaktır. Yarının anne babaları olan gençlerin bilgilenmesi gelecekte çocukları için de değerli bir kaynak olacaktır. Cinsel sağlık bilincini geliştirme etkinliklerinin istenilen doğrultuda düzenlenebilmesi için ilgili kuruluşların kısa ve uzun vadede işbirliği yaparak gerçekleştirebileceği adımlar;

  • Örgün eğitimde ders programlarının içeriklerinin geliştirilmesi, geliştirilen programların yürütülebilmesi için öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının geliştirilmesi,
  •  Bu adımlar tüm sistemde yaygınlaşana değin halen eğitimi yürüten ilgili branş öğretmenlerinin kısa süreli kurslarla hazırlanarak ve dışardan sağlanan uzman/program destekleri ile öğrencilerin sağlık bilincini geliştirmek amacıyla eğitim etkinliklerinin düzenlenmesidir.

CİNSEL EĞİTİME BAKIŞIMIZ

Cinsel konularda eğitim konusunda Türk halkı;

  • yaklaşık üçte iki okullarda kesinlikle cinsel eğitimden yana
  • %17’ tercihe bağlı olarak eğitim imkanından yana
  • Yaş gençleştikçe, eğitim düzeyi arttıkça cinsel eğitimin gerekliliğine inanma oranı artmaktadır.
  • Cinselliği eşlerinden öğrenen kadınlarda erkeklerden çok daha yüksek bir oranda okullarda cinsel eğitimden yanadır.
  • Okullarda cinsel eğitimi( zorunlu ya da tercihe bağlı) destekleyen kesimdeki yaygın görüş, eğitimlerin kız ve erkeklere ayrı ayrı verilmesi gerektiğidir.
  • Üniversite mezunu ve metropollerde yetişmiş kesimlerin yaklaşık yarısı karma eğitimden yarısı ayrı eğitimden yanadır .

Çocuklar büyüdükçe sosyal çevre içindeki ilişkileri de giderek gelişmektedir. Ergenlerin büyüme ve gelişme süreçleri boyunca cinsellikle ilgili olumlu mesajlar almaları ve cinselliğe yönelik olumlu bir bakış açısı kazanmaları önemlidir.

Ailesinin dışında öğretmen, arkadaşlar, televizyon, müzik, kitaplar, reklamlar ve oyuncaklar gibi bir çok kaynaktan cinsellikle ilgili uygun davranış ve değerler hakkında mesajlar almaya ve bilgiler öğrenmeye devam ederler. Ancak bu tür kaynaklardan alınan mesajlar cinsellikle ilgili tam ve doğru bilgileri içermeyebilir.

Aynı zamanda, bu tür kaynaklarda cinsellik bir şaka ya da alay konusu yapılabilir ya da cinselliğe küçültücü bir olay olarak bakılabilir.

Aile içinde başlayan cinsel eğitim çabalarının, çocuk okula başladığı andan itibaren, okul bünyesinde geliştirilecek planlı öğrenme aktiviteleri ile desteklenmesi gerekmektedir. Okul, bazı çocuklar için ailede öğrendikleri bilgilerin pekiştiği bir ortam olurken, bazıları için de cinsellikle ilgili ilk ve önemli bir bilgi kaynağı olabilir. Aynı zamanda okullar çocukların ve gençlerin büyük bir çoğunluğuna toplu olarak ulaşma fırsatı vermektedir.

Özellikle cinsel konuların tabu olduğu toplumlarda, okullardaki cinsel eğitim etkinliklerinin önemi artmaktadır;

  • Kendilerinde meydana gelen fiziksel ve duygusal gelişimleri anlama ve kabullenmek,
  • Bedeni hakkında olumlu duygular taşıma, bireysel farklılıkları kabullenmek,
  • Şu andaki ve gelecekte yaşamlarında cinsel davranışlarıyla ilgili bilinçli ve sorumlu kararlar alabilmek,
  • Kadın ya da erkek olarak kendi cinsiyeti hakkında olumlu duygular taşımak
  • Cinsel konular hakkında rahat bir şekilde konuşma ve ifade edebilme becerisi,
  • Uygun ve uygun olmayan cinsel davranışları anlayabilmek,
  • Cinsel taciz ve istismara karşı kendini koruyabilmek,
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve istenmeyen gebeliklerden korunmayı başarmak.

Çocuklara ve gençlere yönelik planlanan cinsel sağlık eğitimlerinin en genel amacı cinsel sağlığın geliştirilmesi;bireylerin, cinsel davranışların pozitif sonuçlarına ulaşmaları ve negatif sonuçlarından uzak olmalarını sağlamaktır.

 CİNSEL DAVRANIŞLARIN OLUMSUZ SONUÇLARI;

  • istenmeyen gebelik,
  • cinsel baskılar,
  • cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar / AIDS
  • cinsel işlev bozuklukları gibi durumları ifade etmektedir.

CİNSEL DAVRANIŞLARIN OLUMLU SONUÇLARI

  • özgüven,
  • kendine ve başkalarına saygı duyma,
  • cinsel baskılar ve zorlamalardan uzak olma,
  • cinsel yaşamdan hoşnut olma 
  • planlanmış anne ya da baba olma gibi durumlardır.

Kapsamlı cinsel eğitim programlarını dört temel üzerine oturtmak mümkündür.

Gençlere;

  • insan üremesi,büyüme-gelişme,anatomi,fizyoloji, mastürbasyon,
  • aile yaşamı, gebelik, doğum,ebeveynlik, aile planlaması, düşük,
  • cinsel tepki, cinsel eğitim,cinsel istismar,
  • cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve AIDS dahil insan cinselliği hakkında doğru bilgi sağlamak.

CİNSELLİKLE İLGİLİ BİLGİ KAYNAKLARI

Kentsel kesimde yapılan araştırmalarda lise öğrencilerinin cinsellik ile ilgili bilgi kaynakları şu şekildedir:

1-Arkadaş,

2-gazete-dergi, televizyon

3-kitap.

Erkeklerin bilgileri daha sınırlı olup, daha çok arkadaşlarından,

Kızlar annenin eğitim düzeyi yükseldikçe  annelerinden yararlanmaktadır.

Üniversite öğrencilerinde ve yüksek sosyoekonomik düzeydeki gençlerde bilgi kaynakları bir miktar daha farklıdır, arkadaş, anne ve baba daha arka planlarda kalmakta ve yazılı materyal daha ön sıralara geçmektedir.

(CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) Araştırma verileri)

*************************************************

CİNSEL EĞİTİM MODELLERİ VE FARKLI PROGRAMLAR

Sağlığın korunmasında okulların öneminin ön plana çıkması, her ülkenin eğitim müfredatlarına kendi gereksinimlerine göre programlar eklenmesi ile sonuçlanmıştır. Bu programların önemli bir bölümünü üreme sağlığı programları oluşturmaktadır.

Programlar ülkelerin gelişmişlik düzeyleri kültürel özellikleri ve sağlık eğitimi konusundaki deneyimlerine göre farklılık göstermektedir. Cinsel sağlık programlarının okul programları içine yerleştirilmesi hususunun, uygulama alanı için en yaygın olarak kullanılan yaklaşımlar:

I- CİNSEL SAĞLIK EĞİTİMİNİN AYRI BİR DERS YA DA ÜNİTE OLARAK UYGULANMASI:

Bazı ülkelerde okul personeli ya da öğretmenler, ayrı bir ders ya da ünite olarak cinsel sağlık eğitiminin sorumluluğunu üstlenir. Bu bir SAĞLIK DERSİ ya da AİLE YAŞAMI EĞİTİMİ dersi olabilir.

Eğer okulda uygulamada olan bir sağlık dersi varsa cinsellik ve üreme sağlığı ile ilgili konular 2- 3 hafta sürecek bir ünite şeklinde bu dersin içine konabilir. Bu uygulamaya en iyi yaklaşım olarak bakılmaktadır. Bu yaklaşımda bilgiler etkili bir şekilde verilebilir ve amaçtan uzaklaşma olasılığı düşüktür.

II-İNFÜZYON (YAYILMA) YÖNTEMİ

Ancak bazı ülkelerde okul programları çok yoğun olduğu için cinsel sağlık eğitiminin ayrı bir ders ya da ayrı bir ünite olmasına sıcak bakılmamaktadır.

Cinsel sağlıkla ilgili konular, doğrudan ya da dolaylı olarak okullarda okutulan birçok dersle (biyoloji, psikoloji, sosyoloji, tarih, nüfus, coğrafya vb.) ilişkilidir.

Cinsel sağlıkla ilgili konuların, farklı öğretmenler tarafından verilen ana dersler içine entegre edildiği bir yöntemdir. Bu yöntemde, hali hazırda okulda var olan yapı kullanıldığı için politik olarak daha kabul edilebilir bir yaklaşım olarak görülmektedir. Cinsel sağlık bilgilerini farklı dersler içine yaymak eğitimin etkisini azaltabilir ve programı amacından uzaklaştırabilir. Bu nedenle farklı okul ortamlarında infüzyon yönteminin etkisini ve yararlarını ortaya koyan çalışmalara gereksinim vardır.

III-DIŞARDAN EĞİTİCİ DAVET ETME:

Okulların kullandığı bir diğer yöntem, okula dışardan sağlık eğitimcisi davet etmektir. Bu yaklaşımın öğrenciler tarafından en beğenilen yaklaşım olduğu belirtilmektedir. Çünkü, öğrenciler dışardan gelen eğitimcilere daha fazla güvenmekte ve duygularını açabilmektedir.

Dışardan gelen eğitimcilerin yenilikçi ve öğrencilerin katılımını sağlayan interaktif eğitim yöntemlerini kullanma eğilimlerinin daha fazla olduğu belirtilmektedir. Diğer taraftan, bu eğitimciler üreme ve cinsel sağlık konularında öğretmenlerden daha bilgili olabilir ve öğrencilerle daha rahat bir şekilde konuşabilirler. Ayrıca onlar, toplumda var olan sağlık hizmetlerine öğrencilerin ulaşmasını da kolaylaştırabilirler.

Bu yöntemin bir dezavantajı, eğitimde sürekliliğin sağlanamamasıdır. Süre, çoğu zaman öğrencilerde davranış değişimi sağlayacak uzunlukta olmamaktadır. Ayrıca eğitimci gittikten sonra öğrencilerin kafasında var olan bazı sorular yanıtsız kalabilmektedir.

 IV-HIV/AIDS ÖNLEME PROGRAMLARI:

Cinsel sağlıkla ilgili konuları okullara yerleştirmenin bir diğer yolu, yeni HIV/AIDS önleme çabalarıdır. Var olan HIV/AIDS önleme programlarının içine cinsel sağlıkla ilgili diğer konuların dahil edilmesiyle, her iki programın da daha etkili olacağı düşünülmektedir.

 V-AKRAN EĞİTİMİ YAKLAŞIMI

Akran eğitimi; yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, meslek, sosyo-ekonomik ya da sağlık statüsü bakımından ortak özellikler taşıyan kişilerin, belli bir konuda bilgi ve becerilerini geliştirme ve bunu takiben bu bilgi ve becerilerini içinde bulundukları akran grubunda yaygınlaştırmalarını amaçlayan bir yaklaşımdır.

 Akran eğitimi pek çok ülkede çeşitli sivil toplum kuruluşları ve eğitim enstitüleri tarafından toplum merkezlerinde, üniversite kampüslerinde ve gençlik derneklerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle 1990’ların başından bu yana tüm dünyaya yayılmış ve uygulanmaya başlamıştır.

Temel ilkeleri “AKTİF ÖĞRENME” ve “AKRAN DAYANIŞMASI” olan akran eğitimi, temel olarak “GRUP DESTEĞİ” ve “GRUP LİDERLİĞİ” modeli üzerine geliştirilen bir yöntemdir.

Dünyada ve ülkemizde de bu modelin kullanıldığı gruplara örnek olarak, madde bağımlılığı olanlar, cinsel şiddet ve taciz mağdurları, kanser ya da HIV/AIDS gibi hastalıklarla yaşayanların oluşturdukları akran gruplarını göstermek olasıdır.

“AKRAN LİDERLİĞİ” modeli eğitimciler arasında iyileşme ve rehabilitasyon amaçlı olmaktan çok, bilgi, tutum ve davranış değişimini hedefleyen bir yaklaşımı tanımlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında akran liderlik modeli, belirli bir özellik bakımından (yaş, ya da cinsiyet, meslek gibi) benzerlik gösteren grup içinde aynı grup üyesi olan kişilerin öncelikle eğitimini içerir. Ardından bu eğitimi alan kişilerin, kendi grupları içinde bu bilgileri dağıtma ve yaygınlaştırma etkinliklerini içerir.

Bu yaklaşım, etkili korunma yöntemleri üzerinde çalışmalar yürüten araştırmacılar tarafından sigara, uyuşturucu madde ve alkol bağımlılığı, şiddet, cinsel sağlık ve HIV/AIDS konuları üzerinde denenmiş ve cinsel sağlık konusunda gençler arasında son derece etkin olduğu saptanmıştır.

Akran eğitimi sürecini tamamlayan eğiticiler, edindikleri bilgileri, kazandıkları iletişim, eğitim, danışmanlık becerilerini kullanarak kendi yakın çevrelerinden başlayarak geniş bir yaşıtlar grubuna ulaşabilmektedir. Bu süreçte düzenlenebilecek bazı etkinlikler aşağıda sıralanmaktadır;

  • Gençlik merkezi, sokak, işyeri, okul, ev, arkadaş toplantılarında bilgilendirme etkinlikleri,
  • Stand çalışmaları,
  • Broşür, kitapçık, poster, promosyon dağıtımı,
  • Konser, tiyatro, film gösterimleri,
  • Konferans, seminer, atölye çalışması,
  • Bireysel veya küçük grup bilgilendirmeleri,
  • Radyo, tv programları hazırlama ya da programlara katılım,
  • Festival düzenlemek, festivallere katılmak vb.

Ülkemizde akran eğitim modeli ile yürütülmekte olan programlar ise ağırlıklı olarak üniversitelerde sürdürülmektedir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu akran eğitimi alanında çalışanların iletişimini güçlendirmek için Y-PEER adıyla bir internet ağı kurmuştur. Aynı kuruluş eğitici eğitimi programları düzenlemekte, akran eğitimi uygulayan gençlik grupları ve sosyal toplum kuruluşları çeşitli toplantılarda biraraya getirerek deneyim paylaşımını sağlamaktadır.

BAZI ÜLKELERDE UYGULANAN CİNSEL EĞİTİM PROGRAMLARINA İLİŞKİN ÖRNEKLER

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NDE cinsel sağlık eğitiminin tarihi oldukça eski olmasına rağmen tartışmalı bir seyir izlemiştir. ABD’de cinsel eğitimle ilgili iki farklı yaklaşımı savunanlar arasındaki tartışmalar;

1.Gençlere evliliğe kadar cinsel ilişkiden uzak durmaları telkin edilmektedir.

             2.Kapsamlı olan yaklaşım ise öğrencilere yaşları ilerleyene kadar cinsel ilişkiyi ertelemeleri ve cinsel sağlık çerçevesinde cinsel davranışları açıklayan yaklaşımdır. Bu yaklaşım sosyal öğrenme teorilerini kullanır, iletişim ve problem çözme gibi becerilere önem verir. Ayrıca cinsel olarak aktif ergenlere istenmeyen gebelik ve HIV enfeksiyonu gibi sonuçlara maruz kalmamaları için gerekli bilgi ve becerileri öğretir

HOLLANDA’DA ise cinsel eğitimin genel felsefesi öğrencilere cinselliği öğretmek değil, cinsellik hakkında konuşmaktır. Standart bir cinsel eğitim müfredatı ya da eğitimde kullanılan tek bir kitap yoktur. 1932’ye kadar okul müfredatlarının zorunlu bir parçası olmayan cinsel eğitim, birçok okul dersi içine alınmıştır. Öğretmenler öğrencilerin cinsellikle ilgili öğrenmek istedikleri bütün konuları anlatmakta özgürdür. Derslerin içeriğini öğrencilerin soruları belirlemekte, eşcinsellik ve mastürbasyon dahil tüm konular açık bir şekilde tartışılmaktadır. Eğitimde iletişimin önemi vurgulanmakta ancak cinsel davranışların negatif sonuçları üzerinde de durulmaktadır.

FRANSA’DA dünyadaki AIDS tehlikesiyle birlikte, bu hastalıktan korunmanın bir yolu olarak cinsel eğitime başlanmıştır. Okullarda cinsellikle ilgili konular genellikle 9-13 yaşlarda anlatılmaya başlanır. Ulusal olarak belirlenmiş olan cinsel eğitim müfredatı, çoğunluğu CYBE(cinsel yolla bulaşan enfeksiyon) ve AIDS’le ilgili olan beş üniteden oluşmaktadır. Eğitimin amacı cinsel ilişkiyi ertelemek değil, öğrencilerin cinsellikle ilgili konularda bilgi ve beceri kazanmalarına yardım etmektir. Biyoloji öğretmenleri genellikle üreme anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili konuları anlatırlar. Diğer konuları tartışmak için aile planlaması kurumlarından eğitimci çağırırlar. Bu yaklaşım, okullar ve aile planlaması organizasyonlarının işbirliği içinde çalışmasını sağlamıştır. Öğrencilere de sağlıkla ilgili endişelerini tartışmaları ve doğru bilgi edinmeleri için fırsat sağlanmıştır.

CİNSELLİKLE İLGİLİ ÇOCUKLAR NE BİLMELİ

5 YAŞ

  • Üreme organları dahil bütün cinsel organların doğru terimlerle adlandırma
  •  “KADINLIK” ve “ERKEKLIK” kavramlarını anlama ve ayırt etme
  • Vücutlarının kendilerine ait olduğunu bilme ve uygunsuz dokunmalara “HAYIR” diyebilme
  • Bir kadının istemediği sürece bir çocuğu sahip olmak zorunda olmadığı kavramını bilmek
  • Bebeklerin nereden geldiğini, oraya nasıl girdiğini ve çıktığını bilmek
  • Vücut parçaları hakkında rahatlıkla konuşmak
  • Güvendiği erişkinlere cinsellikle ilgili soru sorabilme
  • Cinsellikle ilgili konuşmaların evde, özel bir biçimde konuşulması gerektiğini bilme

 6-9 YAŞ (İLKOKUL ÇOCUKLARI)

  • Hayvan ve bitkilerin büyümesi ve üremesini öğrenmeye başlama
  • Bütün canlıların ürediğinin farkında olma
  • Dede ve nineler de dahil olmak üzere bütün insanlarda yaşam döngüsü ve yaşlanmanın farkında olma
  • Kendi cinsinin ve öbür cinsin vücut parçaları hakkında uygun sözcükleri kullanarak konuşmak
  • Cinselliğin cinsel yönelim boyutunu anlamak (eşcinsel, biseksüel, heteroseksüel)
  • Aile üyelerinin rol ve sorumluluklarını kavrayabilmek
  • Kalıp yargısız olarak cinsiyet rollerini anlayıp ona uygun davranabilmek
  • Sağlık sistemini anlamak, hastalanınca sağlık kurumlarına başvurmanın korkutucu olmayan ve onların lehine bir gereklilik olduğunu kavramak
  • AIDS hakkında temel bilgilere sahip olmak
  • Kendi vücudunun sağlık ve güvenliği için aktif rol üstlenmek
  • Arkadaşlık başlatma ve sürdürmede kendini geliştirme.

 

9-13 YAŞ

ÜREMEYLE İLGİLİ

  • İnsan cinselliğinin yaşamın doğal bir parçası olduğu
  • Cinsel duyguların normal ve meşru olduğu
  • Cinsellik haz vericidir ama aynı zamanda bebek yapma yöntemidir. Cinsel eyleminin üreme eyleminden ayrılabileceğini fark etme.
  • Korunmasız cinsel ilişkinin gebelikle sonuçlanabileceği ve üreme döngüsünün biyolojik yönü
  • Düşük/kürtajın ne olduğu
  • Kadın ve erkek nasıl büyüdüğü ve farklılaştığı

DOĞUM KONTROLÜYLE İLGİLİ

  • Kimse ebeveyn olmak zorunda değildir
  • Çocuk sahibi olmanın zamanı planlanabilir
  • Çocuk sahibi olmak uzun süreli bir sorumluluktur ve her çocuğun olgun sorumlu ve sevgi dolu ebeveynlere sahip olma hakkı vardır.
  • Doğum kontrol yöntemleri mevcuttur (nelerdir, nasıl edinilir)

ERGENLİK ÖNCESİ VÜCUT DEĞİŞİKLİKLERİ İLE İLGİLİ

  • Kız ve erkek çocukta olacak değişiklikler ve zamanı
  • Vücut büyümesinin evreleri
  • Adet ve  ıslak rüya
  • Bu dönemde olabilecek duygusal dalgalanmalar

HANGİ DAVRANIŞLARIN CİNSEL OLDUĞUNU AYIRT EDEBİLME

·         İlişkilerde zarar görme olasılığının fark etme

·         Cinsel istismar, taciz  durumlarını tanıma ve korunma

·         Kadın ve erkek fahişeliğinin varlığı ve olumsuz sonuçlarını bilme

·         Nasıl arkadaşlık kurulur ve bir arkadaşlık kızgınlık duymadan nasıl bitirilir

·         Flörtün amaç ve sınırlarını bilme

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARLA İLGİLİ  

  • Nasıl bulaşır
  • Nasıl önlenir
  • Nasıl tedavi edilir
  • Aile yapısını kavrama, aile bireyleri arasındaki ilişkinin nasıl olduğu ve toplum yapısına nasıl uyum sağladığını bilme.

 

14-18 YAS

İNSAN CINSELLIGI ILE ILGILI

  • Medyada sunulan cinselliğin etkisini anlama.
  • Heteroseksüellik, eşcinsellik, evlilik, bakir kalma gibi cinsel davranışlar arasındaki farkı anlama.
  • Cinsel davranışı da içeren kişiler arası ilişkilerde bir değerler sistemi oluşturma.
  • Alternatif doğum kontrol yöntemlerini bilme.
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıkların nedenleri ve tedavisi.

SOSYAL BASKILARLA İLGİLİ,

  • Cinsel ilişkinin potansiyel zararlı sonuçlarının farkında olmak.
  • Cinsel ilişkiye girmeme hakkı olduğunu bilmek.

 KİŞİSEL İLİŞKİLERLE İLGİLİ

  • Arkadaşlık kurma ve sürdürme yeteneği.
  • Evliliğin emosyonel destek, hayat arkadaşlığı, çocuk büyütme gibi yönlerini ayırt etme yeteneği.
  • Ailelerde zamanla değişen ilişkiler konusunda bilgilenme.
  • Yaşlarına uygun bağımsızlık ve sorumluluğun farkında olma.

EBEVEYNLİKLE İLGİLİ EĞİTİM

  • Gebeliğin evreleri hakkında bilgilenme.
  • Çocuk gelişimi, bakımı, çocukta cinsel gelişim hakkında bilgilenme.
  • Ebeveyn sorumlulukları hakkında bilgilenme.
  • Çocukların nasıl yetiştirileceği konusunda düşüncelerini tartışabilme yeteneği.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 242 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

YEMEK SORUNU

            Beslenme canlının gelişimi için gerekli olan doğal bir ihtiyaçtır. Ancak “beslenme ortamı” sağlıksız olduğu takdirde çocuk olumsuz bir şekilde koşullanacağından bu doğal ihtiyaç çekilmez bir azap haline gelebilir.

            Annenin bu doğal ihtiyaç karşısındaki aşırı duyarlılığı bir yandan yemek yemeyi sorun haline getirir diğer yandan da anne-çocuk hatta aile-çocuk iletişiminin bozulmasına neden olur.

            Sevmediği yemeği yemesi için ya da yeterli derecede yediği halde, tabağını sıyırması için zorlanan çocukta yemeğe karşı olumsuz bir tutum meydana gelir. Bunun sonucunda “yemek yemek istemiyorum, bu yemek iğrenç kokuyor, karnım aç değil, yemek yerine çikolata yesem” gibi mazeretler yükselmeye başlar.

            Yemek yemeyle ilgili problemler genellikle ilk çocukluk döneminde başlar. Bu problemler yiyeceklerle ilgili olmaktan çıkar ve güç gösterisine –anne, baba ve çocuklar arasında gelişen bir savaşa- dönüşür. Bu savaş da anne-babaların kazanabileceği türden bir savaş değildir.

                                             ÖNERİLER

        Yemek saatlerinde tüm aile bir araya gelmeye çalışmalı ve yemek ortamının sakin, keyifli ve stressiz olmasına özen gösterilmelidir.

        Anne-babalar çocuklarının yemekten önce tatlı ve abur cubur türünde yiyecekler yememesi konusunda dikkatli olmalıdır. Ancak yemek aralarında acıktıklarında kolaylıkla ulaşabilecekleri sağlıklı yiyeceklerin bulunmasına özen göstermelidirler.

        Yemek yeme karşılanması gereken doğal bir ihtiyaçtır. Bu nedenle çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek konulmalıdır. Çocuğun iştahı arttıkça bu miktar arttırılabilir.

        Sofraya konulacak yemek iki çeşit ise ikisinin de çocuğun hiç sevmediği, yemede çok tepki gösterdiği yemek olmamasına, en azından bir çeşidin yiyebileceği bir yemek olmasına dikkat edilmelidir.

        Eğer çocuk önüne konulan yemeği şiddetle reddediyorsa; onu, daha rahatlıkla kabul edebileceği bir yemek haline dönüştürmek yaralı olabilir.(Çocuk ıspanağı ağzına koymazken, ıspanaklı böreğe itiraz etmeyebilir)

        Yemek masasında onun tabağıyla ilgilenilmemeli hatta bakılmamaya çalışılmalıdır.

        Yemesi için televizyon karşısında yedirmek, arkasında dolaşarak yedirmek, yediği takdirde oyuncak almak gibi rüşvetlerden kaçınılmalıdır.

        Çocuk yemek yemeyi reddediyor ve buna karşılık anne-babanın sunduğu tüm önerileri de reddediyorsa “tamam yemeyebilirsin” gibi bir ifadeyle çocuk şaşırtılmalıdır. Ancak bir sonraki öğüne kadar yemek yiyemeyeceği uyarısı da yapılmalıdır.

        Yemek yemeyi reddeden çocuğa kesinlikle ceza verilmemelidir.

        Çocuk çok yorgun ve uykusuz ise bu durumda yemeğe başlamamasına dikkat edilmelidir.

        Yemek masasının hazırlanmasında ve yemek bitiminde masanın toplanmasında çocuktan yardım istenebilir. Bu ona önemli bir yardımda bulunduğu duygusunu verecek ve yemek bitimini sabırsızlıkla bekleyecektir.

        Yemeğini güzel yediğini söyleyerek, güzel sözlerle motive edilmeye çalışılmalıdır. Olumsuz ifadelerden kaçınılmalıdır.

        Yemek yeme konusunda çocuğa model olunmalıdır.Çünkü anne-baba yemek yemekten zevk alıyorsa aynısını çocuğu da yapmaya çalışacaktır. Aile içerisinde yemek seçen varsa bu da çocuk için olumsuz bir model oluşturacaktır.

        Unutmayın ki çocuklar birkaç öğün az yemekle kilo kaybetmezler. Bundan dolayı çocuğa yemesi konusunda zorlama yapılmamalıdır. Bu anne-baba-çocuk arasındaki iletişimin bozulmasına ve çocuğun öfke nöbetleri geçirmesine neden olabilir.

        Tüm bu önerilere karşılık çocuk kilo kaybediyor, yenilenleri çıkartıyor, yemek yemeyi kesinlikle reddediyorsa bir uzmandan yardım alınmasında fayda vardır.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist & Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

ŞirinyalıMh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

0 532  747 04 45

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Sorunlu bir kardeşlik ilişkisi yetişkinlerin karşılaştığı en genel sorunlardandır. Rekabet duygusu her kardeşlik ilişkisinde vardır.Kardeş rekabetinin başlıca kaynağı “ annem-babam onu daha fazla seviyor! “ cümlesiyle hayat bulur.

Anne-babasının onun üzerine bir kardeşini ya da kendisinin gözde tutulduğunu hissetmeyen çocuk azdır.Anneler-babalar genelde tüm çocuklarını aynı sevdiklerini iddia etseler de,onlar hakkında eşit olmayan duygulara sahiptirler.Pek çok ailede erkekler daha saygın ve üstün eğilimi olan cinsiyettir, bu nedenle erkek çocuklarına kız çocuklardan farklı davranıldığı görülür. 

Çocuğun planlanmış bir bebek olması ya da kaza sonucu olması,genç anne-babadan dünyaya gelmesi ya da olgunluk dönemindeki anne-babadan dünyaya gelmiş olması, anne babanın çocuklar üzerindeki farklı tutumlarının belirleyicisi olabilmektedir.Küçük kardeşe duyulan kıskançlık,çocukluk yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir.Kardeşine vurma,ısırma sık rastlanan davranışlar arasındadır.

Kıskançlık nedeniyle çocukta emekleme,bebekçe konuşma,biberonla beslenmeye dönme,altını ıslatma,tırnak yeme parmak emme vb.gibi bebekleşme ve gerileme belirtileri gözlenebilir.

Kardeş kıskançlığında daha çok annenin tutumu rol oynamaktadır.Kimi kez anne gerçek suçluyu araştırır; suçlu olduğunu düşündüğü kardeşe ceza verir.Bazen ikisini birden cezalandırır ya da hangisi haklı olursa olsun küçüğünü korur.Kardeş kıskançlığından doğan düşmanlık,kızgınlık bazen kardeşe değil de anneye yönelir.Bunun sonunda çocuk; yatağını ıslatır,yemek yemez, söz dinlemez olur.Bazen de çocuğun düşmanlık duyguları kendisine   yönelebilir.Böylece içe kapanma ya da kendinde doyum arama ihtiyacı ortaya çıkarabilir.Bu ise çocukta; tırnak yeme, parmak emme, mastürbasyon,kekemelik vb. gibi belirtilerin  görülmesine neden olabilir.

KARDEŞ KISKANÇLIĞININ NEDENLERİ

        Anne-babanın evlat ayırımı yapması,

        Anne-babanın anlaşmazlığı;çocukların taraf tutmaya zorlanması,

        Anne-babanın ilgisiz tutumu,

        Çocuğun anne-babanın gözüne girmeye çalışması,

        Anne küçük kardeşle evde kalırken,büyüğünün kreşe,yuvaya ya da okula başlaması,

        Anne-babanın kardeşleri birbirleri ile kıyaslaması;birini diğerine örnek göstermesi,

        Anne-babanın çocukların bulunmadığı ortamlarda küçük oldukları için anlamayacaklarını düşünerek ya da oyuna daldıkları için duymayacaklarını düşünerek çocukların olumsuz davranışlarını konuşmaları.

            Kardeşler arasındaki rekabet normal bir duygudur. Bu duygu çocuğu motive edici bir rol oynar.Ancak bazen çocukta duygusal yıkıma gidebilecek ölçülerde yaşanabilir.   Kıskançlığın kalıcı olmaması ve normal düzeyde tutulması için bazı önlemler alınmalıdır.

KARDEŞ KISKANÇLIĞI İÇİN ÖNERİLER

        Anne-babanın kardeş dünyaya gelmeden, çocuklarını bu konuda hazırlamaları, doğum sonrası bebeğin bazı işlerini(beslenme, giyim, temizlik vb.) zorlanmadan ve kontrollü bir şekilde çocuğa yaptırmaları en uygun çözümdür. Araştırmalar özellikle 5 yaşından küçük çocukların gelecek kardeşten daha fazla etkilendiklerini ortaya koymuştur.

        Anne- baba çocukların her birine aile içinde kendi yerini bulması ve almasına, kendi olmasına imkan vermelidir.

        Belki de geçimsizliğin ardında “kendi yerimi istiyorum, bağımsız kişilik olarak kabul edilmek istiyorum” mesajı vardır.

        Pek çok annenin “yalnızca benim yanımdayken kavga ediyorlar, dışarıda oynarken iyi geçiniyorlar” şikayetlerinin kaynağı; “ beni kendim olarak farket!, özel biri olduğumu, kimseye benzemediğimi kabul et!” çağrısıdır. Bir ailede iki ya da daha çok çocuk varsa en becerikli anne, her kişiliği ayrı ayrı geliştirebilen “anne”dir.

        Çocuğa yeni gelen kardeşin daha çok ilgiye ihtiyacı olacağı, oysa kendisinin pek çok şeyi kendi başına yapabildiği gururu okşanarak anlatılmalıdır.

        Yeni doğan kardeşin eve ilk getirilişinde çocuğa sevdiği bir oyuncak ya da hediye ile gelmesi sağlanabilir.

        Çocuğun küçükken neler yaptığı, nasıl bir bebek olduğu olumlu yönleri hatırlatılarak anlatılmalıdır.

        Kıskançlığı tahrik edici “pabucun dama atıldı vb.” gibi sözlerden sakınılmalıdır.

        Çocuğa ait olan eşyalar yeni kardeşe onun rızası olmadan ufaldı ya da kullanmıyor diye verilmemelidir.

        Çocuklar arasında güzellik, cinsiyet, kuvvet, zeka vb. açısından kıyaslama yapılmamalıdır.

        Evde ve yakın çevrede bulunan kişilerin de (özellikle büyükanne- büyük baba) ayrıcalıklı davranmaları önlenmelidir.

        Anne- baba kardeşler arası ilişkilerde olumsuzluk yaşandığı zaman; şikayet kabul etmemeli, hakem rolü oynamamalı, kardeşlerin çözümü kendi aralarında sağlamalarına fırsat vermelidir.

        Anne-babalar, kardeşler arasında olumsuzluk yaşandığında sık sık uyarı yapmak yerine bu olaydan nasıl etkilendiklerini duygularını ifade ederek belirtmelidirler.Örneğin; “çabuk kesin şu kavgayı şimdi ikinizi de döveceğim!” yerine;“çocuklar, işten yeni geldim çok yorgunum. Birbirinizle yaptığınız kavga beni sinirlendiriyor ve başımı ağrıtıyor”gibi.

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

ÇOCUKLARDA KORKU

Her insan yaşamı boyunca korku hissini zaman zaman yaşar. Çocuklar için de korku gelişimlerinin bir parçasıdır. Birçok korku çeşidi geçicidir, gelişimle ilgilidir. Çocukların kendilerini tehdit eden uyaranlara gösterdikleri normal tepkilerdir. Bu gelişimsel korkular, günlük yaşamın sürdürülmesini etkilemezler.

Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır; örneğin, bebeklik döneminde   yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden  yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve 1 – 1,5 yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Bu “normal” sayılan korkular, çocuğun günlük yaşantısını devam ettirmesine engel olmadığı sürece doğal karşılanmalıdır.

ÇOCUKLAR YAŞLARINA GÖRE NELERDEN KORKARLAR

2 yaş  : Seslerle ilgili korkular (tren,kamyon, gök gürültüsü,sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler, karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar, şapkalar)

2,5 yaş          : Oyuncağın ya da yatağının yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışılagelmişin dışında yapılan hareketler.

3 yaş  : En çok görsel korkular söz konusudur. (Karanlık, hayvan, polis, anne- babanın gece sokağa çıkması)

4 yaş  : Seslerle ilgili korkular vardır.(Motor gürültüsü, karanlık,yabani hayvanlar,annenin evden ayrılışı)

5 yaş  : Daha çok görsel ve somut korkular söz konusudur. (Düşme,bir yerini incitme, karanlık korkusu,annenin eve dönmeyeceği korkusu )

6 yaş :Korkuların daha yoğun görüldüğü bir yaştır. Özellikle seslerle ilgili korkular söz konusudur.(Kapı zili,telefon,böcek ya da kuş sesi ) hayalet,  cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği korkusu, kaybolma korkusu,su, ateş, fırtına, şimşek, yalnız uyuma,eve gelince anneyi bulamama, kaybetme korkusu, başkalarının onu döveceği korkusu söz konusudur. Bu yaşın genel bir özelliği de ciddi incinmelerde cesur ama küçük incinmelerde (parmağa kıymık girdiğinde ) fazlasıyla panik yaşanmasıdır.

7 yaş  : Bu yaşta da pek çok korkular vardır. Karanlık, bodrum, tavan arası korkusu, gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama , savaş,  hırsız,  dolap içinde ya da yatak altında birinin saklandığı düşünceleri vb korkular söz konusudur. Okuduklarından, televizyonda gördüklerinden fazlasıyla  etkilenme,  endişelenme görülür.

8 – 9 yaş: Bu yaşlarda endişe ve korkular daha azdır.Daha gerçekçi korkular, bir şeyi yapamamak, okulda başarılı olamamak,arkadaşları tarafından dışlanmak gibi kişisel endişeler söz konusudur.

10 yaş           :Genelde 1-2 yıl sonrasına göre korkuların daha az olduğu bir yaştır.

Hayvanlardan özellikle yılandan korkulur. Bu yaşta yükseklik,yangın,kötü adam korkusu da söz konusudur.

KORKU TEPKİSİ NASIL GELİŞİR

Ülkemizde, korku evde, okulda bir disiplin aracı olarak sık kullanılmaktadır.”Beni üzersen hastalanıp  ölürüm,  annesiz  kalırsın!” ,” Seni disipline vereceğim, başka okula gidersin!“ gibi sözler çocukları içten içe tedirgin ederek ,bir süre için sindirebilir. Buna benzer; çocuğu  suçlama, sindirme ve kendine acındırma yaklaşımları çocukta korkunun gelişmesine neden olmaktadır.

Kimi evde çocuk, korkutulmadığı  halde ürkektir, korkaktır. Anneler çocuklarını hiç korkutmadan eğittiklerini  söylerler, ancak temelinde  annenin kendisinin birçok korkusu olduğu ortaya  çıkar. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması,  kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan  yatamaması gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.

Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı  evlerde sıklıkla görülen başka bir durum da, aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumdur. Bu tutumla  yetişen  çocuğa, “Aman düşersin!” ,  “Çocuklara sokulma döverler.”, ” Sen karşıya  geçemezsin, dur ben geçireyim.”diyerek çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır. Çocuk adım atsa yanında birisi vardır ve yardıma hazırdır. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış bir çocuk, neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye olanak bulamaz. Her şeyden ürker, kendi gölgesinden bile korkar.

Kimi evlerde sık başvurulan bir yöntem de ; “Sus, Allah baba seni taş eder! Çarpılırsın! Allah  her yaptığını görür! vb.gibi”. Bu yönteme sık sık başvurulması, çocuğun kendini kötü hissetmesine yol açabilir.

ÖNERİLER

        Çocuğunuzun korktuğu şeyleri bulmaya çalışın.(Karanlıktan mı, garip seslerden mi?)Korkusuna saygı gösterin. Onu dinleyin ve anlayışla karşılayın.

        Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.

        Çocuğunuz korktuğunda onunla alay etmeyin ve korkusunu küçümsemeyin.(Erkek adamsın,korkacak ne var gibi sözleri kullanmayın.)

        Korkularından başkalarının yanında söz edip onu küçük düşürmeyin ve utandırmayın.

        Korkuları karşısında sabırsızlanıp ona bebekmiş gibi davranmayın.

        Çocuğunuzun hazır olduğunu hissetmiyorsanız korktuğu nesne ya da durumla yüzleştirmek için asla acele etmeyin.

 Ona yardımcı olmaya çalışmadan önce uygun bir süre korktuğu  durumdan geri çekilmesine fırsat tanıyın.

        Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla yaklaşmasını sağlayın. (Yüksekten korkuyorsa az yüksek yerlere çıkarmakla, köpekten korkuyorsa köpek yavrusunu sevdirmekle , sabundan ve yıkanmaktan çekiniyorsa başlangıçta sadece sırtını sabunlamakla işe başlayabilirsiniz.)

        Çocuğunuzun korkusunun belirli yaş dönemlerinde çocuklarda görülen korkulardan olup olmadığını öğrenin. Yaş düzeyinde bir korku ise üstünde durmayabilirsiniz. Aşırıysa ve zamanla geçmiyorsa bir uzmanla görüşmeniz yararlı olabilir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

0 (242) 316 98 99

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

PARMAK EMME

Bebekler anne karnındayken parmaklarını emdiklerinden, çocuğun doğumundan 1-2 yıl sonraya kadar da aynı davranışı göstermesi normaldir. Genellikle 2 yaşın sonunda kaybolur. Ancak buna rağmen aynı davranış devam ederse diş ve parmak deformasyonlarına yol açabilir.

Çocuğun parmak emmeyi bırakması konusunda anne- baba, akran ve öğretmenleri tarafından uyarılması bu davranışın artarak devam etmesine yol açabilir. Yeni bir kardeşin doğumu nedeniyle ilgiyi üzerine çekmek isteyen çocuk da parmağını kardeşi gibi emebilir. Ayrıca; aile içi problemler, göç, deprem gibi stres durumları da çocukta hayatın daha eski ve mutlu dönemlerine dönme isteğini uyandırabileceği için parmak emme davranışı görülebilir. Çok fazla koruyucu, kollayıcı, çocuğa küçükmüş gibi davranan ebeveynlerin çocuklarında da bu davranış görülebilir. Sıkıntı, kaygı, birikmiş öfke, değersizlik ve güvensizlik duyguları, yakın kaybı, aile içi huzursuzluklar ve süreğen rahatsızlıklar vb. gibi durumlar da çocukta huzur dolu bebeklik dönemlerine dönme ihtiyacıyla beraber parmak emme davranışına yol açabilmektedir.

ÖNERİLER

        Öncelikle 2 yaşına kadar bu alışkanlık anne – baba tarafından görmezlikten gelinmelidir.

        Bu davranışın altında yatan sebeplerin belirlenerek çözüm yollarının geliştirilmesi yararlı olabilir.

        Parmak emen çocuk anne – baba, akran ve öğretmenleri tarafından uyarılamamalıdır.

        Aileler çocukların parmağına acı biber sürme, ellerini kollarını bağlama, eline parmağına iğne batırma ya da ellerine vurma gibi sorunun daha da kalıcı hale gelmesine yol açan yöntemlere başvurmamalıdır.

        Bebeklerin anne sütünü iyi almaları, çocukların uygun bir şekilde beslenmeleri de önem taşımaktadır. İyi beslenen ve annenin sıcaklığını, ilgisini yeterince alan çocuklarda parmak emme davranışı genelde görülmez.

        Çocukların yeni bir kardeş gelmeden önce bu konuda hazırlanması, çocukta konumunun aynen devam edeceği güvenini oluşturarak gerginliği ortadan kaldırabileceğinden parmak emme davranışı ortadan kalkabilir.

        Özellikle fazla yorgun, rahatsız, mutsuz çocuklarda bu alışkanlık görülmektedir. Bu nedenle çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet  imkanları, oyun ortamları sunulmalıdır.

        Eğer yaşı uygunsa, çocuğa isterse bu alışkanlığı terk edebileceği, bunu başarabilecek güçte olduğu telkin edilebilir.

        Alternatif Tepki: Çocuğun parmak emme hareketini her tekrarlaması sırasında yapabileceği alternatif bir davranış bulunabilir. Örneğin: parmağını emdiğini fark ettiği anda durup yumruğunu sıkabilir ya da bir eşyayı tutabilir.

        Ebeveynlerin bu konuda unutmaması gereken en önemli şey pekiştirilmeyen davranış sönebilir. Parmağını emen çocuğu görmezlikten gelerek, dikkatini hoşlandığı bir ortama çekmek ve bu davranışın altında yatan nedenleri bulup çözüm getirmek en etkili yoldur.

TIRNAK YEME

Tırnak etini ya da tırnağı dişiyle koparma ya da kemirme davranışına tırnak yeme alışkanlığı denir. Genellikle 3-4 yaşlarından sonra ortaya çıkmaktadır. Çocukların % 35’inde, ergenlerin ise % 45’inde görülen bu davranış, genellikle ergenlik döneminden sonra sona ermektedir.

Ailede tırnak yiyen bir bireyin örnek alınması, aile içinde baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterince ilgi ve sevgi görememe, korku ve endişe, öfke ve saldırganlık, üzüntü ve sıkıntı, gerilim ve kaygı, değersizlik ve güvensizlik gibi duygular, aile içi huzursuzluk ve iletişim problemleri, anne baba geçimsizlikleri, yakın kaybı ve deprem gibi travmatik yaşantılar ve anne-babanın çocuklar arasında ayrım yapması gibi nedenler yer almaktadır.

Tırnak yeme sağlık açısından zararlıdır. Kişi tırnağını yemeyip sadece kopardığını iddia etse de arada yutulan tırnaklar başka bir hastalığın çıkmasına yol açabilmektedir.

ÖNERİLER

        Özellikle küçük yaşlarda tırnak yeme davranışı, anne-baba tarafından görmezlikten gelinmelidir. Eğer bu alışkanlık devam ederse; bu davranışın altında yatan sebeplerin neler olabileceği bulunarak, çözüm yoluna gidilmelidir.

        Tırnak yeme davranışından ötürü çocuğu azarlamak, korkutmak, cezalandırmak gibi baskı yöntemlerinin uygulanması davranışın daha da artarak devam etmesine yol açabilmektedir.

        Çocukları korku ve kaygı yaratan ortam ve durumlardan uzak tutmak gerekmektedir.

        Küçük yaştaki çocuklar kaygı ve korku verici, şiddet içerikli filmler, televizyon programları, bilgisayar oyunları vb. gibi görüntülerden korunmalıdır.

        Çocuk tırnağını yerken çocuğun ilgisi başka yöne çekilebilir. Örneğin: “Gel  seninle oyun oynayalım” gibi.

        Tırnak yemenin çok kötü bir davranış olmadığı, istenirse kolaylıkla vazgeçilebileceği çocuk ve gençlere anlatılmalıdır. Buna inanan çocuk, alışkanlığından vazgeçebilmek için çaba gösterecektir.

        Çocuğun kil, kum, su, hamur, çamur gibi gerginliği ortadan kaldırıcı ve rahatlatıcı malzemelerle oynamasına ortam oluşturmalıdır.

        Alternatif Tepki: Çocuğun tırnak yeme hareketini her tekrarlaması sırasında yapabileceği alternatif bir davranış bulunabilir. Örneğin: Tırnağını yediğini fark ettiği anda durup yumruğunu sıkabilir ya da bir eşyayı tutabilir.

            Parmak emme tırnak yeme sorunu devam ederse profesyonel yardım alınarak çocuklara yönelik sanat terapisi teknikleri ile psikolojik değerlendirmeleri yapılabilir. Tedavide aile terapisinden yarar sağlanabilir.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 316 98 99