BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

BY: admin

Psikiyatri Yazıları

Yorumlar:Yorum yapılmamış

Temel özelliği yaygın ve abartılı bakım alma ihtiyacı ve buna bağlı oluşan yapışkan davranışlar, itaatkarlık, ayrılma korkusu ve kişiler arası bağımlılıktır.

Kendinden kuşkuculuk ve kendine yenilmişlik hali ile birlikte olan düşük benlik saygısı vardır.

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN YERLEŞİK DÜŞÜNCELERİ

  • Zayıf biriyim ve başkalarına muhtacım.
  • Ne yapmam gerektiğini söyleyecek ya da kötü bir şey olduğunda bana yar­dımcı olacak birinin hep yanımda olmasını isterim.
  • Bana yardımcı olacak kişi, isterse destekleyici ve güven verici biri olabilir.
  • Kendi başıma bırakıldığımda kendimi çaresiz hissediyorum.
  • Daha güçlü birine bağlanmadıkça kendimi yalnız hissediyorum.
  • Olabilecek en kötü şey terk edilmektir.
  • Sevilmezsem hep mutsuz olurum.
  • Bana yardımcı olan ya da destekleyen kişiyi gücendirecek, kızdıracak hiçbir şey yapmamalıyım.
  • Onun benim için iyi dileklerini sürdürmesini sağlamak için hep boyun eğme­liyim, ona yaranmalıyım.
  • Ona her zaman ulaşabilmeliyim.
  • Olabildiğince yakın bir ilişki kurmalıyım.
  • Kendi başıma karar veremem.
  • Başkaları gibi baş edemem.
  • Karar vermek için ya da ne yapmamı söylemeleri için başkalarına gereksini­yorum.

NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

Bağımlı kişilik kadınlarda erkeklerden daha sıktır.Bir çalışmada tüm kişilik bozuklukları içinde,hastaların %25’ine bu tanı konmuştur. Genç ve çocuklarda daha yaygındır. Özellikle kronik fiziksel bozukluğu olan çocuklarda bu bozukluğa eğilim daha fazladır.

                        DSM-5 (TANI ÖLÇÜTLERİ)

        Aşağıdakilerden beşi (ya da daha çoğu) ile belirli, erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan, boyun eğici ve yapışkan davranışlara ve ay­rılma korkularına yol açan, ilgilenilme gereksinmesi ile giden yaygın bir örüntü:

*Başkalarından çok öğüt ve güvence almadıkça gündelik kararlarını ver­mekte güçlük çeker.

*Yaşamının çoğu önemli alanında, kendisinin yerine başkalarının sorumlu­luk almasına gereksinir.

*Desteklerini çekecekleri ya da kabul görmeyeceği korkusuyla, başkala­rıyla aynı görüşte olmadığını söylemekte güçlük çeker. (Not: Cezalandırıl­maktan gerçekçi bir biçimde korkmayı bu kapsamda değerlendirmeyin.)

*Kendi başına bir işe girişmekte ya da bir iş yapmakta güçlük çeker (iste­ğinin ya da yapacak gücünün olmadığından çok kendi yargılarına güven­mediğinden ya da yapabileceğine inanmadığından).

*Başkalarından bakım ve destek sağlayabilmek için, hoş olmayan işleri yapmaya gönüllü olmaya dek giden ölçüde aşırı uçlara gider.

*Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korkuları yüzünden, tek başına kaldığında kendisini rahatsız ya da çaresiz hisseder.

*Yakın bir ilişkisi sonlandığında, bir bakım ve destek kaynağı olarak, ivedi­likle başka bir ilişki arayışı içine girer.

*Kendi kendine bakmak durumunda bırakılacağı korkularıyla, gerçekçi ol­mayan bir biçimde uğraşır durur.

*Temel özelliği yaygın ve abartılı bakım alma ihtiyacı ve buna bağlı oluşan yapışkan davranışlar, itaatkarlık, ayrılma korkusu ve kişiler arası bağımlılıktır.

*Erkeklerde ve kadınlarda eşit oranlarda görülür.

*Kendinden kuşkuculuk ve kendine yenilmişlik hali ile birlikte olan düşük benlik saygısı vardır.

KLİNİK BELİRTİLER

*Bu kişilerin kendi gereksin­meleri ve sorumlulukları başkalarınınkilerden sonra gelir ve kendileriyle ilgili kararla­rı başkalarının almasını isterler.

*Sömürüye dayalı ilişkilere katlanabilirler.

*Kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine gereksinirler.

*Tek başına kalmaya katlanamazlar ve işyerinde sürekli bir gözetim altında tutulmaya gereksinirler.

* Edilgendirler, aynı görüşte olmadıklarını ifade etmekte zorlanırlar.

*Özgüven eksikliği duruş biçimlerinden, seslerinden, hal ve hareketlerinden de bellidir.

*İşbirliği yapmaya yatkın olmaya ve uysal olmaya ileri derecede eğilim gös­terirler, iddiacı ve haklarını savunucu biri olmaktansa kabullenici ve yatıştırıcı biri olmayı yeğlerler.

*Büyük sosyal gruplardan ve ses getirici olaylardan nefret ederler ve ilgi çekmekten kaçınmak için yapmadıkları kalmaz.

*Arkadaşları tarafından ço­ğu kez düşünceli ve eli açık, bazen gereksiz yere özür dileyici ve boyun eğici (ita­atkâr) biri olarak görülürler.

*Komşuları, bu kişilerin yumuşak başlılıklarından içten ve cana yakın tutumlarından ve davranışlarındaki yumuşaklık ve incelikten çok etkileniyor olabilir.

*Sıcaklıklarının ve hatırşinas davranışların altında kabullenilmek ve onaylanmak üze­re bir güven arayışı yatıyor olabilir. Bu gereksinmeleri zorlandıklarında özellikle be­lirgin bir hale gelebilir.

*Bağımlı kişiler, böyle zamanlarda açık çaresizlik belirtilerini ve yapışkan tutumlarını açıkça sergileme eğilimi gösterirler. Hatta himaye edilmeleri için yalvarıp yakarabilirler.

*Duygu durumları çoğu kez depresif bir havaya bürünebilir ve açıkça kederli ve üzüntülü olabilirler. Kişilerarası ilişkilerde aşırı uzlaşmacı ve ken­dilerinden verici olabilirler.

*Bağımlı kişiler, kendileri ve başkaları hakkındaki ilgi alanlarını dar bir çerçeve içi­ne sığdırırlar.

*Dünyaları dardır ve karşılaşabilecekleri zorluklarla ilişkili olarak iç görüleri azdır ve Polyanna benzeri bir tutumları vardır.

*Naif, dış dünyayı algılamada ye­tersiz ve özeleştiriden yoksundurlar. Her şeyin sadece “iyi” yanlarını görme eğilimin­dedirler.

*Bağımlı kişiler, Polyanna cilasının altında, aslında yaşamanın tadına çok az var­maktadırlar.

*Bir kez “saçları önlerine düşünce”, karamsarlık, düş kırıklığı ve elem keder duygularından söz edebilirler. Sessiz sessiz ıstırap çekerler.

*Kendilerini, en azından yüzeysel olarak, düşünceli, saygılı ve işbirliği yapabilen, aşırı tutkulu olmayan ve isteklerinde ölçülü bir kişi olarak görürler.

*Daha yakından in­celendiklerinde, belirgin kişisel yetersizlik ve güvensizlik duygularının olduğu açığa çı­karılabilir.

*Kendilerini olduğundan daha aşağı görme eğilimindedirler, herhangi bir yeteneklerinin, erdemlerinin ve çekiciliklerinin olmadığını ileri sürerler.

*Başarısızlıkla­rını ve hatalarını büyütürler. Kendilerini başkalarıyla karşılaştırdıklarında yetenekleri­ni önemsemezler, niteliklerine önem vermezler, daha aşağı oldukları yanlarını vurgu­larlar ve başkalarının başına açtıkları sorunlar için kendilerini suçlayıp dururlar.

*Böy­lesine kendilerini küçümsemelerinin gerçekle ilişkisi ise çok azdır. Kendilerini böyle aşağı görme tutumlarının, değersiz ve sevilmeyen biri olmadıklarına ilişkin kendileri­ne güven verilmesini sağlamaya yönelik olduğu düşünülebilir. Bu yolla onay görme­lerini sağlıyor olabilirler.

*Bağımlı kişiler, yetersiz ve daha aşağı olduklarını öne sürerek, almak zorunda oldukları, ancak almak istemedikleri sorumluluklardan kaçarlar.

*Benzer bir biçim­de, kendilerini aşağı görme tutumları başkalarının ilgisini çeker ve onların şefkat duymalarına yol açar, ancak bağımlı kişiler, bunu yaptıkları için de suçluluk duygusu­na kapılırlar.

*Bağımlı kişilerin bu tür önlemler ve çatışmalara bilinç düzeyinde kat­lanmaları da zordur. Bu yüzden, kendileriyle barışıklık sağlayabilmek için, yaşadık­ları duyguları ve uyguladıkları aldatıcı yolları inkâr etme eğiliminde olurlar.

*Ayrıca, yetersizliklerini mantığa büründürerek açık bağımlı olma gereksinmelerini gizleye­bilirler.

*Bunun için başlarına bedensel bir hastalık, talihsiz bir durum ya da benzer bir durumun geldiğini söylerler.

*Toplumsal olarak kınanmaktan korunmak için id­diacı dürtülerini dışa vurmamaya çalışırlar, eleştiriye ya da dışlanmaya yol açabile­cek duygularını yadsırlar.

*İç dengelerini sürdürebilmeleri için suçluluk, utanç ve kendi kendilerini kınama duygularını aşırı göstermemeye özen göstermele­ri gerekir.

*Bağımlı kişilerin kendi içlerinde gördükleri yetersizlikler, boşluk duygusu ve tek başına kalma korkusu yaratabilir.

*Böylece kendilerini daha güçlü ve destekle­yici bir kişinin ayrılmaz bir parçasıymış gibi görürler. Birlikte oldukları kişilerin yeterlikleriyle bütünleşerek, kendilerinin yetersiz olduğu düşüncesinin yaratacağı kaygıdan uzak durabilirler. *Paylaşılmış yeterlilik yanılsamalarıyla yücelmekle kalmazlar, aynı za­manda özdeşim yaparak, kurdukları bağların sağlam ve çözülemez olduğuna ilişkin inançları da güçlenmiş olur.

*Bağımlı kişinin savunmalarına inkâr mekanizması egemendir. Bu, en açık ola­rak bağımlı kişinin Polyanna niteliğindeki düşüncelerinde görülür.

*Bağımlı kişiler, kişilerarası gerginlik ve huzursuzluğu yumuşatmaya karşı her an hazırdırlar.

*Konuş­maları “şurup” gibi tatlıdır, rahatsız edici olayları sürekli gizleyebilirler ya da oldu­ğundan daha iyi gösterebilirler.

*Özellikle tehdit edici olan kendi düşmanca dürtü­leridir, güvenliklerini ve kabul edilmelerini tehlikeye atabilecek herhangi bir içsel duygu ve düşünce hemen uzaklaştırılır.

*Bağımlı kişiler için başlıca sorun, destek alabilecekleri bir gücü bulamamaları, kendilerini beceriksiz ve hep yanılgıya düşecekmiş gibi hissetmeleridir, bu yüzden ge­reksinmelerini sağlayacak yetilerden yoksundurlar.

*Bunları gördükçe, yaşamın ni­metlerine ulaştıracak gerekli yetilere ve deneyimlere yalnızca başkalarının sahip ol­duğunu düşünürler.

*Böylece kendi sorumluluklarından uzak durmanın, yapılacakları başkalarına bırakmanın ve kaderlerini başkalarının ellerine teslim etmenin en iyisi ol­duğu sonucuna varırlar.

*Bağımlı kişiler, amaçlarına ulaşmak için, başkalarına bağlanmayı, bireyselliklerini göz önünden silmeyi, farklılıklarını görmezden gelmeyi, güç gösterisinden kaçmayı, kabullenilmek ve destek görmekten başka bir şey istememeyi; başka bir deyişle, ça­resizlik, boyun eğme ve uyum gösterme tutumunu çok iyi öğrenmişlerdir.

*Hayranlık duymalılar, seviyor olmalılar ve “her şeylerini” vermeye hazır olmalıdırlar. Ancak tam bir boyun eğme ve bağlılık ile sürekli ilgi ve sevgi görebilirler.

*Çoğu bağımlı kişi de ana babasında gördüğü örneklerle, nasıl sevgi ve hayranlıkla yaklaşacağını öğrenmiş­tir.

*Ayrıca önemli olan diğer bir nokta bu kişilerin çoğunun “daha aşağı olma” rolü­nü de iyi öğrenmiş olmasıdır. Böylece bağlı oldukları “üstün” kişilere de, yararlı, güç­lü, yeterli olma duygularını yaşatırlar.

*Bağımlı kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, kişide rahatsızlık uyandıran ve kişi­nin işlevselliğinde bozulmaya yol açan olağandışı bir bağımlılıktır.

*Başkalarına yaslan­maya aşırı gereksinme, boyun eğen ve yapışkan bir tutum ve ayrılma korkusu önde gelen özellikleridir.

*Bağımlı kişilik bozukluğuna özgü uyum bozukluğuna neden olan tepkileri en çok tetikleyen durum ya da olaylar kendine güvenmelerinin beklendiği ve tek başına kal­dıkları durumlardır.

*Bağımlı kişiliklerin davranışları yumuşak başlılık edilginlik ve kendine ortaya koyamama ile belirlidir.

*Kişilerarası ilişkilerinde başkalarını sevindirme, kendinden ver­me, başkalarına yapışma ve sürekli olarak başkalarından güvence alma arayışında ol­ma gibi davranışlar sergilerler.

*Yaşamlarının önemli alanlarında sorumluluğu kendi­lerinin yerine başkalarının almasını beklerler.

*Bağımlı kişilik bozukluğu olanlar kolay etki altında kalırlar. Yaşama karşı Polyanna tutumu sergilemeye kolaylıkla uyum sağlarlar. Dahası, zorlukları küçümseme eği­liminde olurlar saflıklarından ötürü her şeye kolaylıkla inandırabilirler ve başkala­rı onlardan çıkar sağlayabilir.

*Hiçbir şeyi eleştirmeyen, her şeyi olduğu gibi kabul eden, olayları tam kavrayıştan uzak kişilerdir.

*Kendilerini, güvensizlik içinde ve kaygılı olarak duyumsarlar.

*Kendilerine güven­leri olmadığı için tek başına kalmaktan önemli ölçüde rahatsızlık duyarlar.

*Bırakılıp gidilme ve başkalarından kabul görmeme düşüncelerini sürekli düşünmekten kendi­lerini alıkoyamazlar.

*Kaygılı ve korku içinde olmalarının yanı sıra iç sıkıntısı çekerler ya da üzgün olurlar.

*Başkalarıyla olan bağlantılarında kendilerini değersiz hissetme ve başkalarına olumluluk yükleme eğilimleri vardır.

*Kendilerini tanımlarlarken başkalarının gözlükle­rini kullanırlar.

*Kendilerine bakış açıları “İyiyim ama yeterli değilim ya da kırılganım” biçiminde­dir. “Başkaları benim için gerekeni yapacaklar (çünkü ben kendim yapamıyorum)” görüşünü taşırlar.

*Bu kişiler, kendilerini, hiçbir işe gücü yetmeyen ve yetersiz kişiler olarak görürler. Dünyayı da kendi başlarına baş edemeyecekleri tehlikeli bir yer olarak görürler.

*Do­layısıyla daha güçlü ve yeterli bir başkasına yaslanmaları ve o kişinin kendilerini ko­ruması gerektiği sonucunu çıkartırlar.

*Bu kişilerin başlıca düşünsel çarpıtmaları bağımsızlık ile ilgili olarak “ya hep ya da hiç” biçiminde düşünmedir.

*Sözgelimi, ya başka birine tam bağımlı olduklarına ya da tek başlarına olduklarına ve hiç bağımlılık göstermediklerine inanırlar.

*Her şeyin ya tam doğru ya da tam yanlış olduğuna inanırlar, onlar için ya tam bir başarı vardır ya da tam bir başarısızlık.

*Bu kişilerin başlıca ikinci düşünsel çarpıtmaları, özellikle in­san ilişkileriyle ilgili olarak korkunçlaştırmadır.

*”Bunu hiçbir zaman kendi başıma ya­pamam”, “”Ben yapamam”, “Bunu yapabilecek denli yeterli biri değilim” gibi yerle­şik düşünceleri vardır.

*Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler, yakın bir ilişkileri sonlandığında (sevgiliden ayrılma, bakım erenin ölümü gibi) bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.

*Yakın ilişkileri olmadığında işlev göremeyeceklerine ilişkin inançları, bu kişilerin çok kısa bir süre içinde başka birine gelişigüzel bağlan­malarına yol açar.

*Bu ölçütün karşılanabildiğini düşünebilmek için bu korkular aşırı ve gerçekdışı olmalıdır. Sözgelimi, kendine bakılması için oğlunun evine taşınan kanser­li yaşlı bir hasta, yaşam koşulları göz önünde bulundurulduğunda uygun olarak kabul edilebilecek bağımlı davranışlar sergiliyor olabilir.

*Bağımlı kişilik bozukluğu olan bireyler genellikle kötümserdirler, kendilerinden kuşkulanırlar, yeteneklerini ve sahip oldukları şeyleri küçümseme eğilimi içinde olur­lar ve sürekli olarak kendilerini “aptal” olarak tanımlıyor olabilirler.

*Eleştirileri ve ka­bul görmemeyi değersizliklerinin birer kanıtı olarak değerlendirirler ve kendilerine olan güvenlerini yitirirler.

*Başkalarının kendilerini aşırı bir düzeyde koruyup kollama­sını ve kendilerinin üzerinde egemenlik kurmasını isterler.

*Bağımsız girişim gücünü gerektiriyorsa mesleki işlevsellikleri bozulabilir. Sorumluluk almalarını gerektiren ko­numlardan kaçınabilirler ve karar vermelerinin gerektiği durumlarda endişeli ve ger­gin olurlar. Toplumsal ilişkileri kişinin bağımlı olduğu birkaç kişi ile sınırlıdır.

TEDAVİ

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler sıklıkla bağımlı ilişkilerini gerçek ya da tehdit eden kayıp sonucu ortaya çıkan depresyon ya da anksiyete yakınmaları

nedeniyle terapiye ihtiyaç duyarlar.

Bireysel psikoterapilere iyi yanıt verirler. Bağımsız işlevselliği geliştirmek için grup terapisi ve bilişsel davranışçı  terapiler kullanılabilir.

İç görü eksenli terapiler ile hastanın önceki davranışları anlamaya ve terapistin de desteğiyle, daha bağımsız, daha güçlü ve kendine güvenli olabilmeleri sağlanmaya çalışılır. Bu hastalar terapistle aşırı bağımlı bir ilişki talep ederler, bu da bağımlılıklarını artıran karşıt aktarım sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olur.Terapist aşırı koruyucu ya da direktif olabilir uygun olmayan garanti ve destek verebilir ya da terapiyi gereksiz yere uzatabilir, aşırı beklentisi olabilir yada çok ihtiyacı olan hastadan kendini geri çekebilir. Olgularda yaygın olarak bulunan anksiyete ve depresyon gibi belirtilerle baş etmek için anksiyolotik ve antidepresan ilaçlardan faydalanılır.

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist & Psikoterapist

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

twitter/ Dr.SevilayZorlu